Gündem

Corona şoku: Bir virüs ve dünya (The Tricontinental)

Dosya No. 28

Tricontinental: Sosyal Araştırmalar Enstitüsü, Mayıs 2020

Corona Şoku: Bir Virüs ve Dünya adlı bu dosya için dünyanın dört bir tarafından sanatçı ve militanları “Corona Şok” Karalama Defteri’ne karantina dönemindeki görsel fikirlerini yansıtmaya davet ettik. Tıpkı neoliberalizmin insanlıktan çıkarması (dehumanisation) -esnek ve parçalı çalışma dünyasıyla karakterize edilir, bu da karantina altında çalışmayı mümkün kılar- altında yaşadığımız gibi, sokaklarımız ve kamusal alanlar da insanlıktan çıkarıldı, büyük ölçüde insani ve iktisadi yaşamdan arındırıldı. Delhi’deki göçmen işçi akınından Barcelona ve Kuala Lumpur’daki kadın işçilerin içinde bulunduğu kötü duruma kadar şu soru ortaya çıkıyor: olmazsa olmaz hizmetler nelerdir ve bu hizmetleri yerine getiren işçiler kimlerdir? Buenos Aires’in bomboş kalmış Plaza de Mayo’sundan Güney Afrika’da ilçelerin boşaltılmasına, New York City’deki yangın çıkışlarına asılan pankartlardan São Paulo’daki panelaços‘un (tencere tava eylemi) sloganlarına, merak ediyoruz: sosyal mesafe kuralıyla kitlesel direnişin şekli nasıl olabilir? Küba tıp tugayları ve Çin’deki sivil kolektiviteyle ilgili çizimler bize bu konjonktürde insani ve devlet öncülüğündeki dayanışmanın hayati önemini hatırlatıyor. Bu Karalama Defteri bize anlık bir resim sağlıyor ve bunu nasıl doldurup insanileştireceğimizi soruyor -bu boşaltılmış ve tekinsiz sokaklar ve mekânlar; coronavirüsten sonra nasıl bir gelecek yaşamın mümkün olacağını hayal etmemize olanak sağlıyor.

“Ev”, Hindistanın Göçmen işçileri için uzak bir hayal.
Delhi, Hindistan
Vikas Thaukur, Tricontinental Sosyal Araştırma Enstitüsü

Hindistan’da hükümet sokağa çıkma yasağı ilan edince göçmen işçiler tüm ülkeyi kitlesel halde kat ettiler. Bu işçiler, pandemiden önce zaten sadece bir lokma yiyecek için her gün ağır şartlarda çalışmak zorundaydılar -sonra COVİD-19 vurdu.

Aralık 2019’da Wuhan’da (Çin) doktorlar hastalarda bir tür virüs kaynaklı zatürre görmeye başladı. Ay sonunda bir soruşturma başlatıldı ve Çin sağlık yetkilileri resmi bir uyarı yayınlayıp Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) bilgilendirdi. Çinli yetkililer 7 Ocak’ta yeni tip koronavirüsü izole etti ve 12 Ocak’ta tanı kitlerini geliştirmekte kullanılmak üzere yeni coronavirüsün genetik dizilişini paylaştı. Hükümet, Komünist Parti ve Çin kamuyou virüsün yayılmasını kontrol altına almak için büyük bir çaba içine girdi. Bu esrarengiz patojen, resmi olarak SARS-CoCV-2 adını alan bir tür coronavirüstü; diğer solunum yollarıyla ilgili virüslere benzemeyen bu virüs hem burunda hem gırtlakta -oradan hayli bulaşıcı olabiliyor- hem de ciğerlerde -orada kişi için öldürücü olabiliyor ve çoğunlukla hemen semptom göstermiyor- yaşayabiliyor. Bu virüs tüm dünyada hızla yayılarak neredeyse her ülkeye geçti ve sokağa çıkma yasakları ve karantinalara neden oldu ve dolayısıyla toplumsal ve ekonomik hayat üzerinde muazzam -ve devam eden- bir etki yarattı. Virüs dünyanın büyük kısmında kontrol altına alınmış gibi gözükse de, bu tipin ve coronavirüsün binlerce başka tipinin ortaya çıkması beklenmelidir. 1832’de koleranın, 1918’de gribin patlak vermesi gibi bu küresel pandemi de dalgalar halinde geri dönecektir.

Virüs gittikçe daha çok insanı etkiler ve binlerce insanı öldürürken ülkeler bir biri ardına çeşitli biçim ve sürelerde sokağa çıkma yasağı uygulamasına gittiler. Karantinaların ve izolasyon kararlarının sonucunda ekonomik faaliyet neredeyse durma noktasına geldi. Uluslararası Çalışma Örgütü Corona Şoku nedeniyle yıl sonunda 25 milyonun işsiz kalacağını ve işçilerin gelirlerinin yaklaşık 3,4 trilyon dolarını kaybedeceğini belirten bir rapor yayınladı. Durum daha da kötü olabilir, işyerleri ve şirketler daha az çalışanla daha “verimli” olabilmek için yeniden yapılanmaya giderken Corona Şoku’ndan istifade ediyor. Uzun süreli işsizlik ve eksik istihdamın yanı sıra petrol piyasalarındaki belirsizliğin bir sonucu da, küresel büyüme hızının, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) belirttiği gibi büyük olasılıkla %1 civarına düşecek olmasıdır; SARS-CoV-2 ülke sınırları içinde kontrol altına alınmış göründüğünden artması beklenen Çin’in büyümesini de etkileyecektir. Hang Seng’ten Wall Street’e kadar borsaların hatırı sayılır kayıpları oldu, zaten şişirilmiş olan değerleri çöküyor.

Hükümetler ve uluslararası kuruluşlar muazzam miktarda acil fon topladı. Bu para Birleşmiş Milletler Merkezi Acil Durum Müdahale Fonu (15 milyon dolar), Dünya Baknası (12 milyar dolar) ve Uluslararası Para Fonu’nda (1 trilyon dolar) birikti ve merkez bankaları finans kurumlarına ve şirketlere borç vermek için yeni imkânlar sundu. ABD Kongresi acil durum fonuna astronomik bir rakam olan 2,2 trilyon dolarlık bir yasayı kabul etti: şirketleri beslemek için muazzam bir rakam. Sorunun finans piyasalarında nakit açığı olmadığı -2008-9 krizinde nedenlerden biri buydu- ardışık olaylar olduğu çok açık bir şekilde ortaya çıktı: coronavirüsle ilgili belirsizlik, petrol fiyatlarındaki hızlı düşüş ve işsizlik ve eksik istihdamın yaratacağı uzun vadeli sorunlar. Toplanan paraların Corona Şoku ile baş etmesi gerekiyor, ama bu paranın nasıl dağıtılacağı asıl sorun. Kapitalist bir toplumda parayı bankalara ve büyük şirketlere aktarmak bir alışkanlıktır. Ancak deneyimlerimiz bize gösteriyor ki, bu  banka ve şirketler içinde bulunduğumuz kötü durumun kilit amaçlarını karşılamak üzere nadiren bu parayı kullanmıştır: geniş halk kitlelerine destek sağlama -gelir ve iş sağlama da dahil olmak üzere- ve toplumsal eşitsizliğe uzun vadeli bir çözüm sunma. Bu yüzden Tricontinental Sosyal Araştırmalar Enstitüsü ve Uluslararası Halklar Meclisi bir belge hazırladı ki, bu belgenin dünya halklarının gözünden Corona Şoku’na cevap veren 16 maddesini bu dosyada 2 bölüm halinde yeniden üreteceğiz.

Corona Şoku: Virüs ve Dünya üç kısım halinde olacak. Birinci kısım var olan krizle sonuçlanan yapısal özellikler üzerine. İkinci kısım, Uluslararası Halklar Meclisi ve Tricontinental Sosyal Araştırmalar Enstitütüsü’nün 16 maddelik programı üzerine. Programdaki maddelerden biri, Evrensel Temel Gelir (ETG) üzerinedir. Bu, tartışmayı gerektiren karmaşık bir fikirdir. Dosyamıızın üçüncü kısmında Evrensel Temel Gelir fikrine kısa bir giriş yaptık ve kavrama getirilen bazı eleştirileri, ayrıca düşünce şeklimizi daha belirginleştirmek için bazı yol önerileri getirdik.

NUNCA MÁS/Bir Daha Asla 
Havana, Cuba Kalia Venereo / Dominio Cuba
İnsanları sağlık hakkından  yoksun bırakan noliberal politikalar #NeverAgain
Bu çizim dayanışma yoluyla pandemiyi yenmek üzere yola çıkan Kübalı doktorları temsil ediyor.  Insanları sağlık hakkından yoksun bırakan neoliberal politikasız bir gelecek için küresel sosyal medya kampanyası adına Fransa örgütlerinin ve ünlülerin çağrısına destek olarak Dominio Cuba örgütü tarafından yapıldı.

1. Kısım: Kemer Sıkma Virüsü

Küresel pandemi neoliberal aşamadaki kapitalizmin net yıkıcı eğilimlerini bize gösteriyor. Ekonomik faaliyetin yavaşlaması ve borsalardaki türbülansın yaşandığı bu konjonktür neoliberal kapitalist liderleri ve çok taraflı kurumları -ister Angela Merkel (Almanya) ve Emmanuel Macron (Fransa) ister Dünya Bankası ve IMF olsun- Keynesci olmaya dönüştürmüştür. Her biri merkez bankalarında ve maliye bakanlıklarında pencereleri açarak özel sektöre para akıttılar (ve devlet programlarını genişlettiler). Öte yandan, sağcı liderlerin -Donald Trump (ABD), Narendra Modi (Hindistan) Jair Bolsonaro (Brezilya), Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye) ve Victor Orbán (Macaristan) gibi- yabancı düşmanlığı da dahil olmak üzere zaten tiksindirici programları üzerindeki pençelerini daha da sıkılaştırmasına yol açtı. Çok sayıda uyarı almalarına rağmen, onlar için virüs nedeniyle Çin’i suçlamak pandemiyi alt etmedeki kendi başarısızlıklarının sorumluluğunu almaktan daha kolay. Bu Kuzey Atlantik liderleri ve ellerinde tuttukları kurumlar bu krizin koşullarını yarattılar ve kriz dünya halkları için -özellikle Küresel Güney- sürdürülemez bir toplumsal duruma yol açtı. Krizi, tümüyle pandemiyle açıklanabilecek sadece bir dizi koşuldan ortaya çıkmış gibi ele aldılar; medya başlıkları “krizi coronavirüs yarattı” diye ilan etti. Bu virüs -öteki benzer virüsler gibi- ormanların insanlar tarafından talan edilmesini ve uygarlık ile yaban doğa arasındaki denge temel sorununu ortaya koyar. Miguel Tinker Salas ve Victor Silverman’ın La Jornada‘da yazdığı gibi, virüs doğanın bir ürünüyken, kriz neoliberalizmin ürünüdür.

Ne var ki, 1970’lerden beri (ve 1991’de Berlin Duvarı’nın yıkılışından sonra daha yoğun olarak) neoliberal küreselleşme projesi giderek çarpıcılığı artan insanlıktan çıkarma düzeyleri göstermiştir -kamu kurumlarındaki kesintiler ve sosyal politikalara yönelik tasarruflar da dahil olmak üzere. Bu insanlıktan çıkarma. çoğunlukla güvencesiz işlerin yarattığı türbülans, talep yaratmak amacıyla baskılanmış gelirleri olan insanlara verilen sürdürülemez krediler ve sermayenin sanayiden finansa daha fazla kaymasından kaynaklanan bir krizler döngüsüyle şiddetle sarsıldı. Ortaya çıkan krizler kapitalizme meydan okuyan halk mücadeleleri dalgasından kaynaklanmadı; tam tersine neoliberal aşamadaki sermayenin insanlıktan çıkmış mantığından kaynaklandı. Krizler, çoğunlukla hastalıktan daha kötü olan çarelerle çözüldü.

Yeni coronavirüs kapitalist uygarlığın çürümüşlüğünü ortaya koyuyor. Pandemi kontrol altına alındıktan sonra belki dünya aynı kalmayacak. Aşınmış neoliberal devlet ya neo-faşist projeden yana devlet yapıları tarafından devralınacak, ya da insan ihtiyaçlarını kârın önüne koyan halk kurumları ve halk hareketi inşa eden bir yapı tarafından. Bu güçlü bir seçenek. Neoliberal blokun içindeki bazı kesimlerde, Corona Şoku sırasında acil durum açısından hangi toplumsal nitelikli politikalar uygulanırsa uygulansın geri alınmasının zor olacağına dair endişeler var; bu dönemde elde edilen her tür kazanımın, acil kriz bittiğinde yerli yerinde kalmasını güvence altına almak için ataletten fazlası gerekiyor.


FORA BOLSONARO! | DEFOL, BOLSONARO!
São Paulo, Brazil
Ingrid Neves / Tricontinental: Institute for Social Research
“Defol Bolsonaro”, “defol Faşist” ve “o değil” karantina altındaki Brezilya’da panelaços (tencere tava çalınarak yapılan protestolar) sırasında ortalığı inleten sloganlardan bazıları. Karantina sesleri, tencere tavaları ve gürültü çıkaranları büyük şehir merkezlerinde Başkan Jair Bolsonaro hükümetine karşı birleşmekten alıkoymadı.

Küresel pandeminin ortaya çıkardığı kriz sağlık meselesini kat be kat aşıyor. Şu andaki kaos ve belirsizliğin ötesinde, yeni bir toplumsal model ve siyasi düzenin yakın gelecekte mümkün olup olmadığı sorusu soruluyor.  Felsefeciler Slavoj Žižek ve Buyung-Chul Han arasındaki tartışmada bir gelecek fikri öne sürdüler: Ortaya çıkacak şey bir tür “yeniden keşfedilmiş komünizm”e mi benzeyecek yoksa büyük verilerin desteklediği bir tür polis devletine doğru mu gelişecek?

Bu sorulara verilecek a priori (önsel) bir cevap yoktur. Günümüzdeki kriz, geçmiş on yıllarda hızlanmış ve küresel pandeminin sonucunda patlak vermiş  olan bir dizi birikmiş eğilimin bir parçasıdır. Krizin dört yapısal karakteristiğinin ele alınması gerekir: derinleşen finansallaştırma, ABD hegemonyasının çökmesi, emeğin yerini teknolojinin alması ve üretkenlikteki artış, ve neoliberal devletin krizi.

Finansallaştırma Dalgası

2008 kredi krizinden çıkış yolu olarak sunulan şey tam bir çıkış değildi. Avro bölgesi ülkelerinin yanı sıra ABD ve Birleşik Krallık tarafından benimsenen yatırım bankaları ve büyük finans dışı şirketleri kurtarma politikası bir küresel hiper likidite (yani aşırı dolar fazlası) süreci yarattı. Sermaye ne zaman zayıf kârlılıkla karşı karşıya kalsa hep spektülatif fiktif faaliyeti tercih eder -örneğin borsalara koşar; şimdiki dönemde finans sektörünün real ekonomiye oranla  niceliksel boyutu afallatıcı düzeydedir ve krizi benzersiz kılan da budur.

Finansallaştırma sürecine yönelik çeşitli unsurlar vardır. Bu süreç 1980’lerden itibaren finans sektöründe hisselerin suni olarak yükselmesine neden olunmasına ve üretici sektörün yarattığı artı değerin büyük kısmının finans şirketleri tarafından yutulmasına gönderme yapar. Ailelerde -özellikle işçi sınıfından ailelerde- günlük yaşamı finanse edebilmek için çeşitli türlerde muazzam borçlar birikir; bu borçlar hisse senetlerine çevrilir ve finans dünyasının dev casino‘sunda dolaşıp durur. Şu anda tanık olduğumuz şey, ekonomik faaliyette niteliksel bir değişimdir, yani üretim faaliyetlerinden gelen eski kârlılık krizlerinin yanı sıra dolaşım alanında finansın istikarsızlığından yeni krizler doğar.

Bu büyük para fazlalığı küresel bir üretim yatırımları sürecini tetiklemedi. Tam tersine, dünyadaki paranın büyük kısmı bir kez daha devlet borçlarına ve mali varlıklara eklendi (yeniden canlandırılan hisse alımları aracılığıyla olanlar da dahil olmak üzere) ve finansallaştırma sürecinin hızlanmasına neden oldu. Devlet tahvili gibi araçlar aracılığıyla yeni mali varlık baloncukları şişti ve finans, yeni teknolojik sektörlerde şirketlere sermaye yaratmaya kaçtı.

Teknoloji şirketleri borsaları domine etmeye başladı ve dünya likiditesinin hatırı sayılır bir kısmını yuttu; bu yutma sermayenin, genel olarak, özellikle ABD şirketlerinde (Apple, Amazon, Alphabet, Microsoft ve Facebook en yüksek değerlere sahip şirketlerdi) merkezileşmesiyle karakterize edildi. Bu ABD teknoloji şirketleri, Çin teknoloji şirketlerin büyümesiyle -örneğin Huawei- temel bir rekabet altına girdi; Huawei’in 5G gibi alanlarda ilerlemesi ABD şirketlerinin, onlara fikri mülkiyet hakları üzerinde tekel üstünlüğü sağlayan bu alandaki tahakkümünü tehdit ediyor. ABD’nin Çin’e açtığı ticaret savaşı, doğrudan Çin teknoloji şirketlerinin güçlü ABD teknoloji şirketlerini yönelik tehdidiyle anlaşılabilir.

Küresel Kuzey de Küresel Güney de finansallaştırmanın yükselişine tanık oldu. Finans Kuzey’deki sermayeyi yeni hiper kârlı sektörlere (platform kapitalizmi ve teknoloji gibi) aktarırken, Güney’de finans, sermayenin kaçışının ardından borçluluk dinamiğini devraldı. 2015’te ABD Federal Rezerv, federal fon oranlarını (yani emanet kurumlarının borçlar için birbirlerine verdikleri gecelik faiz oranı) yükselterek ABD dolarını güçlendirme politikasını benimsedi, bu da ABD ekonomisini güçlendirmek için dünyanın geri kalanından parayı çekti. Bu tür politikaların sonucunda ABD, on yıldan fazla süre sonra, küresel sermayeyi çeken “yükselen piyasalar”ın yerine sermaye hedefi olarak lider rolüne yeniden kavuştu. 2018’de en yüksek net sermaye akışına sahip üç ülke ABD (258 milyar dolar), Çin (203 milyar dolar) ve Almanya (105 milyar dolar) idi. ABD, büyük ölçüde ABD Federal Rezerv’in yüksek faiz oranları politikası sayesinde dünya likiditesinin büyük kısmını kendine çekti; bu sermayeyi Küresel Güney’den Küresel Kuzey’e çekti.

Finansın toplum ve ekonomi üzerindeki derinleşen gücü üç sonuca yol açtı: ekonomik açıdan borçlu Güney ülkelerinin siyasi bağımlılığı; Küresel Kuzey’de ekonominin üretici sektörlerinde durgunluk; ve sermayeyi insan ihtiyaçlarının önüne koyan dünya sisteminin kronik istikrarsızlığı. Coronavirüsün ortaya çıkışı bu süreci hızlandırdı. Çin küresel imalatta merkez haline gelmişti; Çin’deki üretimin durması ve sanayi üretiminin %15 düşmesi (bir önceki yılın performansıyla kıyaslandığında). Küresel Kuzey’deki büyük bankalara verilen likiditenin sadece küresel arz zincirini değil küresel talebi de canlandırmasını beklenmesini anlamayı güçleştiriyor.

ABD’nin Çöküşünün Hızlanması

Giovanni Arrighi, Adam Smith in Beijing: Lineages of the Twenty-First Century (2007) kitabında artan ve hızlanan finansilizasyon sürecinin ABD hegemonya krizinin bir göstergesi olduğunu düşünür. ABD, Avrasya’da Çin’e karşı hakimiyet kazanmak amacıyla bazı bağlantısız ülkelere (İran ve Venezüela) karşı melez savaş verdi ve müttefikleri üzerinde üstün konumunu yeniden kurmanın yanı sıra bu süreç için de mali gücünü kullandı. Ama bu hamle Washington’daki tek taraflılığın zayıflığına işaret ediyor.

Bu küresel pandeminin ağırlaştırdığı sağlık krizi ve insani kriz Çin’in rolünü, özellikle virüsü kendi sınırları içinde kontrol edebilen ve sonra sınırları dışındaki insanlara yardım etmek için uzmanlığını ve kaynaklarını kullanabilen bir devlet olarak güçlendirdi. Öte yandan Trump’ın kendi halkına karşı bile umursamaz tavrı -ekonomiyi “korumayı” insani felaketin önüne koyarak- ABD liderliğinin çöküşünü gözler önüne serdi; ABD her zamanki gibi uysal G20 aracılığıyla bile bu felakete verilen tepkiye öncülük edemedi. Gelecekte yaşanacaklara ilişkin netlik olmamasına karşın -bir Asya Yüzyılı’na mı, iki kutuplu bir çağa mı, yoksa çok kutuplu bir döneme mi gireceğimiz konusunda- Batı liberal uygarlığının dünyanın kendi kısımlarında insan ihtiyaçlarına cevap bile veremediği açıktır.

Emeğe Karşı Dijitalleşme

Sermayenin teknoloji sektöründe yoğunlaşması dikkatlerden kaçmamalı. Bu, en az iki önemli tartışmayı beraberinde getirir: Birincisi, high-tech şirketlere odaklanan spekülatif bir mali varlık balonu yaratır; ikincisi, hem küresel kapitalizmin tüm dünyadaki etkisini yayar, hem de veri denetimine olanak sağlar ki bu da insanları yönetmek için kullanılır. “Platform kapitalizmi”nin -ya da internet temelli platformlardan kaynaklanan ekonomik faaliyet- katlanarak büyümesi ve büyük verilerin toplanması ve analizi, yeni bir tüketicilik mantığı yaratır; Dördüncü Sanayi Devrimi olarak bilinen olgunun kilit bir parçasıdır bu. Bu platform kapitalizmi tüketici ihtiyaçlarını biçimler ve kanalize eder, yeni öznellik biçimleri yaratır, hatta siyasi kimlikler yaratılmasına müdahale eder. Toplumsal faaliyetin zerrelerine ayrılmasıyla yaratılan bireyselleşme, dünyada var olmanın yeni yollarını yaratır.

Küresel pandemi ve dünyanın büyük kısmında yaşanan sokağa çıkma yasakları, platform kapitalizminin gelişmesi için elverişli oldu. Internet aracılığıyla uzaktan çalışma, karantine sırasında çalışmaya devam etmeye olanak sağlar. Google, Amazon, Facebook ve Zoom evden çalışmayı mümkün kıldılar ve bunun dünya işçileri için yararlı olduğunu öne sürdüler. Örneğin, zamanımızı daha özgürce kullanabileceğimizi ve -esnek sözleşmelerle- işimizi daha sık değiştirebileceğimizi ileri sürdüler. Kuşkusuz kapitalizmde işçilerin ömür boyu istihdamı düşüncesi artık bir anakronizmdir ve esnek çalışma bu neoliberalizm döneminin paradigması haline gelmiştir. Uzaktan yapılabilecek işler için bile, bu model, artan tazmin edilmemiş emek yükünü -örneğin bir yandan evden çalışırken kriz nedeniyle okula gitmeyen çocukların ve hastalanma riski artan aile üyelerinin bakımı- görmezden gelir. Ayrıca, bu karantine döneminde platform kapitalizminin oynadığı merkez rol, neoliberalizmin gündemini daha ileriye taşıyarak -özellikle işgücünün parçalara ayrılması ve işçilerin dağıtılması- işgücünü sermayenin pervasız çıkarlarına daha da tâbi kılar.

WHO SUSTAINS LIFE?
New York City, United States
Belén Marco Crespo / The People’s Forum
İşçi sınıfı Covid-19’un patlak vermesinden çok önceden beri kapitalizmin sistemik kriziyle karşı  karşıya ve yine de hayatı sürdüren işçi sınıfı. New York’ta göçmenler, kaçak ve düşük ücretli işçiler ve kadınlar, tüm insanlığın bakımı kârdan üstün tutması gerektiği bir zamanda bakım emeğinin yükünü taşıyor.

Neoliberal Devletin Krizi

Neoliberal devlet sistemi, kendi modelinin yarattığı sorunları çözemediğini göstermiştir. Örneğin 2008’de ABD’nin başını çektiği neoliberal devlet sistemi finans sistemine ve belirli büyük şirketlere (General Motors gibi) muazzam miktarlarda sermaye pompalamaya koştu. Bu müdahale “finans Keynesciliği”, ya da finans şirketlerinin neoliberal projeyi geliştirecek ve yarar sağlamak için dizayn ettiği mimariyi korumak amacıyla devlet müdahalesi olarak bilinir. Temelde olan konulara -yani pahalı ve sürdürelemez krediyle yaşayan milyarlarca insanın gelirinin olmaması- değinilmedi.

Birçok ülkede  gözden düşmüş neoliberal ve “üçüncü yol” (ya da merkezci) politikacılar aşırı sağ ve neo-faşist projelere yol verdi. Eski Bolivya Başkan Yardımcısı Álvaro García Linera bu kapitalizm aşamasına zombi neoliberalizm diyor -nefret ve kızgınlığı besleyen bir neoliberal proje. Bu zombi  neoliberalizm bağlamında burjuva devleti krize girer, çünkü -bırakın değinmeyi- halkın demokratik taleplerini kabul edemez; neo-faşist otoritaryanizmin zaten aşınmış liberal demokratik kurumların üstünü örttüğü bir “istisnai devlet” egemen olur, Siyaset teorisyeni William Davies buna cezalandırıcı  neoliberalizm adını veriyor -özellikle Küresel Güney’de krize kemer sıkma, mali sıkıntı politikalarını derinleştirerek ve daha da büyük borçluluk yaratarak cevap veren bir  neoliberalizm. Davies’in sözleriyle, bu, “hükümet ve toplumların kendi nüfusları içindeki üyelerine karşı nefret ve şiddet akıttığı melankolik bir durum”a yol açar.

2. Kısım: Küresel Pandemi Işığında Dikkatini İnsan İhtiyaçlarına Yoğunlaştır

Sistemde erk sahibi olanlar bir kriz sırasında kendilerini koruma mekanizmalarını tasarlayan ilk kişiler olurlar. Örneğin ne zaman bir mali kriz olsa, erimenin gerçek nedenine değinilmez; masanın üzerine alelacele, krizi zaten tetiklemiş olanlara muazzam bir mali kurtarma paketi konur. Küresel pandemi yayıldıkça hükümetler bir kez daha kendilerini korumak için sermayenin çıkarlarına büyük miktarlarda para ayırdılar; merkez bankaları -ABD Federal Rezerv’in peşinden giderek- zenginler halkın sağlığını güvence altına almak yerine kendi yatırımlarının sağlığını güvence altına alabilsinler diye borsalara likidite sağlamak için faiz oranlarını düşürdü. Kamu kaynakları -ki bu dönemde nadiren kamu yararına dönmüştür- hızla özel sektörü kurtarmaya yöneltildi.

Sosyalist yönelimli devletler (Çin’deki gibi ulusal hükümetlerden Kerala’daki gibi devlet hükümetlerine kadar) pandemiyi kontrol altına almak için ellerinde olan tüm kaynakları seferber ettiler -ekonomik kayıplarını hiç düşünmeden. DSÖ Çin’in çabalarını “tarihteki en hırslı, becerikli ve saldırgan hastalık kontrolü” olarak nitelendirdi. Bu arada burjuva düzenin devleti hatırı sayılır kaynaklarını kullanmayı beceremedi ve bu kaynaklar için akılcı bir plan hazırlayamadı; İtalya’dan ABD’ye kadar ölüm oranları felaket düzeyindeydi: insanlığa karşı siyasi bir suç.

SSCB’nin çöküşünden ve küresel solun zayıf konumundan beri son otuz yıl içinde sol güçler geri plana atıldı. Milyarder sınıfın çıkarlarını hoş tutmaya istekli hükümetler vergileri indirdiler ve kemer sıkma politikaları getirdiler, değerli kamu varlıklarını özelleştirdiler ve sanayi ile ticarette devlet denetimini azalttılar. Burjuva devleti verimlilik adına sınıf mücadelesini yoğunlaştırarak sendikalara ve sol örgütlere saldırdı, solun birikimlerini parçalamaya çalıştı. Sivil toplum örgütleri (STKlar) çoğunlukla plütokrasinin kurumları tarafından desteklendi, halkın dikkatini sorunlarının genel toplamından tek temalı kampanyalara çekerek siyasal solu zayıflattı; birileri suyun bir yerlere sağlanmasıyla ilgiliydi, öteki eğitimle, ama hiçbiri insanları bir bütün olarak sisteme -yani kapitalizme- cepheden saldırıya yöneltmedi.

Tam cephe sınıf mücadelesi ve metaları hayaller gibi satan bir medya saldırısı döneminde solun zayıflamasının bir sonucu da, solun kısa vadeli mücadelelerde hatırı sayılır enerji sarf etmeye zorlanması oldu. Rejimin kemer sıkma politikasına karşı mücadele, kapitalist üretim süreçlerinin artan saldırganlığına ve devlet şiddetine karşı mücadele inşa etmekle yan yana gitti. Kesintiler ve şiddete, emek süreçlerinin ağırlaştırılmasına ve işçilerin yoksullaşmasına karşı halkın duygularının yanı başında rolünü oynayan sol güçler olmaksızın, neoliberalizm ve küreselleşmenin mülksüzler ve işçi sınıfı üzerindeki etkisi çok daha kötü olurdu. Gerçekliğin kısa vadeli çözümlere odaklanmaya zorladığı zayıf bir sol yine de çeşitli krizlere karşı sosyalist bir yaklaşım için birçok program üretti; bu programlar incelenmesi gereken önemli unsurlar barındırıyordu. Solun yönetimde olduğu yerlerde kapitalizmin endemik krizine yeni yaklaşımlarla deneyler yaptı ve toplumsal yarar için kaynaklarını seferber etmeye ve toplumu dönüştürüp sınıf mücadelesini ilerletmeye yönelik halk hareketi geliştirmeye çalıştı.

Küresel pandemi Çin sınırlarının ötesine geçince, kamu kurumlarını zayıflatan toplumların virüsten ölçülemeyecek kadar etkileneceği açığa çıktı. Çin hükümeti nüfusu testler uygulamak için, virüs kapmış hastaların kimlerle temas kurduğunu belirlemek için, hastaları tedavi etmek ve izlemek için, karantina altındaki şehirlerin ihtiyaçlarını sağlamak için ve toplumun rutinin bozulmasından gereksiz yere etkilenmemesini sağlamak için geniş kaynaklarını kullandı. Ama ABD’den Brezilya’ya kadar, kamu kurumlarının içinin boşaltılmış olması -özellikle sağlık kurumlarının- toplumu her tür olumsuz etkiye açık kıldı. Tıp kolejlerinin özelleştirilmesi mezunları borçlarını ödemek için yüksek maaşlı kliniklere yöneltirken, hastanelerin özelleştirilmesi istihdamda kesintilere ve kapasitenin düşürülmesine yol açtı; bu hastanelerde her bir yatak ve makine, kirayı en fazlaya çıkarmak için bir mal gibi değerlendirildi. Özel kazanımlar için son dakika tıbbı formül haline geldi.

THE EAST IS RED (DOĞU KIZILDIR).
Shanghai, Çin
Tings Chak / Tricontinental: Institute for Social Research
4 Nisan saat 10’da Çin COVİD-19’a karşı uluslararası savaşta savaşıp hayatını kaybedenleri anmak için üç dakikalık saygı duruşunda bulundu -ataların anısına yapılan festival  Qingming’di bu. Tüm ülke durdu ve siren, otomobil ve gemi kornaları ve “Doğu Kızıldır”ı çalan çan sesleri ortalığı kapladı.

Kemer sıkma politikasına tâbi tutulan sağlık bakım sisteminin başarısızlığı artık açıkça görülebiliyor. Bir acil durumda korunmasızları güvence altına alacak kurumların inşa edilmesindeki büyük başarısızlık ve işçi örgütlerini ve toplumsal grupları krizde toplulukları korumaya yöneltecek bir kamu hareketi kültürü yaratma evrensel başarısızlığı da aynı şekilde. Neoliberalizm ve kemer sıkma politikalarının kamu kaynaklarını yamyamlar gibi sömürmesine tanık olan ülkelerde devletin ve toplumun başarısızlığı bizzat virüsün müthiş saldırganlığıyla meşru kılınamaz; daha sağlıklı devletleri ve halk hareketi geleneği olan ülkeler neden virüsü daha etkili bir şekilde sınırlayabildiler?

En zenginlerin kilit başarılarından biri de, devlet kurumları fikrini meşru olmaktan çıkarması olmuştur. Batıda hükümete ilerlemenin düşmanı olarak saldırmak tipik bir yaklaşımdı; hükümet kurumlarını -ordu dışında- azaltmak amaçtı. Sağlam bir hükümeti ve devlet yapısı olan her bir ülke “otoriter” olarak sınıflandırıldı. Ama bu kriz bu bakışı sarstı. Pandemiyle baş edebilen -Çin gibi- içi boşaltılmamış devlet kurumları olan ülkeler kolayca otoriter diye bir kenara atılamaz; bu hükümetlerin ve bu devlet kurumlarının tam tersine verimli oldukları konusunda genel bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu içi boşaltılmış ve esnekliğini kaybetmiş burjuva devlet biçiminin, deneme yanılma süreciyle verimlileştirilen bir devlet kurumları sisteminden daha verimli olduğunu ileri sürmek artık mümkün değildir.

QUIEN SOSTIENE LA VIDA | YAŞAMI SÜRDÜRENLER.
Madrid, İspanya
Henar Diez Villahoz
Borsa boş, piyasa yere çakıldı. Mahallelerde dayanışma ağları örgütleniyor, bütçe kesintileriyle çökmüş olan halk sağlığını savunmak için çağrı yapılıyor. Bu mücadelenin en önünde yaşamı sürdürebilmek için dağıtım, gıda temini ve temizlik gibi sektörlerde çalışmaya devam eden güvencesiz işçiler var.

Sadece Çin’den değil ama Küba’dan, Venezüela’dan ve Hindistan eyaleti Kerala’dan şunu öğrendik: Bir toplum halkın örgütleriyle (sendikalar, kadın örgütleri, öğrenci birlikleri, gençlik örgütleri ve kooperatifler) örgütlenmişse, halk hareketi için kapasiteye sahiptir. Örgütlü bir toplum, normal zamanlarda halkın kolektif hareket etme kapasitesini inşa edendir -kriz döneminde daha da fazla. Sosyalist proje, devletin kurumları aracılığıyla ancak kısmen geliştirilir; öteki kısım -en hayati kısım-toplumsal inşa için toplumun örgütlenmesi ve enerjiyle dolması ve günlük ve olağanüstü çalışmaya kendini hazırlamasıdır.

Küresel pandemi yayılırken Tricontinental: Sosyal Araştırmalar Enstitüsü ve Uluslararası Halklar Meclisi (IPA) -yaklaşık 100 ülkeden iki yüzden fazla örgütün yer aldığı bir platform- kriz ve küresel işçi sınıfının en acil ve sorunlu ihtiyaçları üzerine bir tartışma açtı. Hazırladığımız belge bu hareketler, birlikler ve siyasi partilerden gelen mücadele ve yönetim deneyimlerine dayalı on altı maddelik bir programı içeriyor. Bu program, her bir politika ve madde üzerine bir tartışmadan çok, devleti ve onun kurumlarını nasıl anlayacağımızın niteliği üzerine bir tartışma başlatıyor.

  1. Elzem tıp ve lojistik personeli ve gıda ve zorunlu ihtiyaçları üretmek ve dağıtmak için gerekenler dışında ücret kaybı olmaksızın tüm çalışmanın hemen durdurulması. Devlet karantina süresince ücret maliyetini üstlenmelidir.
  2. Sağlık, gıda arzı ve halk güvenliği örgütlü bir tarzda korunmalıdır. Acil tahıl stokları hemen yoksullar arasında dağıtılmalıdır.
  3. Okullarda eğitim durdurulmalıdır.
  4. Kriz derinleştikçe kâr güdüsü kaygısı duymamaları için hastanelerin ve tıp merkezlerinin hemen toplumsallaştırılması. Bu tıp merkezleri hükümetin sağlık kampanyasının denetimi altına alınmalıdır.
  5. İlaç şirketlerinin acil millileştirilmesi ve aşı ve kolay test aygıtlarını bulmak için bunların arasında hemen uluslararası işbirliği. Tıp alanında fikri mülkiyetin kaldırılması.
  6. Tüm insanların hemen teste tâbi tutulması. Testlerin hemen seferber edilmesi ve bu pandeminin en ön cephesinde yer alan tıp personeline destek.
  7. Krizle başa çıkmak için gerekli malzemelerin (test kitleri, maskeler, solunum aygıtları) üretiminin hemen hızlandırılması.
  8. Küresel finans piyasalarının hemen kapatılması.
  9. Hükümetlerin iflasını önlemek için acilen mali kaynak toplanması.
  10. Tüm şirket dışı borçların hemen silinmesi.
  11. Tüm kira ve mortgage ödemelerinin ve tahliyelerin hemen sona erdirilmesi; buna temel insan hakkı olarak hemen yeterli barınma sağlama da dahildir. Yeterli barınma devletin tüm yurttaşlara sağaması gereken bir hak olmalıdır.
  12. Devletin tüm hizmetleri için yapılan ödemelerin hemen durdurulması -su, elektrik ve internet bir insan hakkıdır- bu hizmetlerin evrensel olarak erişilebilir olmadığı yerlerde acilen erişilebilir olmasını talep ediyoruz.
  13. Küba, İran ve Venezüela gibi ülkeleri etkileyen ve gerekli tıbbi malzemeleri ithal etmelerini önleyen tek taraflı, canice yaptırım ve ekonomik ablukaların hemen sona erdirilmesi.
  14. Sağlıklı gıda üretiminin artırılması için köylüye acil yardım ve bunların hemen dağıtılması için hükümete verilmesi.
  15. Doların uluslararası para birimi olmaktan çıkarılması ve Birleşmiş Milletler’in ortak bir uluslararası para birimi önermek için yeni bir uluslararası konferans acil çağrısı yapması talebi.
  16. Her ülkede evrensel bir minimum gelirin sağlanması. Bu, işsiz olan, aşırı güvencesiz koşullarda çalışan ya da kendi işine sahip olan milyonlarca aileye devlet desteğinin sağlanmasını güvence altına alınmasını mümkün kılar. Şimdiki kapitalist sistem milyonlarca insanı kayıtlı işlerin dışında tutar. Devlet halka istihdam ve onurlu bir yaşam sağlamalıdır. Evrensel Temel Gelir maliyeti savunma bütçelerinden, özellikle de silah ve mühimmat harcamalarından sağlanabilir.

Bu on altı madde, kapitalizm sonrası gelecek için dikkati mücadele ve politikalara yöneltmeye başlamak amacıyla tartışma ve incelemeye yönelik bir bildirgedir.

MADRES DE LA PLAZA, EL PUEBLO AÚN LAS ABRAZA | PLAZA DE MAYO ANNELERİ, HALK HÂLÂ SİZİ KUCAKLIYOR.
Buenos Aires, Arjantin
Daniela Ruggeri / Tricontinental: Institute for Social Research
Plaza de Mayo bu 24 Mart’ta, bu Gerçek ve Adalet İçin Bellek Günü’nde boş. Bu yürüyüşün tarihinde ilk kez, 1976’da başlayan diktatörlük sırasında kaybedilen yoldaşlarımızı anmak için sokaklara çıkamıyoruz. Sosyal medyada ve balkonlarımıza Plaza de Mayo Annelerimiz için beyaz mendiller asıyoruz.

3. Kısım: Evrensel Temel Gelir

Son yarım yüzyıl içinde tüm istihdam sisteminin çöktüğü açık olarak görüldü. Modern kapitalist toplumda biraz işsizlik yüzdesi kabul edilebilir olarak adlandırıldı (hatta “doğal işsizlik oranı” olarak teoriye bile girdi); devlet ücret almayanları çeşitli toplumsal yardım şekillerinde tazmin eder. Şimdi, emeğin ve teknolojinin küreselleşmesi sonucunda üretkenlikte artış teşvik edildi, milyonlarca işçi ya işsiz ya düşük ücretli işlerde ya da aşırı güvencesiz olarak çalışıyor (örneğin kısa dönemli sözleşmeli işçiler ve gündelikçi emekçiler). Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre 258 milyon uluslararası göçmenden en az 157 milyon göçmen işçi çoğunlukla sosyal güvence önlemlerinden yoksun; bu güvencesiz durum nadiren tartışma konusu oluyor. Toplumsal eşitsizlik büyük bir artış gösteriyor ve yoksulluk okyanusları dünya nüfusunun çoğunluğunun kapısına dalgalarını vuruyor.

Belirli bir işçi yüzdesi -yedek işçi ordusu- kapitalizmin en kaygısız aşamasında bile işsiz; ama kapitalizm uzun süreli kârlılık kriziyle karşı karşıya kaldıkça işçilerin çoğunluğu aşırı güvencesizlik yaşıyor. Kapitalizmin mantığına göre bu işçiler ya aşırı sömürülürler ya da nüfus fazlası haline gelirler. Ancak ağır sefalet koşullarında hayatta kalabilirler. Kapitalizmin toplumsal ilişkileri içinde bu yoksulluk ve eşitsizlik sorunlarını aşmak için “Evrensel Temel Gelir” fikri ortaya çıktı. Kapitalistler mali kaynaklarını işlere yatırım yapmak için kullanmazlarsa, o zaman bu nüfus fazlası geçimini başka yerlerden, örneğin devletten kazanmak zorunda kalacaktır. Bu devlet destekli ödeme Evrensel Temel Gelir (ETG) olarak bilinir. Yukarıdaki bildirgenin 16. maddesinde yer alır.

ETG’nin sınırlılıkları konusunda net olmamız gerekiyor. ETG büyük nüfus fazlası kitleyi işsizlik ve sefelatten kurtaracaktır, ama insanları ne para biçiminden ne de kapitalist devlet iktidarından kurtaracaktır. Nakit para harcamaları, gerekli mal ve hizmetleri satın almak için yine de nakit paraya ihtiyaç duyulduğu anlamına gelir, bunlar diğer türlü para değiş tokuşu olmaksızın ihtiyaç temelinde sağlanabilir (örneğin kamusal eğitim ya da kamusal gıda dağıtım sistemi). Neoliberal blok için ETG’nin kısmi çekiciliği, nüfus fazlasının eline nakit para vermeleri, onların da aslında almayacakları mal ve hizmetleri satın alabilecek durumda olmasıdır. Kapitalist sistemin normları içinde sadece bir sosyal refah aparatı olan ETG, kapitalizmin toplumsal ilişkilerini tehdit etmez. Yaygınlık ve uygulamada büyük sınırlamaları olsa da, yaygın açlık ve sefalet bağlamında böyle bir plana dudak bükülmemelidir.

Son bir kaç on yıl içinde marksist feministler güçlü toplumsal yeniden üretim teorileri geliştirdiler -yani işgücü üretiminin. Toplumsal yeniden üretim ya da insan yaşamını yenileyen bakım sektörü toplumsal ve ekonomik var oluşun olmazsa olmaz bir parçasıdır. Buna karşın gelir desteği ve ücret tartışmalarında çoğunlukla göz ardı edilir.

Toplumsal yeniden üretim analizleri, kapitalizmin birikim döngüleriyle patriyarkal işgücü yenilenmesi ve yeniden üretim çerçeveleri arasındaki bağlantıları açıklamaya çalışır. Toplumsal yeniden üretim işini yapanların -başta kadınlar- emeği nadiren tazmin edilir, ancak işin kendisi metalaşmışsa (örneğin hizmetçilik, gıda üretimi ve kurye hizmetleri). İşçi sınıfının yeniden üretimi kapitalist üretim için hayati bir koşuldur, ama işçi sınıfının yeniden üreticilerinin kendileri metalaşmış (parasal) bir biçimde tazmin edilmezler. ETG üzerine tartışma “ev işleri için ücret” ve etkin şekilde ücretlerin yerini alacak bir ETG üzerine tartışmayı getirdi. ETG ya da toplumsal yeniden üretim işini kapsayacak ve engelli ya da sağlıklı olmayanların yaşam maliyetlerini karşılayacak eşdeğer bir tazmin biçimi tartışması, güçlü ve etkili bir tartışmadır. Ne var ki, Alexandra Kollontai ve Angela Davis gibi Marksistlerin belirttiği gibi, bakım işine yönelik ücret, böyle bir işin uzun kötülenme tarihi ve bunu destekleyen patriyarkal ideolojinin üstesinden kendi başına gelmeyecektir; toplumsal cinsiyetçi işbölümü düşüncesini kırmak için güçlü bir anti-patriyarkal mücadele gerekir.

Sosyalistlerden aşırı sağa kadar ETG’ye yönelik desteğin genişliği çok şaşırtıcı. Her birinin ETG konusunda kendi bakış açısı var ve bu ayrımları sınıflandırmak önemli.

  1. İlave mi, ikame mi? Neoliberal kanat (ve aşırı sağ), tüm öteki sosyal refah yerine ikame edilirse ETG’yi kabul eder. ETG’yi kamusal sağlık, kamusal eğitim, kamusal ulaşım ve kamusal gıda dağıtımı gibi çok çeşitli politikaların bir ikamesi olarak görür. Hizmet yerine nakit para vererek toplumsal yaşamın bu kısımlarını metalaştırmak ve sonra da kesinlikle özelleştirmek isterler. Nüfus fazlasına mal ve hizmet satmaktan sağlanacak para vardır. Bu ayrıca toplumsal güvenlik ağını parçalamak ve özelleştirmek için de bir mekanizmadır. Sosyalist argüman ise, ETG’nin bu planların bir ikamesi değil, onların tamamlayıcısı olmasıdır. Bu toplumsal ücretler -örneğin kamusal eğitim ve kamusal gıda dağıtımı- genişletilmeli ve doğru dürüst yönetilmelidir, ETG sadece boş zaman gibi başka kullanımlar için bir ilavedir.
  2. Gelirlerin test edilmesi mi, hedeflenmemiş ödeme mi? Neoliberal kanat ETG’yi kabul eder, ama sonrasında önerinin ruhunu yok eder. ETG evrensel olmamalı argümanında bulunur, herkese temel gelir ödenmemelidir, derler. Bunun yerine, ancak en ihtiyaç sahibi olanın bu ödemeyi almasını sağlamak için gelirlerin test edilmesi gerekir. Gelir testi, nüfusu bir kez daha “layık yoksul” ve “layık olmayan yoksul” diye ayırmak yerine toplumsal birliği teşvik etmeye çalışan evrensel gelirin tüm amacını yerle bir eder. Her tür gelir testi bu fikrin amacını yerle bir eder.

Tüm insanlara gelir desteği sağlamada özellikle tuhaf bir şey var. Çok zenginlere neden gelir desteği verilsin? Ya gelir ya da malın evrensel dağıtımı için bazı argümanlar var:

  1. Kimin “layık yoksul” ya da “ihtiyaç sahibi” olduğuna karar vermek zorunda kalmanın yaratacağı etik sorundan kaçınmak için. Bu toplumda ayrımlar yaratır ve belirli kesimlere verilen refah ödemelerini almayanların damgalanmasına neden olur.
  2. Bu etik yargının bu kararları her zaman demokratik olarak alamayan ve bu fon ya da malların transferini verimli yapamayan kurumlara devredilmesi zorunluluğunun yaratacağı büyük uygulama sorunlarından kaçınmak için.
  3. Zenginlere yapılacak nakit ödeme refahın yeniden dağıtımı amaçlarını bozar mı? Hiç bozmaz, çünkü zengin böyle bir uygulamayı finanse etmek için servet vergisi ödeyecektir ve vergi yük alacakları gelir desteğini kat be kat aşacaktır. ETG planı toplumsal ücretin bir ikamesi değil ama onun tamamlayıcıysa ve ETG planı hedef gözetmiyorsa, o halde kapitalist sistem içinde değerli bir talep olma potansiyeli taşır. Toplumsal ücretin bir ikamesi ise ve hedef gözetiyorsa, o halde artık evrensel bir temel gelir değil, toplumsal ek gelirleri metalaştırmak ve özelleştirmek ve işçi sınıfı içinde ayrımlar yaratmak için tehlikeli bir mekanizmadır.
TAHLİYE (v9): YASANIN YARDIMIYLA İNSANLARI ZORLA BİR MÜLKTEN ATMA
Johannesburg, Güney Afrika
Kate Janse Van Rensburg / Sosyalist Devrimci İşçi Partisi  
Güney Afrika’da Covid-19 ulusal sokağa çıkma yasağı sırasında tahliyelerin yasaklanmış olmasına karşın devlet özel güvenlik, ordu ve polisi kullanarak insanları yerlerinden etmeyi sürdürüyor. 1994’te Apartheid’ın sona ermesinden bu yana halkın barınak mücadelesine karşı militaristleşmiş devletin tepkisi hiç değişmedi: apartheid devam ediyor.

ETG ile ilgili olarak gelen sorulardan biri de, devletlerin bunu nasıl ödeyeceği ve buna bağlı olarak da çalışma yaşında olan bireylere ne kadar gelir ödemesi yapılacağı idi. Neoliberal çözüm, öteki toplumsal programları sona erdirmek, parayı tek bir kurum çatısı altında toplamak ve oradan nakit ödemeleri yapmaktır; sosyalist bakış açısından bu kabul edilmez, çünkü toplumsal malları özelleştirir.  Bunun yerine, sosyalist ödeme mekanizması en az dört farklı kaynağa dayanacaktır:

            a. Servet vergisi.

            b. vergi alanının genişletilmesi ve vergi cennetleriyle vergi korumalarının yok edilmesi.   

            c. toplumsal olarak istenmeyen sektörler (örneğin silahlanma) üzerinde verginin artırılması.

            d. Kâr vergilerinin artırılması.

Devletin öteki türlü vergi cennetlerine uçup gidecek bu geliri toplayabilmesini sağlamak için sermaye denetimleri başlatması gerekecektir. Ekonomik bağımsızlığı geliştirmek için genel önlemlerin bir parçası olarak uygulanmayan bir ETG planı karşılanamaz hale gelecek ve dolayısıyla başarısızlık olarak görülecektir, çünkü ya yetersiz kalacak (fon sağlanmazsa) ya da var olan bütçeye aşırı yük olacaktır (yeni vergiler yoksa).

Corona şoku işsizlik, güvencesizlik ve açlık sorununu azdırdı. Kapitalizmde normal işsizlik krizini çözmesi düşünülen araç -ETG- artık COVİD19 hastalığının yol açtığı acil kriz için bir önlem haline gelmiştir. Bir kez daha belirtelim, neo-liberaller ve aşırı sağ, hem güvencesiz çalışanlar ve işsizler arasındaki öfkeyi yatıştırmak hem de durgun iş alanları için talep yaratmak üzere para sağlamak için tek bir kereliğine nakit ödeme yapma fikrinden çok memnun; işçi sınıfının ayağının altına zemin sağlayacak gerçek bir ETG planına hiç hevesleri yok.

Elbette dünyanın birçok kısmında işsizlik krizinin daha büyük bir açlık ve kıtlık krizine dönüşmesi gibi büyük bir tehlike var. Acil durum önlemleri, nakit para ödemeleri ve kamusal gıda dağıtımı da dahil olmak üzere büyük önem taşıyor; acil durum döneminde tüm önlemler kaçınılabilir acıları önlemek üzere kullanılmalıdır.

OBJECTS AND LABOUR (NESNELER VE EMEK).
Kuala Lumpur, Malezya
Ezrena Marwan / Malaysia Design Archive
Malezya’daki Klang Vadisi’nde Covid-19 pandeminin tam göbeğinde özel bir hastaneden bir sahne. Önleyici bir tedbir olarak Malezya Hareket Denetim Emri (HDE) altında; ön cephedeki işçiler dışında kapanan ve boşaltılan yerler: sağlık bakımı, temizlik ve gıda dağıtımı işçileri.

* Şen Süer tarafından Tricontinental: Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü internet sayfasından Umut Gazetesi için çevrilmiştir. https://www.thetricontinental.org/dossier-28-coronavirus/

Paylaşın