Gündem

Corona Şoku ve Venezüella’ya Karşı Melez Savaş (The Tricontinental)

Corona Şoku Dosya No. 2

Corona Şoku, bir virüsün dünyayı nasıl böyle sarsıcı bir güçle etkisi altına aldığına değinen bir terim; dünyanın sosyalist kısımlarındaki toplumsal düzen daha direngen görünürken burjuva devletinde toplumsal düzenin nasıl paramparça olduğuna değinir.

Bu yazı, Corona Şoku üzerine çok parçalı inceleme dizisinin ikincisi. Ana Maldonado (Frente Francisco de Miranda, Venezüella), Paola Estrada (Uluslararası Halklar Meclisi Sekreteri ve ALBA Hareketlerinin Brezilya kısmının üyesi), Zoe PC (Peoples Dispatch), ve Vijay Prashad’ın (Tricontinental: Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü yöneticisi) araştırıp yazdığı çok sayıda makaleye dayanıyor.

Direnmeye devam ediyoruz. San Juan, Karacas. 2010.
Comando Creativo

Ama ABD Başkanı bile

bazen çıplak durmak zorundadır.

[Bob Dylan, It’s Alright, Ma, 1965.]

Melez Savaş Çılgınlığı

Corona virüsü ve COVID-19 kıtalara yayılarak, okyanusları aşarak, her ülkede insanları dehşete düşürerek hızla hareket ediyor. Virüsten etkilenenlerin sayısı da ölenlerin sayısı da artmayı sürdürüyor. Eller yıkanıyor, testler yapılıyor, fiziksel mesafe gözetiliyor. Bu pandeminin ne kadar yıkıcı olduğu ya da ne kadar süreceği belli değil.

23 Mart’ta, yani Dünya Sağlık Örgütü’nün küresel pandemi ilan etmesinden on iki gün sonra BM Genel Sekreteri António Guterres, „Virüsün gazabı savaşın çılgınlığını gösteriyor. Bu yüzden bugün dünyanın her bir köşesinde hemen küresel ateşkes çağrısı yapıyorum. Silahlı çatışmaları karantina altına alma ve hep birlikte hayatlarımız için asıl savaşa odaklanma zamanı şimdi,“ dedi. Genel Sekreter Guterres silahların susturulmasından, topların durdurulmasından ve hava saldırılarına son verilmesinden söz etti. Herhangi bir çatışma adı vermedi, ricasını havada bıraktı. Washington’ın neden olduğu altı haftalık gecikme ve tartışmalardan sonra, ABD hükümeti Mayıs’ın ilk haftasında BM Güvenlik Konseyi’nde küresel ateşkes çağrısı yapan bir kararı veto ederek çıkmasını engelledi.

ABD bu kararın çıkmasını engelledi, ama bu karar bile ABD’nin -ötekilerin yanı sıra- Küba, İran ve Venezüella’ya karşı verdiği türden savaşı dikkate almıyordu. Tam tersine melez bir savaş uygulamaya koydu. ABD askeri kompleksi, hükümetleri ve siyasal projeleri zayıflatmak için çeşitli teknikler içeren melez savaş programını geliştirdi. Bu teknikler arasında, hükümetlerin temel ekonomik faaliyeti yönetebilmelerini önlemek amacıyla ABD gücünün uluslararası kurumlar (IMF, Dünya Bankası ve SWIFT bankacılık sistemi gibi) üzerinde etkili olması, hükümetleri birbirinden ayırmak için ABD diplomatik gücünün kullanılması; özel şirketlerin bazı hükümetlerle iş yapmasını önlemek için yaptırım yöntemlerinin kullanılması; hükümetleri ve siyasal güçleri suçlu ve terörist göstermek için savaş aracı olarak bilginin kullanılması vd vardır. Bu güçlü araçlar bütünü -apaçık göz önünde- hükümetleri istikrarsızlaştırabilir ve rejim değişikliğine gerekçe yaratabilir (bu konuda daha fazla bilgi için bkz. Tricontinental: Institute for Social Research dossier no. 17, Venezuela and Hybrid Wars in Latin America).

Bir pandemi sırasında virüsün yayılmasını ve toplum üzerindeki etkisini azaltmak için tüm ülkelerin her türlü işbirliği yapması beklenir. Bu büyüklükte bir insanı krizin bazı ülkelere karşı tüm insanlık dışı ekonomik yaptırımları ve siyasal ablukaları sona erdirmek için bir fırsat sağlaması beklenir. 24 Mart’ta, BM Genel Sekreteri Guterres’in ricasından bir gün sonra, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, “bu zor zamanda hem küresel halk sağlığı nedenleriyle hem de bu ülkelerdeki milyonlarca insanın haklarını ve yaşamlarını desteklemek için bölgesel yaptırımlar hafifletilmeli ya da askıya alınmalıdır. [a] küresel pandemi bağlamında bir ülkedeki tıbbi çabaları engellemek hepimiz için riski artırır,” diyerek bunu kabul etti.

Birkaç gün sonra gıdaya ulaşma hakkı konusunda BM Özel Raportörü Hilal Elver, hem Guterres’in hem de Bachelet’in yaptırımlar rejimine son verme çağrısından memnun olduğunu söyledi. Elver, sorun, diye belirtti, Washington’da yatıyor: “ABD var olan yönetimiyle yaptırımları sürdürmeye çok istekli. Neyse ki öteki bazı ülkeler değiller. Örneğin Avrupa Birliği ve birçok Avrupa ülkesi olumlu cevap veriyor ve bu corona virüs sürecinde yaptırımları hafifletiyor. Yaptırımları tamamen kaldırmıyorlar, ama ara veriyorlar ve bazı ülkelerle iletişimler sürüyor, ama ne yazık ki ABD ile değil.”

6 Mayıs’ta öteki üç BM Özel Raportörü -Olivier De Schutter (aşırı yoksulluk ve insan hakları konusunda), Léo Heller (güvenli içme suyu ve hıfzıssıhha hakkı konusunda) ve Koumbou Boly Barry (eğitim hakkı konusunda)- “corona virüs pandemisi karşısında ABD Venezüella halkının insan hakları üzerinde ağır etki yaratan toptan yaptırımları derhal kaldırmalıdır,” dedi. Ne var ki Trump yönetimi tüm kaygıları elinin tersiyle bir kenara itip rejim değişikliğine yönelik melez savaş gündemini sürdürdü.

Rejim Değişikliğinin Alışkanlıkları

COVİD-19 Güney Amerika’ya doğru harekete geçerken ABD hükümeti Venezüella hükümeti üzerindeki baskıyı artırdı. Şubat 2020’de Münih Güvenlik Konseyi toplantısında ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ABD’nin “Maduro’yu alaşağı etme”ye çalıştığını söyledi. Sonraki ayda, 12 Mart’ta, ABD Venezüella’ya karşı yaptırımları ağırlaştırdı, ardından ABD Hazine Bakanlığı, Venezüella’nın küresel pandemiyle başa çıkmak için acil durum fonlarına erişimini izin vermemesi amacıyla IMF üzerinde baskı kurdu. Bunların hiçbiri işe yaramadı. IMF’den destek alamamasına karşın Venezüella hükümeti, Çin, Küba, Rusya ve Dünya Sağlık Örgütü’nün uluslararası desteğiyle, bulaşı zincirini kırmak üzere halkını seferber etti.

Bu noktada ABD hükümeti odak noktasını değiştirdi. Başkan Nicolás Maduro ve kıdemli lider kadronun uyuşturucu ticaretine dahil olduğunu ileri sürdü. Önemli Kolombiyalı politikacıların uyuşturucu ticaretindeki rolüne ilişkin hatırı sayılır kanıtlar varken bu halüsinasyonvari iddiayı destekleyen hiçbir kanıt sunulmadı. ABD Başkanı Donald Trump Venezüella açıklarında durarak hükümeti tehdit etmek ve halkın gözünü korkutmak üzere bir deniz müfrezesine onay verdi. 30 Nisan’da Trump yönetimi, Venezüella’ya baskıyı artırmak amacıyla, “Batı Yarıkürede Genişletilmiş Savunma Bakanlığı Uyuşturucuyla Mücadele Operasyonu” adı verilen bir misyonda ABD silahlı kuvvetlerine yardımcı olması için Silahlı Kuvvetler Seçilmiş Rezervi’nin bazı kısımlarını harekete geçirdi. Bütün bunlar, ABD ve Kolombiyalı müttefiklerinin Venezüella halkına karşı şeytanilik peşinde olduğunu gösteriyor.

ABD hükümeti, Başkan Maduro’nun başında olduğu Venezüella hükümetini devirme ve Bolivarcı Devrim’i tersine çevirme amacı konusunda tamamen açık sözlü oldu. Trump Ağustos 2017’de “askeri seçenek”ten açıkça söz ederken, aynı zamanda ABD, Kanada, Kolombiya ve aşırı sağın yönettiği ve Washington’a tâbi olan bazı öteki ülkeler Lima Grubu’nu kurdu. Lima Grubu hedeflerinin çevresine liberal bir cila atmaya çalışarak, deklarasyonlarında “Venezüella’da hukuk düzeninin ve anayasal ve demokratik düzenin kurulmasını… kolaylaştırmayı istediklerini” belirtti. Trump bu tür liberal dilin üzerindeki incir yaprağını koparıp attı ve “demokratik düzenin kurulması” ifadesini haklı olarak hükümeti devirmek üzere bir askeri darbe ya da silahlı müdahale çağrısı olarak yorumladı.

ABD hükümeti Ocak 2019’da kurnaz bir diplomatik manevrayla melez savaşını derinleştirdi. Önemsiz bir politikacı olan Juan Guaidó’yu Venezüella başkanı olarak ilan etti ve ülke dışındaki hatırı sayılır Venezüella mal varlığını ona devretti. Guaidó ve Venezüella’daki aşırı sağın Maduro’yu devirmek ve iktidarı ele geçirmek için ayaklanma girişimi gerçekleşemedi ve Guaidó Washington DC’de ve Kolombiya oligarşisinde Venezüella’dakinden daha fazla dostla kalakaldı. Ne var ki Venezüella hükümetini devirmeye yönelik bu başarısız girişim ABD’yi caydırmadı. Tam tersine bu başarısızlık bölgedeki ABD müdahalesini derinleştirdi.

Mayıs 2019’da Senatör Lindsey Graham, “ABD, Grenada’da yaptığımız şekilde Venezüella’ya müdahaleye istekli olmalıdır” tezini ileri sürmek için Wall Street Journal’ın sayfalarına başvurdu. 1983’te ABD deniz kuvvetleri meşru hükümeti devirmek ve New Jewel Movement (Marksist bir parti-çn) kökünü kazımak için Grenada’ya çıkartma yapmıştı. Senatör Graham, bazı önlemler alınmazsa, diye yazdı, ABD “askeri varlığını bölgeye taşımalıdır.” ABD, Venezüella’yı işgale hazırlık için Brezilya ve Kolombiya ordularında birbirine bağlı müttefikler yaratmaya çalıştı. Neyse ki Şubat 2019’daki Lima Grubu’nda Brezilya başkan yardımcısı Hamilton Mourão, basına. Brezilya’nın ABD’nin kendi topraklarını Venezüella’ya askeri bir müdahale için kullanmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Topyekûn işgal planları askıya alınmak zorunda kaldı. 

‘Bu bizim büyük anavatanımız’ / Tenemos Patria Grande. La Candelaria, Karakas. 2013.
José Martí and the Bolivarcı Devrim’in vizyonunun peşinden giten özgür ve birleşik Latin Amerika vizyonunu referans alan bir duvar resminin önünden geçen biri.
Comando Creativo

Toplu Cezalandırma

10 Mart’ta Venezüella Dışişleri Bakanı Jorge Arreaza bize, “ABD’nin Venezüella’ya dayattığı yasadışı ve tek taraflı baskı önlemleri bir toplu cezalandırma biçimidir,” dedi. “Toplu cezalandırma” ifadesinin kullanılması manidardır; 1949 Cenevre Konvensiyonu’na göre tüm bir nüfusa ağır zarar veren her tür politika bir savaş suçudur. Arreaza bize ABD politikası “ilaçların zamanında temini konusunda zorluklara sebebiyet verdi” dedi.

Tek taraflı ABD yaptırımları kâğıt üzerinde tıbbi malzemelerin yaptırımdan muaf olduğunu söyler. Ama bu bir yanılsamadır. 26 Mart’ta on bir ABD Senatörü, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin’e bir mektup göndererek şunları yazdı: “Yönetimin insani ve tıbbi ihtiyaçların ABD yaptırımlarından muaf olduğunu belirttiğini biliyoruz, ama bizim yaptırım rejimimiz o kadar geniş ki, tıbbi malzeme sağlayıcılar ve yardım örgütleri kazara ABD yaptırımlar ağına kapılacakları korkusuyla İran ve Venezüella ile iş yapmaktan haliyle kaçınıyorlar.” Venezüella da İran da ne tıbbi malzemeleri kolaylıkla satın alabilir, ne de bu malzemeleri büyük oranda kamuya ait sağlık sistemlerinde kullanabilir. Bu ülkelere yönelik ambargo -COVİD-19 döneminde daha da fazla- Cenevre Konvansiyonu (1949) standartlarına göre sadece bir savaş suçu değil, BM Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun (1947) tanımladığı haliyle aynı zamanda insanlığa karşı da bir suçtur.

Trump 2017’de Venezüella’nın finans piyasalarına ulaşabilmesine sıkı kısıtlamalar getirdi. İki yıl sonra ABD hükümeti Venezüella Merkez Bankası’nı kara listeye aldı ve Venezüella devlet kurumlarına genel bir ambargo getirdi. Herhangi bir şirket Venezüella kamu sektörüyle ticaret yaparsa ikincil yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir. ABD Kongresi 2017’de Yaptırımlar Yoluyla Amerika’nın Hasımlarına Karşılık Verme Yasası’nı (CAATSA) geçirdi, bu da İran, Rusya ve Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımları ağırlaştırdı. Bir sonraki yıl Trump’ın İran’a bir dizi yeni yaptırım dayatması ülkenin ekonomisini boğdu. Dünya bankacılık sistemine erişim ve İran ile ticaret yapan şirketlere yönelik tehditler bir kez daha İran’ın dünyayla iş yapmasını neredeyse olanaksız kıldı. Bilhassa, ABD hükümeti, İran ve Venezüella’nın kamu sektörüyle iş yapılmasının yasaklandığını açıkça göstermiş oldu. İran ve Venezüella’da halk kitlelerine hizmet veren sağlık altyapısı devletin elindedir, yani test kitleri ve ilaçlar da dahil olmak üzere ekipman ve malzemeye ulaşmakta orantısız zorluk çektikleri anlamına gelir.

Venezüella ve İran ilaç ve testleri temin etmek için Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) güvenmişlerdi. Ne var ki DSÖ yaptırımlarla ilgili bizzat kendi zorluklarla karşı karşıya, özellikle de nakliye konusunda. Bu sert yaptırımlar nakliye şirketlerini İran ve Venezüella’ya hizmet vermeyi yeniden düşünmeye zorladı. Bazı havayolu şirketleri buralara uçmayı durdurdu ve birçok nakliye şirketi Washington’ı kızdırmamaya karar verdi. DSÖ COVİD-19 test kitlerini Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) İran’a ulaştırmaya çalışırken, DSÖ’den Christoph Hamelmann’ın ifade ettiği şekliyle “uçuş kısıtlamaları nedeniyle” zorlukla karşılaştı. BAE ekipmanları askeri nakliye uçağıyla gönderdi.

Arreaza’nın bize anlattığı gibi, Venezüella da aynı şekilde “Çin ve Küba gibi ülkelerin hükümetlerinden dayanışma gördü”. Şubat sonunda Çin’in Kızılhaç Topluluğu’ndan bir ekip İran Kızılayı ve DSÖ yetkilileriyle bilgi alışverişi için Tahran’a geldi. Çin de test kitleri ve malzeme bağışı yaptı. Çin yetkililerin bize söylediği üzere, yaptırımların böyle bir insani krizde zerre kadar önemi yoktur; bu yaptırımlara uymayacaklar.

Bu arada İranlılar COVİD-19 salgını sırasında halka yardım etmek için bir internet uygulaması geliştirdiler. Google bunu uygulamalar pazarından kaldırmaya karar verdi: ABD yaptırımlarının bir sonucu.

Bir avuç ülkenin insanlığın tüm en yüksek özlemlerine karşı olacak şekilde davrandığı bir uluslararası sistemi hangi ahlâk yapısı bir arada tutabilir? ABD otuz bir ülkeye karşı -ama Küba, İran ve Venezüella’ya karşı daha yoğunluklu olarak- ambargolarını sürdürürken, küresel pandemi ortalığı kasıp kavururken, bu, dünyamızdaki erk ve otoritenin niteliği üzerine ne söyler? Böyle bir tavır, neden olduğu doğal olmayan ölümlerde açıkça görülen kötücüllüğü hassas insanların ağırına gitmelidir.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’a 1996’da ABD yaptırımları nedeniyle ölen yarım milyon Iraklı çocuk sorulduğunda, bu ölümlerin “ödemeye değer bir bedel” olduğunu söyledi. Bu çocuklar Iraklıların ödemek istediği bir bedel değildi; bugün de ne İranlıların ne Venezüellalıların ne de aslında insanlığın büyük kısmının ödemek isteyeceği bir bedel.

IMF ABD Hazine’sinden Talimat Alıyor

16 Mart 2020’de IMF başkanı Kristaline Georgieva Fon’un internet sitesinde bir blog paylaşımı yaptı; küresel pandeminin ortasında gerekli bir cömertliği temsil ediyor. IMF üyelerimize yardım etmek için 1 trilyon dolar borç verme kapasitesini seferber etmeye hazırdır, diye yazdı. “Acil ödemeler dengesi ihtiyacı” olan ülkelere IMF’in “esnek ve hızla dağıtılacak acil durum araç takımı” ile yardım edilebilirdi. IMF, bu mekanizmalar aracılığıyla ve kendi yapısal ayar koşulları tarihine karşı gelerek, gelişmekte olan ülkelere 50 milyar dolar, düşük gelirli ülkelere de 10 milyar doları sıfır faizle -her zamanki dayatmalar olmaksızın- sağlayabilirdi.

Georgieva’nın bu kamuya açık paylaşımı yapmasından bir gün önce Venezüella dışişleri bakanı IMF’e bir mektup göndererek hükümetin salgına karşı çabalarında corona virüsü “tespit ve tedavi etme sistemlerini” finanse etmek için fon istedi. Başkan Nicolás Maduro mektupta, hükümetinin “Venezüella halkını korumak için… hayli kapsayıcı, sert ve ayrıntılı kontrol önlemleri aldığını” yazdı. Bu önlemler fon gerektiriyor, bu yüzden hükümet “Hızlı Finans Aygıtı (HFA)’nın acil durum fonundan Venezüella’ya 5 bin milyon [5 milyar] Amerikan doları bağış yapma olasılığını değerlendirmesi için değerli [örgütünüze] başvuruyor, kaynaklar tespit ve tedavi sistemlerimizi hatırı sayılır ölçüde güçlendirmeye katkı sağlayacak.”

Georgieva’nın ülkelere özel yardım verme politikası, IMF’in Venezüella hükümetinin istediği yardımı sağlaması için yeterli olmalıydı. Ama IMF hızlı bir şekilde Venezüella’nın isteğini reddetti.

IMF’in bu reddi corona virüsünün Venezüella’da yayılmaya başladığı sırada yaptığının altını çizmek önemlidir. 15 Mart’ta, Venezüella Başkanı Nicolás Maduro hükümetinin IMF’e mektup gönderdiği gün, Maduro, Karakas’ta yüksek düzeyli hükümet yetkilileriyle buluştu. Devletin sahibi olduğu Venezüella eczacılık kurumu (CIFAR) ve Venezüella tıbbi ekipman şirketleri krizi yavaşlatmak için makine ve ilaçların üretimini artırabilme gücünde olduklarını söylediler; ama, dediler, ithal edilmesi gereken kilit hammaddelere ihtiyaçları olacaktı. Venezüella hükümeti bu ithalatı ödeyebilmek amacıyla IMF’e başvurdu. Borcun reddedilmesi Venezüella’nın sağlık aygıtını doğrudan etkiledi ve Venezüella’nın corona virüs pandemisini doğru dürüst alt etmesini engelledi.

Başkan Maduro yeni önlemler getirirken, “Bu şimdiye kadar karşılaştığımız en vahim durum” dedi. Venezüella hükümeti süresiz ulusal karantina ilan etti ve Bolivarcı Devrim ile birlikte gelişen yerel özyönetimlere (komünler) dayanarak gıda ve en elzem malzemeleri dağıtmak için yöntemler uyguladı. Devletin tüm kurumları “virüsün yükselme eğrisini düz hale getirme” ve “bulaşma zincirini kırma” hedefine yardımcı olmak için şimdi kendilerine düşeni yapıyor. Ama IMF’in borç vermeyi reddetmesinden dolayı ülke test kitleri, solunum aygıtları ve virüsten etkilenenlere verilecek temel ilaçları üretmekte daha zor bir dönemden geçiyor.

Venezüella, IMF’in kurucu üyesidir. Petrol zengini bir ülke olmasına karşın defalarca çeşitli biçimlerde yardım için IMF’e başvurmuştur.  1980’lerde ve 1990’ların başında IMF müdahaleleri 1989’da Venezüella seçkinlerinin meşruluğunu elinden alan bir ayaklanmaya yol açtı; Hugo Chávez’in onu 1998’de başkanlığa taşıyan koalisyonu kurması ve 1999’da Bolivarcı Devrim’i başlatması da IMF’ye karşı halk protestoları sayesindeydi. 2007’de Venezüella hem IMF’ye hem Dünya Bankası’na ödenmemiş tüm borçlarını ödedi; ülke alternatif olarak Bank of the South -Latin Amerika kaynaklı Güney Bankası- kurmayı umut ederek bu kurumlarla bağlarını kopardı. Ama bu bankanın kurulabilmesinden önce 2014-15’den itibaren mal fiyatlarındaki düşüşün neden oldu bir dizi kriz Latin Amerika’yı sardı.

Venezüella ekonomisi, mal ithal etmek için gereken geliri yaratmanın aracı olarak petrol ihracatına dayanır. 2014 ile 2018 arasında petrol fiyatlarının düşmesiyle birlikte ABD’nin Venezüella’ya saldırısı geldi, ABD yeni bir tek taraflı yaptırımlar paketi dayattı. Bu yaptırımlar petrol ve nakliye şirketlerinin Venezüella ile iş yapmasını önledi; uluslararası bankalar Venezüella’nın kasalarındaki stoklarına el koydu (Bank of England’daki 1,2 milyar değerindeki altın da dahil olmak üzere) ve Venezüella ile iş yapmayı kesti. Bu yaptırımlar rejimi Donald Trump yönetimiyle birlikte daha da ağırlaşarak Venezüella’nın petrol satıp kamusal sağlık sektörü için malzeme de dahil olmak üzere ürün alma yeteneğini derinden sarstı.

Ocak 2019’da, ABD’nin Guaidó’nun iktidarı gasp etme girişimini desteklemesinden sonra, ABD bankaları alelacele ellerindeki Venezüella’ya ait devlet mallarına el koydu ve bunları kendini başkan ilan eden Guaidó’ya aktardı. Ardından, şaşırtıcı bir hamleyle, IMF, Venezüella hükümetinin özel para çekme haklarındaki (ÖPÇler) -IMF’i para birimi- 400 milyon dolarını kullanmasına izin verilmeyeceğini söyledi. Venezüella’daki siyasal belirsizlik nedeniyle bu kararı aldığını açıkladı. Diğer bir deyişle, IMF, darbe girişimi nedeniyle -ki başarısız olmuştur- Venezüella’da “taraf tutmayacağını” söyledi; “taraf tutma”makla Venezüella hükümetine kendi fonlarına erişim izni vermeyi reddetti. Çarpıcıdır, Guaidó’nun danışmanı Ricardo Hausmann -eski bir IMF kalkınma komitesi üyesi ve Guaidó’nun Inter-American Kalkınma Bankası’ndaki temsilcisi- o dönemde, rejim değişikliği gerçekleşince paranın yeni hükümete verilmesini beklediğini açıkladı. Venezüella politikasına doğrudan müdahale eden IMF budur.

IMF o zaman da bugün de Nicolás Maduro hükümetinin Venezüella’nın meşru hükümetini olduğunu inkâr etmedi. IMF internet sitesinde Venezüella’nın IMF’deki temsilcisini, Maduro hükümetinin Maliye Bakanı olan Simón Alejandro Zerpa Delgado olarak tanımayı sürdürüyor. Bunun nedenlerinden biri de, Guaidó’nun IMF’in ütye devletlerin çoğunun desteğine sahip olduğunu kanıtlayamamasıydı. Guaidó konumunu ispat edemediğinden IMF -olağanüstü bir şekilde yeniden- bunun yerine Maduro hükümetinin kendi fonlarına ulaşma ve IMF’i üyelerine sağladığı olanaklardan yararlanarak borç alma meşru hakkını vermedi.

Tarih bizi izliyor. Bellas Artes, Karakas, 2011.
Comando Creativo

IMF fonlarından yararlanma isteği geldiği zaman normalde kararını zamana yayarak alır. İsteğin, ülkedeki duruma bakan ve isteğin meşru olup olmadığını inceleyen analistlerce ele alınması gerekir. Venezüella durumunda IMF hemen yanıt verdi. Hayır dedi.

IMF sözcüsü Raphael Anspach, bu retle ilgili somut sorulara cevap vermedi; 2019’da ÖPÇlerdeki 400 milyon dolara erişime izin verilmemesi üzerine bir şey söyleme konusunda da aynı şekilde temkinliydi. Anspach bu kez bize IMF’in medyaya gönderdiği resmi bir açıklama gönderdi. Açıklama, IMF Venezüella halkının yaşadığı kötü duruma sempati duysa da “bu isteği değerlendirme durumunda değildir” diyordu. Neden değildir? Çünkü, diyor IMF, “üye ülkelere karşı yükümlülüğü uluslararası topluluğun resmi hükümet kabulüne dayanır”. Açıklama, “bu dönemde kabul üzerine bir netlik yoktur,” diye belirtiyor.

Ama netlik var. IMF en azından Mart ortasına kadar Venezüella maliye bakanına kendi internet sitesinde yer veriyordu. Birleşmiş Milletler, Başkan Nicolás Maduro’nun başında olduğu Venezüella hükümetini tanımayı sürdürüyor. Bunun IMF’in karar vermesi için resmi standart olması gerekiyordu. Ama olmadı. IMF ABD hükümetinden direktif alıyor. Nisan 2019’da ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence BM Güvenlik Konseyi’ne giderek BM’in Juan Guaidó’yu Venezüella’nın meşru başkanı olarak kabul etmesi gerektiğini söyledi; Venezüella’nın BM elçisi Samuel Moncada Acosta’ya dönerek, “Sen burada bulunmamalısın,” dedi. Bu büyük bir sembolizm anı: ABD, BM onun babasının malıymış gibi, kimi isterse onu davet edip kimi isterse atabilirmiş gibi davranıyor. IMF’nin Venezüella’nın 5 milyar dolarlık borç isteğini reddetmesi Pence’in duygularının bir sonucu. BM Tüzüğü’nün merkezinde yer alan uluslararası işbirliği ruhunun bir ihlali.

ABD’nin tutumunda zayıflık işaretleri var. 18 Aralık 2019’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Maduro hükümetinin atadığı diplomatların yeterlilik belgelerini kabul eden bir kararı -oylama olmadan- benimsedi.  Oylama olmaması, ABD’nin Venezüella hükümetini yalnızlaştırma tutumuna dünyadaki azınlık desteğini kör gözüm parmağına ifşa etmek istemediğini gösteriyor. ABD “uluslararası topluluk”un sözde benimsediği göz boyamaca anlatıyı kurgulayıp benimseme çıkarını gözeterek oy vermekten kaçınmayı, bu uluslararası topluluğun açıkça oy kullanıp Maduro hükümetini Venezüella’nın meşru hükümeti olarak göstermesine izin vermeye tercih eder.

Halüsinasyonvari Uyuşturucu Trafiği Suçlamaları

26 Mart’taki basın toplantısında ABD Adalet Bakanlığı’nın Venezüella Başkanı Nicolás Maduro ve hükümetindeki bazı bakanları uyuşturucu trafiğiyle suçlarken bu kadar az kanıt sunması neredeyse komiktir. ABD Maduro’nun tutuklanması için 15 milyon dolar, ötekiler için 10 milyon dolar ödül önerdi. ABD Başsavcısı Geoffrey Berman teatral bir havayla, Maduro, “kokaini bilerek isteyerek bir silah olarak kullandı,” dedi. Bunun kanıtı nerede? Böyle bir kanıt hiç sunulmadı. Bir iddianame suçludur hükmü değildir, ABD hükümetinin -bu olayda- bir hasmına karşı hazırladığı bir belgedir sadece; iddianamede, içinde adı geçen bireylerin uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgilerinin olduğunu kanıtlayan hiçbir şey yoktur. ABD Adalet Bakanlığı’ndaki basın toplantısından bunun siyasal bir tiyatro, Maduro hükümetini daha da gayrı meşru kılmaya yönelik bir girişim olduğu açıkça anlaşılmıştır.

ABD’nin -COVID-19 küresel pandemi sırasında- Maduro ve öteki hükümet mensuplarına karşı kanıt olmaksızın bu saçma iddianameye çaba harcamayı seçmesi gerçeklik ötesidir. Şu anda ABD’ye sadece Venezüella’ya değil İran’a da yaptırımları kaldırması baskısı var (The New York Times bile 25 Mart’ta İran’a karşı yaptırımları sona erdirme çağrısıyla çıktı). Dünya Sağlık Örgütü, günün, ülkelerin pandemiyle başa çıkmak için önemli malzemeleri elde etme gücünü engelleme günü olmadığını açıkça belirtti. ABD çaresizlik içinde kalarak konuşmanın seyrini değiştirmeye çalıştı -bundan böyle artık COVID-19 ve yaptırımlar değil, uyuşturucu terörizmi üzerine.

ABD Başsavcısı William Barr’a COVID-19 pandemi sırasında bu suçlamalar sorulduğunda, hatanın Washington’da değil, Karakas’ta olduğunu söylemeye çalıştı. Venezüella’nın yardımın ülkesine gelmesini engellediğini söyledi, hiçbir kanıt olmaksızın. Bu gerçeklikten son derece uzak bir açıklama, çünkü Venezüella Çin, Küba, Rusya ve DSÖ’den gelen tıbbi yardımları ve tıbbi personeli memnuniyetle kabul etti. Aslında DSÖ ABD’ye malzemeleri ülkeye sokmak için koşulları esnetmesi için baskı yapmıştı -ABD’nin kabul etmediği bir istek. Barr gerçeğin tam tersini bu kadar kolaylıkla söyleyebiliyor, çünkü basın açıklamasındaki medya mensuplarının hiçbiri açıkça kayda geçirilmiş konulara dayanarak ona karşı sorular sormaz.

1989’da ABD eski müttefiki, dönemin Panama Başkanı Manuel Noriega’nın prestijini kirletmek için uyuşturucu kaçakçılığı -daha somut bir ifadeyle kokain kaçakçılığı suçlamasını kullanmıştı. ABD bu suçlamaya ve Florida’daki bir iddianameye dayanarak en nihayet ülkeyi işgal etmiş, Noriega’yı yakalamış, Panama City’ye bir Washington kuklası yerleştirmiş ve Noriega’yı bir Florida hapishanesine tıkmıştı. ABD’nin Noriega’yı bu şekilde halletmesinin gölgesi Karakas’ın tepesinde sallanıyor.

Maduro ve lider kadronun başlarına konulan ödül, ABD hükümetinin aslında bu Venezüellalılara mafyavari bir cezalandırma planladığını düşündürtüyor. Bu ABD açısından tehlikeli bir hamle. Gangsterlere Venezüella içinde suikast girişiminde bulunmaları için yeşil ışık yakmış oluyor. Maduro’nun Venezüella dışına çıkmasına izin verilmemesi, savaş yerine diplomasiyi destekleyen bir dizi uluslararası anlaşmaların ihlalidir. Ama ABD’nin Venezüella’ya karşı -ve tüm tarih boyunca- rejim değişikliği stratejisini böyle hukuksuz şekilde planlama şekli düşünüldüğünde, birilerinin bu hamleyi eleştirmesi ihtimali çok düşüktür.

Washington’daki basın açıklamasından birkaç saat önce, ABD’nin Venezüella hükümetini “terörizm destekçisi devlet” listesine alacağı -bir hükümetin en yüksek düzeyde mahkûm edilmesi- söylentisi dolaşmaya başladı. Ama bir ara vermeleri gerekti. Bu ara da bizzat saçma nedenlerden dolayı geldi. ABD hükümeti Maduro hükümetini “terörizm destekçisi devlet” olmakla suçlasaydı, Maduro hükümetinin gerçekten de Venezüella hükümeti olduğunu zımnen kabul etmiş olacaktı. Ocak 2019’dan bu yana istikrarsızlaştırma girişimlerinden biri de Maduro hükümetinin Venezüella’nın meşru hükümeti olduğunu inkâr etmek, doğrusunu söylemek gerekirse herhangi bir tür hükümet olduğunu inkâr etmek oldu. Venezüella hükümeti olduğunu kabul etmeksizin Maduro hükümetinin “terörizm destekçisi devlet” olduğunu söylemek olanaksız olurdu. Bu yüzden, kendi mantığının kurbanı olan ABD kendi elini kolunu bağlamış oldu.

ABD Adalet Bakanlığı’nın gönderdiği basın açıklaması bir polisiye gibi okunuyor ve kanıtların eksikliği bu açıklamanın edebi kurgu türüyle kıyaslanmasına cevaz veriyor. Açıklama isim ve suçlamalar listesi yayınlıyor, “uyuşturucu terörizmi”ne sürekli göndermeler yapıyor ve Venezüella hükümetinin ABD’ye kokaini “sel gibi akıtacağını” iddia ediyor. Bu temelsiz zırvalama ve atıp tutmaya inanmak için insan ötesi bir körlük çabası gerekir. Ama sorun şu ki, Venezüella halkı bunu ciddiye almak zorunda, çünkü bu ABD hükümetinin saldırganlığının derinleştiğini gösterir. Venezüella halkı Panama tipi bir durumun tehlikelerinin farkındadır. Onları suçlamak zor. ABD hükümetinin sicil kaydı böyle.

Panama türünden bir durumla karşılaştırmak paranoya diyerek bir kenara bırakılamaz. Trump 1 Nisan’da yaptığı basın toplantısında ABD Güney Komutanlığının yeni bir “uyuşturucu karşıtı harekat”ını ilan etti. “İlave destroyerler, savaş gemileri, uçaklar ve helikopterler; Sahil Muhafız botları; ve Hava Kuvvetleri casus uçağı göndererek bölgedeki askeri gücümüzü iki katına çıkarıyoruz,” dedi. Bu harekatın -başka ülkeler de bu harekata katılacaklar- amacı, “keşif, uyuşturucu gemilerinin durdurulması ve ele geçirilmesini artırmak”tı. “Uyuşturucu kartellerinin Amerikan yaşamlarını tehdit etmek için pandemiden yararlanmasına izin vermemeliyiz,” diye ekledi.

İddianamenin üzerinden bir hafta geçmeden yapılan basın toplantısıyla, amacın aslında kokain ticaretini engellemek değil, Venezüella üzerinde baskı kurmak olduğu açıkça görüldü. ABD Maduro’yu uyuşturucu trafiğiyle suçlarken ABD Adalet Bakanlığı basın toplantısı sırasında hiçbir kanıt sunulmadı, Trump basın toplantısında bir uçak gemisi grubunun Karayipler’e gireceğini ilan ederken de hiçbir kanıt sunulmadı. Her iki yüksek profilli toplantıda da tek bir kanıt sunulmadı, çünkü ya kanıt yok ya da gerekli değil. Kanıt yok, çünkü ABD hükümetinin kendi kurumları bile Venezüella’nın uyuşturucu yapan da uyuşturucu trafiğini yöneten de olmadığını söylüyor; kanıt gerekli değil, çünkü ABD, Venezüella hükümetini gayrı meşru kılmak ve devirmek için hakkında halüsinasyon niteliği giderek artan hikâyeler uydurmak üzere ısrarla kendi konumunu kullanıyor.

ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) Aralı 2019’da “Ulusal Uyuşturucu Tehdidi Değerlendirmesi”ni yayınladı. Bu araştırma ABD’ye giren uyuşturucuların hareketine en ayrıntılı incelemeyi sunar. Araştırmanın bazı noktalarında DEA Kolombiya’nın “ABD’de ele geçirilen kokainin başlıca kaynağı” olduğunu belirtiyor. DEA’nin Kokain İmza Programı’na göre, 2018’de “teste tâbi tutulan kokain örneklerinin yaklaşık %90’ı Kolombiya, %6’sı Peru, %4’ü de bilinmeyen kökenliydi”. ABD hükümetinin kendi uyuşturucu kurumuna bakılırsa Venezüella’dan gelen kokain ya da öteki türden uyuşturucular yoktu.

Hem ABD Adalet Bakanlığı’nın hem de Trump’ın basın konferanslarında Venezüella’dan ABD’ye kokain trafiğine işaret eden haritalar gösterildi. DEA’dan alınan bilgiye dayanarak bu kesinlikle doğru değil: DEA yetkilileri 2019 raporlarında, “Kolombiya USÖ’lerin [Uluslarötesi Suç Örgütleri] ürettiği ve ABD’ye ihraç ettiği kokain ve eroinin büyük kısmı Orta Amerika ve Meksika yoluyla ulaştırılmaktadır,” diye yazdı. Ne var ki raporda Kolombiyalı uyuşturucu kaçakçılarının “bazen deniz ya da hava nakliyesi güvenle sağlanana kadar Venezüella ya da Ekvator’un ücra köşelerinde büyük miktarda kokain depoladığı” yolunda öneriler var.

Kolombiya tüm uyuşturucu ticaretinin odak noktası olarak kokain ve eroinin Kolombiya’nın komşularının “ücra köşeler”inde saklandığını itiraf etmek önemli. Tüm 146 sayfalık DEA belgesinin hiçbir yerinde ve önceki yılların belgelerinde de, ABD uyuşturucuyla mücadele yetkilileri, Venezüella hükümetini kokain ve eroin üretimi, depolaması ya da nakliyesiyle ilgili olarak suçlayan bir ifade yazmamışlar. Venezüella’nın resme girdiği tek yer, Kolombiyalı uyuşturucu kaçakçılarının uyuşturucuyu Orta Amerika ve Meksika’ya, oradan da ABD’ye taşımadan önce Venezüella’nın “ücra köşeler”inde sakladıkları zaman.

Bunun yanında, Kolombiyalı gazeteci Gonzalo Guillén’in 3 Mart 2020’de La Nueva Prensa’da ifşa ettiği üzere Kolombiya Başkanı Iván Duque ve onun efendisi olan, eski başkan Álvaro Uribe’nin uyuşturucu kaçakçısı José Guillermo Hernández Aponte (kod adı Ñeñé) ile yakın bağları olduğuna dair hatırı sayılır kanıtlar var. Önceki gün Duque Oval Ofis’teyken Trump onu Kolombiya’daki kokain üretimini sona erdirmek için yeterince çaba göstermediği için azarladı. Trump Duque’ye, “Eh, onlara sprey sıkmak zorundasın,” dedi. “Sprey sıkmazsan onlardan kurtulamazsın. Yani Kolombiya’daki uyuşturucuyla ilgili olarak sprey kullanmalısın.”

Trump, DSÖ bu tür spreylerin kansere yol açtığını söylediği için Kolombiya hükümetinin 2015’te durduğu glisofat bazlı tarım fumigasyonundan söz ediyordu. DSÖ’nün uyarısına rağmen Duque spreylemeye başlayacağını söyledi. Suçlamalarda Duque’nin kendisinin uyuşturucu kaçakçılarıyla bağlantılı olduğuna dair bir değinme yok; Duque Washington’a karşı uysal olduğu için işlediği iddia edilen suçlar fazla yekûn tutmuyor. Duque’nin koruyucusu, eski Kolombiya başkanı ve şimdiki Senato üyesi Urib’nin adı, şu an Kolombiya’da telefon dinleme, örgütlü suç, suikastlar ve zorla kaybettirme suçlamaları da dahil olmak üzere 270’den fazla davada geçti. Uribe ve aile üyelerinin binlerce Kolombiyalı sivil suikastinden sorumlu olan ve uyuşturucu ticaretine son derece bulaşmış, Antioquia merkezli paramilis grup Bloque Metro (“Metro Bloku) ile kanıtlanmış bağlantıları var.

Tuhaftır, bu basın toplantısında Trump da Duque de Venezüella’dan söz etti, ama hiçbiri uyuşturucu ya da uyuşturucu kaçakçılığı adını anmadı. Toplantı tamamen rejim değişikliğiyle ilgiliydi.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo 31 Mart’ta Venezüella’da geçici bir hükümet kurulması gerektiğini söyledi; bu haddizatında çok acayip, çünkü Pompeo ne Venezüellalı ne de bir Birleşmiş Milletler yetkilisi, ama buna rağmen Venezüella halkı adına konuşma yetkisini kendinde görüyor. Planı “Venezüella İçin Demokratik Geçiş Taslağı” Başkan Maduro’nun istifa etmesini ve Washington’ın tercih ettiği Juan Guaidó’nun hayali iktidar iddiasına devam etmesini talep ediyordu. Bu plana göre Maduro’nun Sosyalist Partisi de dahil olmak üzere dört büyük partinin mensupları bir konsey kuracak ve bir “ara başkan” tarafından yönetilecek. Bu plan kabul edilirse, Washington 2014’ten beri uyguladığı tek taraflı, zorunlu yaptırımları kaldıracak.

Geçtiğimiz hafta sonu Guaidó Twitter’da Venezüella’nın tüm partilerin katılımına sahip olacak ve yeni seçimler yapılana kadar ülkeyi yönetecek bir “acil durum hükümeti”ne ihtiyacı olduğunu duyurdu. Pompeo’nun açıklamasından sonra Guaidó bundan kendine pay çıkardı ve Pompeo’ya alenen teşekkür etti. Leopoldo López, Carlos Vecchio, ve Julio Borges gibi öteki aşırı sağ politikacılar Pompeo’nun planına selam durdular ve ABD Guaidó’nun “acil durum hükümeti”ni desteklediği için teşekkür ettiler. Vente Venezuela Partisi’nden Maria Corina Machado gambotların Venezüella kıyılarına gelmekte olduğunu duyunca bir tweet attı: “Güvenilir bir tehdit inşa etmenin yolu budur.” Güvenilir, çünkü gambotlar bunu daha önce de yapmıştı. 

‘Burası bizim anavatanımız’ / Tenemos patria. Macuro, Sucre. 2014.
Comando Creativo

Geçen Kasım ayında Bolivya’da Evo Morales hükümetine karşı darbe sırasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın uzun kolu gibi davranan Amerikan Devletleri Örgütü (OAS), Pompeo ve Guaidó’nun başlattığı koroya katıldı. OAS bir basın açıklaması yaparak, “sunulan planın gaspçı diktatörlüğü son verme ve ülkede demokrasiyi yeniden kurma yolu için geçerli bir öneri oluşturduğunu düşündüğünü” ilan etti.

Başkan Maduro’nun başında olduğu Venezüella hükümeti bu planı reddetti. Ama reddeden sadece o değildi. Maduro’nun 2018 başkanlık seçiminde başlıca rakibi olan Avanzanda Progresista (İlerlemeci Gelişim) partisinden Henri Falcón da Pompeo- Guaidó planını ve ABD savaş geamilerinin Venezüella kıyılarına gönderilmesini reddetti. Maduro’nun görevden alınması, diye yazdı, “bir süreçtir, bir dayatma değildir; başarılı olması için hasımlar arasında anlaşmalar gerektirir. Venezüella’da çözüm Venezüellalılar arasındadır.” “Pandemi dünyayı kasıp kavuruyor,” diye yazdı, “Venezüella virüse karşı en zayıf ülkelerden biri. Gemiler yardım ve ilaçla gelse çok insani ve harika olur, silahlar ve tehditlerle gelse insanlık dışı olur.”

Venezüella’da tıpkı Falcón gibi muhalefetin büyük kısmı Guaidó’nun Trump ve Pompeo’ya boyun eğmesini onaylamadı. Partido Soluciones para Venezuela (Venezüella İçin Çözümler Partisi)’nden Claudio Fermín, Guaidó’nun ve onun destekçilerinin “sorumsuz ve hayal ürünü tezi”ne saldırdı, bu tez “patronları Elliot Abrams, Pompeo ve Trump’ın onlara gönderdiği hayali emirler bulutu”na dayanıyordu. Başkan olmak için iki kez yarışa giren ama başarılı olamayan Henrique Capriles Radonski, Maduro “iç kontrol”e sahipkin Guaidó’nun insanlarının “uluslararası müttefikleri” var, dedi.

Bunların büyük kısmı déjà vu. 7 Ekim 1963’te ABD Başkanı John F. Kennedy Beyaz Saray’da danışmanlarını toplayıp Brezilya’da demokratik yollarla seçilmiş João Goulart hükümetini nasıl devireceklerini konuşmuştu. Kennedy açık yüreklilikle sordu, “Bir durum görüyor musun bizim belki de -bizim askeri olarak müdahale etmemizi uygun buluyor musun?” Brezilya elçisi Lincoln Gordon, ABD Güney Komutanlığı -o dönemde Panama’daydı- ve Brezilya ordusunda irtibatta olduğu kişilerle birlikte bir plan üzerine çalıştığını anlattı. Gordon Kennedy’ye, bir ABD işgali, dedi, “devasa bir askeri operasyon” gerektirir, bu da “Brezilya ordusunun ne yapacağına tamamen bağlıdır”. Büyük ordu desteği olmayan bir darbe “sonuçta iç savaşa çıkabilecek bir başlangıç durumu”na gidebilir.”

Gordon, bir iç savaşına riskine girmektense ordunun harekete geçmesi ve ABD’nin onlara diplomatik ve askeri destek sağlaması gerektiğini belirtti. Gordon, Mart 1964 itibarıyla, dedi, “en kayda değer gelişme General Humberto Castelo Branco liderliğinde bir askeri direniş grubunun kristalize olmasıdır.” Washington yeşil ışığı yaktı. Sam Kardeş Operasyonu gündeme sokuldu, içinde generalleri dolduruşa getirme ve güney Brezilya sahillerinde konuşlanan devasa bir deniz kuvvetleri grubu göndermek de vardı. Bir uçak gemisi, iki güdümlü roket destroyer ve başka araçlar Aruba’dan yola çıkarak göstere göstere Brezilya’ya vardı. General Castelo Branco, Goulart’a karşı harekete geçti; bu darbe -Washington tarafından desteklenen- 21 yıl süren ve on binlerce insanı öldüren, hapse atan ve işkence eden bir askeri diktatörlük yarattı.

Venezüella açıklarında duran ABD savaş gemileri grubu 1964’ün Kardeş Sam Operasyonu’nu taklit ediyormuş gibi duruyor. Trump, ABD’de -ya da hatta askeri kuvvetler içinde- corona virüsü kontrol altına almak gibi yakıcı bir soruna dikkatini yoğunlaştırmak yerine, Karayip Denizi’nde ciddi ve tehlikeli bir çatışmaya pekâlâ yol açabilecek manevralara başladı.

Kolombiya Halkı Venezüella’ya Karşı Melez Savaşı Reddediyor

Kolombiya halkı 21 Kasım 2019’da kitleler halinde sokaklara çıkarak Başkan Iván Duque hükümetinin politikalarını reddetti. Halk özellikle iki temel talebi dile getirdi. Birincisi, Duque’nin sağcı hükümetinin, hükümetle solcu FARC (Kolombiya Devrimci Silahlı Kuvvetleri) arasındaki 2016 Barış Anlaşması’nın ilerletilmesini istiyorlardı. İyiniyetle müzakere edilen bu anlaşma, altmış yıl süren bir savaşı sona erdirecekti (Kolombiya toplumunun %70’i bu savaş sırasında doğmuştu). İkincisi, halk Duque hükümetinin sert kemer politikalarının sona ermeşini istiyordu; bu önlemler arasında kamu üniversitelerine getirilen kısıtlamalar, emeklilik sistemi ve yaygın sosyal harcamalar da var. En büyük sendika federasyonu, Kolombiya Merkezi İşçiler Sendikası (CUT) bu protestolara çağrı yaptı, sonrasında da protestolar Duque ve Kolombiya politika sistemine karşı kitlesel bir ayaklanmaya evrildi.

CUT genel sekreteri ve Halkın Kongresi (Congreso de los Pueblos) sözcüsü Edgar Mojica’nın her gün barikatlarda kitlesel ayaklanmanın şekillenmesine yardım etmesi, Kolombiya toplumunun artık kabuğu sertleşmiş oligarşinin ve ABD hükümetinin kaprislerine tutsak olmak istemediklerini düşündürüyordu. Ruh hali buydu. Kolombiya’nın başkenti Bogotá’da ortaya çıkan, sonra daha küçük şehirlere ve kasabalara yayılan slogan ve grafitilerden bu açık şekilde anlaşılıyordu. Bu iki talep -Barış Anlaşması’nı uygulamak ve kemer sıkma politikasına son vermek- birbiriyle bağlantılıdır.  Kolombiya oligarşisi, kapsayıcı ve samimi bir barışın inşa edilmesine katkı sağlarsa, FARC’ın siyaset sahnesine girişinin solu güçlendireceğinden ve daha güçlü bir solun sadece kemer sıkma gündemini değil, Kolombiya’nın egemen sınıflarının ABD yanlısı yönelimini iptal etme gücüne sahip olacağından korkuyor (bu konuda daha fazla bilgi için bkz. Tricontinental: Institute for Social Research dossier no. 23, Peace, Neoliberalism, and Political Shifts in Colombia).

Öteki sol örgüt -Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) iyiniyetle Duque hükümetiyle müzakere yürütmeye çalıştı, ama ELN liderlerinden Pablo Beltrán’ın geçen yıl Arjantinli gazeteci ve eğitimci Claudia Korol’a söylediği üzere kapının defalarca yüzüne kapatıldığını gördü. Duque, ELN’ye karşı askeri harekâtı yoğunlaştırdı. FARC ile Barış Anlaşması ve ELN ile görüşmelerin derinleşmesi oligarşinin ve Washington’ın iktidarını zayıflatırdı. Halkın Kongresi’nden Olimpo Cárdenas’ın iki yıl önce dediği gibi, “Kolombiya oligarşisinin savaştan yarar sağlayan bir kesimi var.”

Öyle geliyor ki, bazı günler Başkan Duque ABD hükümetine ve akıl hocası Alvaro Uribe’ye danışmadan karar veremiyor. Aldığı tavsiye de, Kolombiya kamuoyunun zararına bile olsa ABD ile ittifaka daha da derinden dalmak. Duque’nin ABD’ye yönelik politikasına “paspas politikası” -komşu Venezüella’ya ilerlemeden önce ayaklarını silmesi için Kolombiya’yı ABD’ye paspas olarak sunduğu bir politika- demek uygun olur. Yakınlarda Mojica ile konuştuğumuzda, “Kolombiya hükümeti yıkıcı bir hükümettir.  Kuzey Amerika hükümetinin kararlarına meyillidir,” dedi.

Bu yeni bir gelişme değil. 20. Yüzyılın başında Kolombiya’nın dış politikası Respicium Polum (“Kuzeye Doğru Bak”) ilkesiyle tanımlandı. Daha yakın zamanlarda, 1990’larda, ABD dış politikası Orta Amerika’dan Kolombiya’ya kaydı: 1999’da geliştirilen Kolombiya Planı, “Uyuşturucuyla Savaş”ta ABD ve Kolombiya oligarşisinin militarize ajandasını uyguladı, bu da özünde her tür devrimci kalkışmayı yenilgiye uğratma ve Antlar-Amazon bölgesi üzerindeki denetimi pekiştirme girişimiydi. Gerçekten yeni olan şey ise, diyor Mojica, Duque’nin hem Venezüella’ya karşı ablukayı hem de Venezüella’ya potansiyel askeri müdahaleyi kolaylaştırmak için her şeyi yapmasıydı.

Kanada ve ABD hükümetleri, Latin Amerika’daki ortaklarını Venezüella’ya karşı bir platform kurmaya zorladıklarında, 2017’de ortaya çıkan Lima Grubu’nun Kolombiya istekli bir katılımcısı oldu. ABD’nin Başkan Maduro’nun Venezüella  hükümetini devirmek için yüksek riskli bir kumar oynadığı sırada, Duque Şubat 2019’da Lima Grubu’nu Bogotá’da kollarını açarak karşıladı. O dönemde Mojica ve öteki toplumsal hareket liderleri Kolombiya oligarşisi ve ABD’nin dar çıkarlar için, Kolombiya halkının çıkarlarına zıt olarak ülkelerini kullanmasını eleştirmişlerdi. Mojica bize, Geçen yıldan beri, Başkan Duque Guaidó’yu meşrulaştırmak için, Lima Grubu’nun Venezüella açısından takındığı tutumu meşrulaştırmak için kendini satılığa çıkardığı zamandan başlayarak bunu kınıyoruz,” dedi. Venezüella ile yüksek askeri gerilim Duque hükümetinin gündemine uyuyor. Barış Anlaşması’nın tam uygulanmasıyla ilgili her tür görüşmeyi erteleyebileceği ve kemer sıkma politikalarına yönelik her tür eleştiriyi başından savabileceği anlamına geliyor. 2016’dan bu yana Kolombiya’da yüzlerce toplumsal hareket lideri suikaste uğradı; bu şiddet, medyanın dikkatinin Kolombiya- Venezüella sınırına yönelmesiyle örtbas ediliyor.

ABD hükümeti Venezüella uyuşturucu trafiğinin kaynağıdır -oysa tüm kanıtlar uyuşturucu kaçakçılığının Kolombiya’dan kaynaklandığına işaret ederken- diye saçmalayınca, Kolombiya üzerinde kendi uyuşturucu sorununu çözmesine yönelik baskı ortadan kalktı. Gerçekten de oligarşi ile uyuşturucu kaçakçıları arasındaki yakın bağların üstü, Maduro’nun bizzat bu ticaretin içinde olduğu gibi halüsinasyonvari iddiayla örtüldü.

Mojica bize tüm bu uyuşturucu politikasının “dikkat dağıtma” olduğunu, çünkü asıl sorunu kavrayamadığını anlattı. Ülkede politika değişikliklerini zorlamak için uluslararası gücünü kullanan ABD’nin “Kolombiya hükümetine şantaj yapmasını ve ürün ilaçlamayı reddediyoruz,” dedi. Mojica, küçük çiftçilerin kakao yaprağı üretimi “üretimin ilk adımı” olduğu ve çiftçilerin ailelerini geçindirmek için başka bir gelir kaynağı olmadığı için çiftçilerin “zincirdeki en zayıf halka” işlevi gördüğünü ve kokain imha programlarının kolay hedefi olduğunu açıkladı.

Çiftlikleri ve kendi vücutları zehirli kimyasallara dolmuş olan bu küçük çiftçiler uyuşturucu ticaretinin ardındaki ana sorumlu değildir, onların iyi olup olmadıkları da Duque hükümetinin umurunda değildir; ama ipleri gerçekten ellerinde tutanların yaptıklarını maskelemek için günah keçisi olmaya uygundurlar. Trump yönetimi ve onun ahbap çavuşlarının sözde çok endişelendiği devasa uyuşturucu ticaretinin sorumluluğu asıl olarak ağırlıkla Kolombiyalı uyuşturucu kartellerinde -bunlar uyuşturucuları Meksika ve Orta Amerika üzerinden  Kuzey Amerika’ya getirir-; kuzey Amerika’nın kendisindeki uyuşturucu mafyasında; ve tüketicilerin Güney Amerika kokainine muazzam talebindedir -büyük ölçüde ABD ve Avrupa’da.

Ama bu ana suçlulardan hiçbiri uyuşturucu imha politikasının sillesini yemez, tam tersine bu sille “en zayıf halka”ya -kakao yetiştiricilerine- indirilir. Mojica, “kakao yetiştiricileri ve onların ailelerine,” dedi, “ürünlerinin imhası karşılığında mali destek anlamında herhangi bir alternatif sunulmuyor.” Buna karşın haksız yere savaşın ön cephesine sürülüyorlar. Haddi zatında 2016 Havana Barış Anlaşması yasadışı ürünlerin ekilmesinden tedricen uzaklaşma konusunda çiftçilere yardımcı olacak bir mekanizma getirdi. Ne var ki, barış sürecinde başka çok şeyde olduğu gibi bu protokole saygı gösterilmedi; köylü toplulukları ordu tarafından ürünlerini imhaya zorlanma olaylarını defalarca kınadılar. Bu toplulukların liderlerinin infazı çoğunlukla paramilis gruplar, karteller ve silahlı kuvvetlerin Fuerza Pública (“Halk Gücü”) olarak bilinen bir kesimi tarafından yapılır.

Manevi güç ve ışıklar. Chapellín, Karakas. 2014.
Comando Creativo

ABD ve Duque yönetimleri, diyor Mojica, uyuşturucu sorununu Venezüella’da rejim değişikliği gündemlerini gerçekleştirmek için kullanıyor. Sorunlar o kadar ağır ki, Kolombiya hükümeti ABD askerlerinin kendi topraklarına girmesine izin verdi -hem Karayip kıyısında hem de Catatumbo bölgesi gibi Venezüella-Kolombiya sınırında. Mojica, “Kara işgalini oradan hazırladıklarını düşünüyoruz,” dedi. Askeri manevraların bir savaşa dönüşme ihtimali ufukta belirmişken bunlar gergin zamanlar.

Kolombiya Senatosu, Venezüella’yı istikrarsızlaştırmak için Kolombiya topraklarının kullanılmasına sessiz kalmadı. Nisan 2020’de bir grup Kolombiyalı kongre üyesi Duque’ye açık bir mektup yazarak ülkelerinin Venezüella’da rejim değişikliğine karışmaması gerektiğini söylediler. Duque böyle bir gündemin peşinden gitmek isterse Kongre’den izin almak zorunda. Mojica bize Kolombiyalı toplumsal hareketlerin Trump’ın gündemini “tümüyle reddetti”ğini anlattı. ABD’ye binaen, “Biz onun arka bahçesi değiliz,” dedi, dolayısıyla paspası da değil. “Onun uyuşturucu karşıtı politikalarına göz yummayız; doğal kaynaklarımızın ve çevremizin yağmalanması politikalarına göz yummayız.”

Domuzcuklar Körfezi

3 Mayıs Pazar gününün erken saatlerinde sürat tekneleri Kolombiya sahillerinden ayrılıp Venezüella’ya yöneldi -deniz sınırını geçmeye yetkileri olmamasına karşın- ve Venezüella sahilindeki La Guaira’ya demir attı. Bu kesinlikle hasmane bir hareketti, çünkü botlar taarruz tüfekleri ve mühimmat dahil olmak üzere ağır silahlar taşıyordu. Botlardaki insanlar uydu telefonlarının yanı sıra ABD bayraklı üniformalar ve miğferler taşıyordu. Bu sınır tecavüzü Venezüella ordusu (FANB) tarafından engellendi; ordu saldırganlarla çatışarak sekizini öldürdü, ikisi yakalanırken birkaçı geçici olarak kaçtı. Yakalananlardan biri, ABD hükümeti Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) ajanı olduğunu söylüyor. 4 Mayıs Pazartesi günü sabahında Venezüella güvenlik güçleri kıyı kasabası Chuao’da Bolivarcı Milisler’den balıkçı kadın ve erkeklerin de yardımıyla, bir sürat teknesiyle ülkeye girmeye çalışan sekiz paralı askeri daha tutukladı. Aynı gün Venezüella Güvenlik Güçleri Puerto Maya kasabasında iki tanesini daha yakaladı. Tutuklamalar sırasında Venezüella Güvenlik Güçleri ilave silahlar ve askeri istihbarat ekipmanlarına el koydu.

Venezüella İçişleri Bakanı Néstor Reverol, püskürtülen sınır tecavüzünden saatler sonra Venezüella televizyonlarına, hükümetin saldırıyla ilgili Kolombiya’daki kaynaklardan ve Venezüella kıyılarında düzenli olarak gezen kendi devriyelerinden istihbarat aldığını söyledi. Kıdemli Venezüellalı politikacı Diosdado Cabello, “Tehditlerinin hiçbirini hafife almıyoruz,” dedi. “Bugün olanlar,” dedi, ABD’nin ve müttefiklerinin “çaresizliklerinin bir örneğidir.”

Bu tür komplolar Venezüella’yı kuşatmış durumda, komplocular ABD istihbaratı ve Kolombiyalı paramilislerin yanı sıra ordu ve uyuşturucu dünyasının en karanlık köşelerinden bir dizi karakter. Ortaya çıkarılan 2019 küçük bir işgal planı Associated Press’ten Joshua Goodman tarafından belgelendi. Bu kumpasın başını çeken Jordan Goudreau ABD ordusunda Irak ve Afganistan’da sıhhiyeci olarak görev yaptıktan sonra özel güvenlik yüklenicisi oldu; saldırıyı gerçekleştirmek için Venezüella ordusundan kaçmış olan birkaç yüz Venezüellalıyı toparlayan eski Venezüella subayı Cliver Alcalá ile birlikte çalıştı. Alcalá uyuşturucu ticaretine bulaşması nedeniyle şimdi ABD’de cezaevinde. Goudreau ve Alcalá’ya Trump’ın koruması Keith Schiller ve Kraft Foods’dan Roen Kraft destek verdi. Operasyon buram buram zıpır bir CIA macerası kokuyor, tıpkı CIA’nın 1961’de Playa Girón’da başarısız Küba işgali gibi.

2020 askeri sınır tecavüzünün en çirkin yanlarından biri de anlaşıldığı kadarıyla -uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele adına- tüm operasyonun uyuşturucu satıcıları tarafından finanse edilmiş olması. İşgal sırasında yakalanan José Alberto Socorro Hernández (takma adı Pepero), Kolombiya’nın La Guajira kartelinin bu operasyon için onlara 2 milyon dolar önerdiğini kabul etti. Pepero, operasyonun,  Alcalá’nın eşi Marta González’in akrabası olan Elkin Javier López Torres (takma adı La Silla, “İskemle”, veya Doble Rueda, “Çift Tekerlek”) tarafından finanse edildiğini itiraf etti.

Mayıs 2020’deki bu en yeni işgalin Alcalá tarafından Kolombiya’da kurulan ordudan ayrılanların kampından ortaya çıkmış olması olasılık dahilindedir. Saldırıya katılanlardan biri Pantera (“Panter”) olarak da bilinen Kaptan Robert Levid Colina idi. Colina, 30 Nisan 2019’da Juan Guaidó lehine darbe girişimine karışmıştı ve Alcalá ile yakın ilişkisi var. En son 30 Nisan 2019’da, Leopoldo López ve Juan Guaidó’nun başını çektiği başarısız darbe sırasında görülen, eski Venezüella Ulusal Muhafız mensubu Antonio Sequea da tutuklananlar arasındaydı. Sequea’nın operasyonu yönetmiş olduğuna inanılıyor. Texas’dan iki askeri yetkili, ABD paralı asker şirketi Silvercorp’un mensubu olan Luke Denman ve Airan Berry’nin tutuklanması da kayda değer. ABD hükümeti operasyona dahil olduğunu inkâr etti ve büyük ölçüde aldırış etmedi, ama yakalanan paralı askerlerden birine göre bu ikilinin Trump’ın güvenlik şefi ile ilişkileri var.

Gazeteci Alan MacLeod’un yazdığına göre, Silvercorp,  Guaidó’nun “Başkan Nicolás Maduro’yu yakalama, derdest etme ya da ‘bertaraf etme’ ve kendisini onun yerine geçirme”si için 212,9 milyon dolar vaat ettiği Jordan Goudreau’nun şirketidir. Şubat 2019’da Goudreau ve şirketi, provokatif İnsani Yardım konseri sırasında Venezüella sağına güvenlik sağladı. Sosyal medyada Goudreau ve sağ muhalefet lideri Guaidó arasında imzalanan sözleşmeyi gösteren videolar ve resimler de ortaya çıktı. Eski Ancak ABD özel harekât mensubu, Guaidó pazarlığın kendine düşen payını yerine getirmediği için hüsranını dile getirdi ve Silvercorp yaptığı işin karşılığını halen almadı.

Son birkaç aydır Venezüellalı yetkililerin soruşturduğu harekâtın Venezüella muhalefeti ve çeşitli müttefikleri tarafından anayasal başkan Nicolás Maduro’ya ve Venezüella hükümetinin öteki yüksek düzey liderlerine suikast yapma amacıyla örgütlendiği, planlandığı ve finanse edildiğine inanılıyor. ABD’nin Maduro ve öteki liderlerin başına koyduğu ödülün işgal girişiminde rol oynamış olması mümkün.

Bununla birlite, Movimiento de Pobladoras y Pobladores (“Yerleşimciler Hareketi”) mensubu ve ALBA Hareketleri Sekreteri Hernán Vargas’ın açıkladığı üzere, olasılıkla bu grubun amacı “ülkeyi ele geçirme değildi, hükümeti ele geçirme değildi. Sadece öteki güçlerle eşgüdümlenecek bir dizi faaliyet gerçekleştirmekti ve bütün bunlar da gerçekleşmeyen bir olaylar zincirine bağlıydı.., Aslında belki Silahlı Kuvvetler’den bir tepki, bir sokak hareketliliği ya da başka bir silahlı grubun onlara katılmasını bekliyorlardı ve bunlar olmadı.”

Vargas, ancak özgürlük savaşçılarını oynayan paralı askerler, “halkın tepkisini beklemiyorlardı,” dedi ve Venezüella istihbaratının yeteneğini de hayli azımsamışlardı. Muhtemelen kafalarında “alkış tufanıyla karşılana”bilecekleri vardı, diye açıkladı. “Halkın bunu destekleyeceğini ya da Silahlı Kuvvetler’in bunu destekleyeceğini sandılar… ama Venezüella’da bunu isteyen kimse yok. Venezüellalıların çoğunluğu sorunun barış içinde çözülmesini istiyor. Bu kumara girmek isteyen hiçbir kesim yok ya da şu anda ihtiyaç duydukları kadar yok.”

Öte yandan tehlike sürüyor. Vargas, Juan Guaidó ve Juan José Rendón -sağ kanat siyasi danıqşman ve Guaidó’nun eski danışmanı- ile yapılan Silvercrop sözleşmesinin ayrıntılı incelenmesi çağrısı yapıyor; Vargas’ın belirttiğine göre bu sözleşmede “insan hakları ihlalleri, sivillerin infazı ya da ağır silahların kullanılmasına izin veren ya da kabul eden bir dizi madde [var], bu da duruma başka bir boyut getirir. Diğer bir deyişle, bu aynı ölçüde tehlikeli bir durum, çünkü bu gruplar kolayca terörist eylemler gerçekleştirebilir ve Venezüella’daki stratejik sivil ve askeri hedefler seçebilir.”

Venezüella Savunma Bakanı Vladimir Padrino López, hükümetin ve halkın bu saldırıyı yenilgiye uğrattığını ve bu tür başka komplolara karşı uyanık kalacaklarını söyledi. Bolivarcı sürecin karakteristik özelliklerinden biri de, halkın kendini savunmak için seferber edilmesi oldu -2002’de Chávez’e suikast girişiminden bugüne kadar. Padrino, “Kendimizi isyanda olarak ilan ediyoruz,” diyerek, Venezüella’nın artık “sürekli tetikte” durumunda olduğunu ekledi. Küresel pandemiye rağmen CIA ve tüm ABD yönetiminin -şu anda Trump tarafından yönetiliyor- oyun kitabı, kirli darbeleri ve melez savaşlarıyla birlikte kullanıma hazır olarak duruyor. Tıpkı Playa Girón yani Domuzlar Körfezi’nde ABD destekli işgal girişimini (1961) savuşturan Kübalılar gibi, Venezüella halkı da La Guaira’da bu Domuzcuklar Körfezi komplosunu yenilgiye uğrattı (2020).

ABD Gücünün Zayıflığı

Beş İran tankeri -her biri yakıt yüklü- bayrakları uçuşarak ve radarları tespite açık olarak Bandar Abbas’tan (İran) Karayip Denizi’ne hızla ilerledi. Rastlantı eseri adı “Servet” olan gemilerden biri 24 Mayıs’ta sert ABD deniz ablukasını kırarak Venezüella’daki El Palito’ya girdi. ABD’nin İranlı gemilerle bir çatışmayı zorlayamaması, ABD konumunun zayıflığına işaret ediyor. Ucu bucağı olmayan ABD baskısı altında iki ülke arasında yeni bir deniz köprüsü açılıyor; bu, ABD gücünün ve melez savaşın sınırlılığını -ama sonunu değil- gösterir. 

Chávez yaşıyor. Puente Llaguno, Karakas. 2015.
Comando Creativo

Resimler hakkında

Comando Creativo (“Yaratıcı Komutanlık”), görsel iletişim alanından işçiler, toplumsal bilim uzmanları ve araştırmacılar ve -birçok başka mesleklerden- kendilerini anlam, hikâye ve simge üreticileri olarak görenleri bir araya getiren bir kolektiftir. Comando Creativo  2007’den beri halka değen, hegemonya karşıtı iletişim üretimine kendini adamıştır. Kolektif bu dönemde çalışmalarını utopix.cc platformunda paylaşıyor.

* Şen Süer tarafından Tricontinental: Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü internet sayfasından Umut Gazetesi için çevrilmiştir. https://www.thetricontinental.org/studies-2-sanctions-and-coronashock/

Paylaşın