Umut Yazıları

Sağlık Siyasal Bir Seçimdir (The Tricontinental)

8 Mayıs 2020: Güney Afrika’nın tarama ve test programına dahil bir Khayelitsha Eastern topluluk ekibi, çok sayıda pozitif vakanın görüldüğü Faure’de tarım işçilerine test uyguluyor. Bir sağlık çalışanı asgari sosyal mesafenin ne kadar olması gerektiğini gösteriyor.
Barry Christianson / New Frame

Birleşmiş Milletler’in Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin (1948) 25. Maddesi, insan olmanın ne anlama geldiği üzerine geniş bir vizyon sunar. İnsan, diye belirtir, “kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için yeterli yaşama standartlarına hakkı” vardır. Buna “beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım ve gerekli sosyal hizmetler” dahildir; insanlar “güvenlik hakkı”na da sahiptir, yani kendilerinin denetleyemediği koşullar nedeniyle geçimlerini sağlayamama durumunda bunun karşılanması hakları vardır.
Bu vizyonun ancak küçük bir kısmı dünya nüfusunun çoğunluğu için geçerli oldu. İşçi hareketleriyle sömürge karşıtı hareketlerin geçmiş yüzyıllarda elde etmeyi başardıkları her şey sağlık ve refah hakkına ayrılan kamu fonlarında kesintiye giden, bu hizmetleri sağlama hakkını kâr için özel sektöre satan ve dolayısıyla insan haklarını yeterli geliri olmayanların erişemeyeceği mallara dönüştürerek ucuzlatan bir mali sıkılık rejimiyle birer birer tırpanladı. Küresel pandemi sırasında “zorunlu sektörlerde çalışan” işçiler ile kısa çalışma saatleri, daha iyi çalışma koşulları ve daha yüksek ücretler gibi reformlar üzerine çok konuşuldu. Ama -daha önceki krizlerde de olduğu gibi- kriz sona ermiş gibi göründüğü anda bunların hepsinin unutulmaya yüz tutacak. Burjuva hükümetler bu tür reformları kalıcı hale getirme ve “normal” bir durumda sağlık çalışanlarına sürekli ödüllendirme yeteneğinden yoksundur. Dünyanın her yerinde egemen sınıflar, bu küçük dozda insanlığa kalkışan hükümetleri cezalandırır, çünkü -diye ileri sürerler, bu tür refah ödemeleri “ahlaki bir tehlike” yaratır ve kalıcı işçi hakları öteki işçilere kötü örnek teşkil eder.
29 numaralı dosyamızda normale dönüşe -özellikle burjuva düzeninin sağlık bakımı sistemlerinde- karşı çıkıyoruz. 1. Kısım’da pandeminin bize sağlık sistemi konusunda gösterdiklerinin üzerinden geçeceğiz; 2. Kısım’da sağlık işçileri liderlerinin sesine kulak vereceğiz; dosyanın son kısmında sağlık çalışanlarının taleplerine dayanan yeni bir sağlık bakımı sözleşmesi için bir gündem sunacağız.


9 Mayıs 2020: Soldan sağa, Luyanda Mto, Dr. Celeste Jonker ve Buhle Nkomonda, Khayelitsha ilçesinin dış mahallelerindeki hızlı test merkezinde. Merkez, test sonucu pozitif çıkan öteki işçilerle yakın teması olan üç alışveriş merkezinin 270’den fazla çalışanına test yapmak için kuruldu.
Barry Christianson / New Frame

1. Kısım: Kapitalizm Sağlık Sistemimize Ne Yaptı

2016’da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve BM Genel Sekreteri tarafından kurulan Sağlık İstihdamı ve Ekonomik Kalkınma Yüksek Komisyonu küresel sağlık bakımı sektörünü dikkatle inceledi ve “Aynı tas aynı hamam durumu savunulamaz” sonucuna vardı. Bu çok güçlü bir yargı. Batı Afrika’daki 2014-15 Ebola salgını Komisyon üyelerinin zihninde tazeydi; salgını inceleyen Komisyon’un son raporunun belirttiği gibi, “Durağanlık ve kronik yatırım azlığının insan sağlığını nasıl tehlikeye düşürdüğünü ve ciddi ekonomik ve toplumsal zorluklara yol açabileceğini de gördük. Sağlık çalışanlarına yatırım yapılması, sağlık sistemlerinin ve toplumsal korumanın güçlendirilmesi amacının bir parçasıdır ve asıl olarak uluslararası sağlık krizlerinin ilk savunma hattını oluşturur.” 2003 yılında Komisyon üyeleri, dünyanın ek olarak en az 40 milyon sağlık bakımı ve toplumsal hizmet işçilerine ihtiyacı olduğunu yazdı: en az 18 milyon sağlık çalışanı açığı olacağını öngördüler -bunların büyük kısmı yoksul ülkelerde. Bu rapor, korona virüsü dünyayı kasıp kavurmadan yıllar önceydi.

Şubat 2018’de otuz kişiden oluşan bir mikrobiyolog, zoolog ve halk sağlığı uzmanları grubu, Cenevre’deki DSÖ merkezinde bir araya geldi. Tehlikeli virüslerden, özellikle aşısı olmayanlardan bir öncelik listesi oluşturdu; nihai listede SARS, MERS ve Hastalık X adlı bir virüs vardı. Ulusal Bilim, Mühendislik ve Tıp Akademileri’nde Mikrobial Tehlikeler Forumu’nun üyesi olan Peter Daszak da bu toplantıdaydı ve yakın zamanlarda COVID-19’un bilim insanlarının Hastalık X’i kavrayış tarzıyla benzer olduğunu söyledi. Daszak, COVID-19’un tahmin edilmesinden söz ederken, The New York Times’a, “Sorun önlemenin olanaksız olması değil. Son derece olanaklı. Ama biz bunu yapmadık. Hükümetler bunun çok pahalı olduğunu düşündüler. İlaç şirketlerinin amacı kâr elde etmektir,” dedi.

Bir yıl sonra, Eylül 2019’da Küresel Hazırlıklı Olma İzleme Kurulu -eşbaşkanlıklarını Gro Brundtland (eski DSÖ Genel Müdürü) ve Elhadj As Sy (Kızılhaç ve Kızılay başkanı) yapmaktadır- “dünya hızlı hareket eden, öldürücü solunum patojeni pandemisine hazır değildir,” uyarısını yaptı. Raporda devamla şöyle denildi:

1918 küresel grip pandemisi dünya nüfusunun üçte birinin hasta olmasına ve yaklaşık 50 milyon insanın -toplam nüfusun %2,8’i- ölmesine neden oldu. Benzer bir bulaşıcı hastalık bugün nüfus dört katı daha fazla ve dünyanın herhangi bir yerine seyahat süresi 36 saatten azken ortaya çıksa -80 milyon kişi ölür. Böyle bir pandemi, trajik ölüm seviyelerine ek olarak paniğe neden olur, ulusal güvenliği istikrarsızlaştırır ve küresel ekonomi ve ticaret üzerinde ciddi bir etkisi olur.

Bu uyarıya aldırış eden olmadı.

15 Şubat 2020’de DSÖ Genel Sekreteri Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, Münih Güvenlik Konferansı’nda tutkulu bir konuşma yaptı. “Dünya,” dedi, “bir panik ve ihmal döngüsünde faaliyet gösterdi. Bir salgında ortalığa para saçıyoruz ama bittiğinde salgını unutuyoruz ve sonraki salgını önlemek için hiçbir şey yapmıyoruz. Dünya bir terör saldırısına kendini hazırlamak için milyarca dolar harcıyor, ama çok daha öldürücü ve ekonomik, siyasal ve toplumsal olarak çok daha zarar verici olabilecek bir virüs saldırısına hazırlanmak için görece az şey yapıyor.”

Eylül 2019’da dünya liderleri BM’de 2030’da herkesi kapsayan sağlık bakımı sözü vermek için toplandı. O dönem DSÖ başkanı olan Gro Brundtland, sağlık bakımının serbest piyasaya bırakılamayacağını, çünkü böyle bir modelin ancak zenginlerin sağlık bakımına ulaşabilmesine olanak sağlayacağını, sağlık bakımı giderlerinin yoksulları daha da fazla yoksulluğa iteceğini söyledi. Kamusal finansmana acil ihtiyaç var. Sağlık bütçelerinde kesintiye gitmek, dedi, “muazzam bir hatadır.” DSÖ’nün şimdiki başkanı -Dr. Tedros- “sağlık siyasal bir seçimdir,” diye vurguladı.

Son kırk yılda sıkı para rejimi, hükümetleri toplumsal ve sağlık harcamalarında kesintiye gitmeye zorladıkça sağlık bakımı sistemleri de küçüldü. Bunun etkileri şu şekilde özetlenebilir:

  • Sağlık bakımında, özellikle kamusal sağlıkta kamu harcamalarında kesintiler.
  • Sağlık bakımının sağlanmasında özel sektör katkısında artış.
  • Denetimsiz ücretli tıbbi bakım hizmetinde artış.
  • Tıbbi hizmetleri ödemek için özel sigorta yaptırmada artış.
  • Sağlık çalışanlarının sayısının azaltılması, ücret ve emekli maaşlarında kesintiler ve sendikalaşmanın zayıflaması.
  • Tıbbi bakım ve ilaçların fiyatlarında artış.

2018-2019 Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) 161 ülke raporunun incelenmesi, yoksul ülkelerin hükümetlerinin büyük bütçe kesintileri yapma konusunda baskı altında olduğunu gösteriyor; kesintilerin hatırı sayılır ölçüde olduğu alanlardan biri de kamusal sağlık sektörü.

Defibrilasyonu icat eden, Harvard Halk Sağlığı Okulu’nda ders veren ve Boston’daki (ABD) Brigham ve Kadın Hastanesi’nde kıdemli bir doktor olan kardiyolog Dr. Bernard Lown, sağlık bakımının özelleştirilmesiyle ilgili görüşlerini açıkça anlatır:

Sağlık bakımı sanayileşmenin verimliliklerine katkıda bulunmaz. Sağduyu hastaların standartlaştırılamayacağını ve organ ve öteki parçaların çoğunlukla birbirleriyle değiştirilemeyeceğini gösterir. Sağlık bakımı metalaştırmaya direnen ve sanayileşmiş montaj hattının ya da öteki kitlesel üretim teknolojilerinin verimlilikleriyle uyumlu olmayan kişiselleştirilmiş bir hizmettir. Piyasa tıbbının yüksek fiyatları bu tür temel ilkeleri görmezden gelir. Piyasa tıbbının bir sakat yanı daha vardır, ekonomik kaynakları topluluktan, tıp eğitiminden ve araştırma alanından başka alanlara yöneltir. Oluşan kârlar yerel olarak yeniden yatırıma ayrılmaz, ama büyük kâr payları, yüksek ikramiyeler ve muazzam ücretler olarak uzaktaki yatırımcılara ve üst düzey yönetime dağıtılır. Piyasa bir çözüm olarak sunulur, ama artık onun sorun olduğunu biliyoruz. 

13 Mayıs 2020: Hükümet programı Consultório na Rua (Sokak Kliniği) sağlık çalışanları sabah erken saatlerde evsiz hastalara bakıyor, São Paulo, Brezilya.
PMSP/ Fotos Públicas.

2. Kısım: Sağlık Çalışanları Ne Diyor

Tricontinental Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü, bulunduğumuz ülkelerden birer tane olmak üzere sağlık bakımı işçilerinin dört lideriyle görüştü. Bu liderlerin her biri mücadelenin farklı bir ölçeğinden söz ederek sağlık çalışanlarının karşı karşıya kaldığı mücadele düzeylerine ilişkin bize bir pencere açtı.

Arjantin

Arjantin’deki durumu Dünya Bankası’nın Güney Amerika’daki müdahalesini dikkate almadan anlamak yetersiz olacaktır. 1993’te Dünya Bankası Dünya Kalkınma Raporu’nu kamu sağlığı konusuna ayırdı. Banka sağlık bakımında devlet harcamalarının artması çağrısı yapmasına karşın dikkatini “Çeşitlilik ve rekabetin desteklenmesi” dediği olguya yöneltti. Dünya Bankası’nın “çeşitlilik” ve “rekabet” ile kast ettiği şey, sağlık bakımı alanının, kamu sektörüne karşı rekabete girecek kâr amacı güden sektörün artmasıyla çeşitlendirilmesi gerektiği idi. Sağlık bakımının evrensel olarak karşılanması çağrısı yapmak yerine özel sigorta planları, tıbbi hizmetler veren kâr amacı güden şirketlerin ortaya çıkmasını ve ülke içi ilaç şirketlerinin korunmasına son verilmesini teşvik etti.

Arjantin’de sağlık işçileri sendikasında (Arjantin Cumhuriyeti Sağlık Çalışanları Sendikaları Federasyonu, FESPROSA) lider Viviana Garcia, bize Dünya Bankası politikasının Güney Amerika ülkelerinin çoğunu çok sert etkilediğini anlattı. Şili, Kolombiya, Peru ve Ekvator örneklerini vererek sağlık bakımının sağlanmasında özel ve kamu sektörü ortaklıklarında artış, kâr amaçlı sigorta ve genel olarak sağlık bakımının metalaştırılmasını gördüğünü söyledi. Bu ülkelerde COVID-19 pandemisi, kamusal sağlık sisteminin özelleştirilmesinin neden olduğu felaketi açıkça ortaya koyuyor.

Ekvator sağlık sistemi tamamen çökerek COVID-19’un öldürdüğü birçok insanın cenazeleri sokaklarda istif gibi yığıldı.

Arjantin’de 1994 Ulusal Anayasa, sağlığın vazgeçilmez bir kamu hakkı olduğunu güvence altına aldı. Ülke 1946’da, Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Hizmeti’nden esinlenen bir sağlık sistemi geliştirdi. Sonrasında sistem reformu konusunda bazı önemli girişimler oldu, özellikle 1970’lerde ve 1980’lerde. Sağlık sistemi karma bir sistemdir; bir devlet sektörü (herkese açık), bir sendika üyeleri sektörü (Obras Sociales), bir de özel sektör (ağırlıklı olarak zenginler tarafından kullanılır) vardır. Bu parçalılığa rağmen karma sistem neredeyse tüm nüfusu kapsar.

Dünya Bankası 1993 raporunun baskısı hükümeti sağlık bakımındaki devlet kurumlarının kamusal niteliğini zayıflatmaya itti, özellikle de özel finansmana ve hizmetlerin özelleştirilmesine ve güvencesiz işgücüne dayanmak zorunda kalan döner sermayeli hastanelerin oluşturulmasıyla birlikte. Yeni plan sağlık bakımının eyalet, şehir ve kasabalara ademi merkeziyetçiliğine yol açtı, ama doğru dürüst finansman mekanizması olmadan; yani sağlık bakımı sağlanmasındaki bu düzeylerin özel finansmana dayanması gerekiyordu, bu da sistemde eşitsizliğe yol açtı.

14 Mayıs 2020: FESPROSA başkanı Fernanda Boriotti (sağda,) at the actions organised with the Kamu İşçileri Birliği’nin (Asociación Trabajadores del Estado) düzenlediği eylemlerde. Talepleri arasında daha iyi çalışma koşulları ve ücretler, yeterli nitelikli personel korunma ekipmanları ve yeterli aile yardımları ile acil durum fonları var.
Sofía Alberti

Hayli özelleştirilmiş ve eşit olmayan Şili ve Kolombiya modelleri, örgütlü işçilerin kararlı eylemi nedeniyle Arjantin’e uygulanamadı. Sendikalar ve 2003’ten 2015’e kadar iktidarda olan ilerici hükümetler sayesinde halkın sağlık bakımı hakkı ve sağlık çalışanlarının haklarını savunma yönünde önemli ilerlemeler kaydedildi. Örneğin herkesi kapsayan bir çocuk yardımı sağlandı, cinsel ve doğurganlık sağlığıyla ilgili sağlık planları geliştirildi, ulusal aşı planı uygulandı, ülkenin 26 bin sağlık çalışanına iş güvencesi verildi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yol açıldı. Bunlar önemli reformlar olmasına rağmen 1990’ların neoliberal politikalarının yarattığı parçalanmış ve eşiksiz bir toplumun kolektif ihtiyaçlarına cevap vermekten gene de uzaktı.

Mauricio Macri (2015-2019) hükümeti siyasi sarkacı sağa doğru savurarak sağlık bakımını sürdürülemez bir sınıra itti. Sağlık Bakanlığı’nın 2016 bütçesi dang humması salgını sırasında sağlık bakımı çalışmasına büyük ölçüde finansman sağlayamadı ve Macri hükümeti 2017 ve 2018’de bütçeyi daha da kıstı. Maliye Bakanlığı’na göre Macri’nin iktidarda olduğu dönemde hükümet sağlık bakımı bütçesini %22 küçülttü. 1990’da bütçe GSMH’nın yaklaşık %10’uydu, Macri’nin iktidara geldiği 2015’te %9,6’ya düştü; Macri iktidardan düştüğünde DSÖ hesaplamalarına göre sağlık bütçesi GSMH’nın %8’ine gerilemişti.

Macri hükümeti cinsel yollarla bulayan hastalıklar (sonrasında bulaşıcı frengi ve HIV-AIDS’te yüksek artışlar görüldü), vektör aracılığı enfeksiyonlar (dang humması, chikungunya ve zika) ve aşıyla önlenebilir hastalıkları (ulusal planda dozların devamının getirilmemesine tanık olundu) azaltma ve tedavi etme programlarının bütçelerini kıstı; hükümet kanser tedavi programlarında da kesintiye gitti. Macri borç almak için IMF’ye gitti, sadece bu borç için ödeyeceği faiz bile 3.200 modern hastaneyi finanse edebilirdi. Buenos Aires’in kenar mahallelerindeki dört hastanenin çalışması durdurulmak zorunda kaldı. Macri döneminde Arjantin’in tıp sistemi düzensiz çalışmada artış, hastane hizmetlerinin zarar görmesi, ekipman finansmanının olmayışı, ücretlerde kesinti ve ülkenin ikonik El Hospital Nacional Posadas’ta 1600 işçinin işten çıkarılmasına tanık oldu.

Başkan Alberto Fernández’in başında olduğu şimdiki ilerici hükümet Aralık 2019’da, pandemi Güney Amerika’yı kasıp kavurmadan hemen önce iktidara geldi. Yeni hükümetin yaptığı ilk işlerden biri de Sağlık Bakanlığı’na itibarını geri vermek oldu -gerçi hükümetle sendikaların Macri’nin ardında bıraktığı yıkımı tamir etmesi zaman alacak.

Hindistan

900 bin Resmi Toplumsal Sağlık Aktivisti (ASHA) işçisi olmasaydı Hindistan’ın korona virüse tepkisi çok daha az sağlıklı olurdu. Bu ASHA işçileri kişisel korunma ekipmanı almadılar ve mütevazı bir ücrete çalışıyorlar -yakın zamanlara kadar ayda 1000 ile 1500 rupi (kabaca 13 ile 20 dolar) kadar düşüktü ve yalnızca yılda bir kere ya da iki yılda bir ödeniyordu. Bu işçiler tüm ülkede evden eve gidip insanları yoklar, ilaç getirir, hastalık semptomları var mı diye bakar ve temel tıbbi bakım sağlar. Bu işçiler Hindistan’ın COVID-19 ile mücadelesinde en önemli insanlar haline geldiler. Yaptıklarının karşılığında polis tarafından dövüldüler ve topluluklarından -bazen kendi kocalarından- tehditlere maruz kaldılar. Hükümet yetkilileri doğru dürüst koruma sağlama yönünde bir çaba içine girmek yerine kendi koruma önlemlerini kendilerinin yapmasını söylediğinden, korumalarını kendi uydurdukları yöntemlerle sağladılar.

Salgın hastalıklar üzerine yapılan araştırmalar, ASHA işçileri gibi topluluk sağlık işçilerinin enfeksiyonun bulaşma yolunun bulunmasında önemli rol oynadığını ve enfeksiyon zincirinin kırılmasıyla ilgili bilginin dağıtılmasında olmazsa olmaz bir unsur olduğunu gösterir. Her bir ASHA işçisi kendi bölgesinde haftada otuz haneyi ziyaret etmek, hastalığın yayılmasını gözlemek için insanlarla sürekli temas halinde olmak zorundadır. Ne var ki Hindistan’da bu işçiler işçi olarak bile görülmez, “gönüllü” sayılırlar ve sürekli olarak saygısızlıkla karşılaşırlar. 18 Nisan’da ASHA işçileri sembolik bir protesto yaptı; hükümetten destek görmemekten duydukları memnuniyetsizliği gösterme için siyah kurdele ya da siyah eşarp (chunni) taktı.

Hindistan eyaleti Haryana’da (26 milyon) ASHA İşçileri Sendikası (Hindistan Sendikalar Merkezi CITU üyesi) Genel Sekreteri Surekha Rani bizimle bu işçilerin mücadelelerini konuştu. ASHA çalışma planı 2005’te Ulusal Kırsal Sağlık Misyonu tarafından oluşturuldu; Haryana’da ASHA İşçileri Sendikası da 2009’da kuruldu. Şu anda Haryana’da 20 bin ASHA işçisi var, bunlardan 15 bini sendikalı ve en az 18 bini hükümete karşı işçi hareketinde aktif. Sendika ilk olarak ASHA işçilerinin işçi olarak -gönüllü yerine- tanınması ve asgari ücret, sosyal güvenlik ve öteki güvenceleri alma mücadelesi sırasında ortaya çıktı. ASHA işçileri sağlık bakanlığı adına en az kırk farklı görevi yerine getiriyor -doğum öncesi bakım ve çocukların bağışıklığı gibi.

13 Mayıs 2020: ASHA işçileri Lathika ve Usha sivrisinek üreme alanlarını tespit etmek için evleri ve çevre binaları inceliyor, ev sakinlerine talimatlar veriyor ve potansiyel COVID-19 semptomlarını takip ediyor. Lathika, Hindistan Sendikalar Merkezi (CITU)’na bağlı Kerala Eyaleti ASHA İşçi Federasyonu (KSAWF) Thiruvananthapuram Bölge Komitesi üyesi.
Subin Dennis / Tricontinental: Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü

Sendika 2003’te ASHA işçilerine düzenli ödeme yapılmasını sağlamak için ajitasyona başladı. 14 bin ASHA işçisi, Harvana Bakanı Bhupinder Singh Hooda’nın CITU yoldaşlarından birinin yakılarak öldürülmesi gerektiğini söylemesine tepki olarak sokaklara döküldü. Bakan kendisi aç kalacağı için sendikanın taleplerini kabul edemeyeceğini söyleyince, sendika her bir ASHA üyesinin evinden un topladı. Surekha Rani, “Bu undan bir paket yapıp Bakan’a gönderdik,” dedi. “Bakan bundan utandı, bizi evine çağırarak özür diledi ve ücretleri ve yardımları artırmayı kabul etti.” Surekha Rani, bu bir başlangıçtı, ama gene de “yeterli değildi” dedi.

2015-16’da hükümet, ASHA işçilerinin çalışmalarını dijital bir formatta yapması gerektiğini söyledi, ama -Surekha Rani’nin açıkladığı üzere- “hükümet ne alet verdi ne de bilgileri güncellemek için yazılımı nasıl kullanacağımızı öğrenmek için herhangi bir eğitim sağladı.”

2017’da tüm Hindistan’ı kapsayan ajitasyon başladı; sendika Harvana’da hepsini birleştirerek süresiz greve gitti. Bu dönemde sendika beş kez eyalet hükümetiyle müzakere gerçekleştirdi. 2 Şubat’ta eyalet hükümeti işçilere aylık 4000 rupi -aldıkları ücretin iki katı- ve merkezi hükümetten teşvikler ödemeyi kabul etti; kadın işçilere sigorta yapmayı da kabul etti, böylece ölüm halinde aileleri 300 bin rupi alacaktı. Hükümet kendi dijital bilgi politikasını kolaylaştırabilmek için her bir işçiye bir android telefon vermeyi kabul etti. Ama, Surekha Rani, “hükümet doğası gereği,” dedi, “kendi vaatlerini yerine getirmedi. İşçiler Mart 2018’den Haziran’a kadar gösteri yaptılar ve hükümet sözlerini tutmadığı için 7 Haziran’da süresiz greve başladılar. Grev sekiz gün sürdü. Sendika kitlesel tutuklamalara neden olmakla tehdit edince, hükümet anlaşmayı uygulayacağını söyledi ve yazılı bir güvence verdi. Grev 15 Haziran’da sona erdi.

Hükümet bir kez daha anlaşmayı yerine getirmedi. Sendika dönemin Haryana Bakanı Manohar Lal Khattar’ın Karnal’da (Haryana) bir toplantıya katılacağını öğrenince, sendika üyeleri orada çadır kurup süresiz protestoya başladı. Khattar sendikayla buluştu ve taleplerinin kabul edildiğini, maliyenin yakın zamanda bir bildirge yayınlayacağını söyledi. Surekha Rani, “Bakan’a bildirge yayınlanana kadar bölge merkezinde gösteri yapacağımızı söyledik,” dedi. Bunu da yaptılar. Hükümetteki erkekler onları hakir görecek, ücretlerini alma kararlılıkları konusunda cinsiyetçi yorumlar yapacaktı. Ama ASHA işçileri yılmadılar. Surekha Rani bize, “İki ayda bir protesto yaparak ücretlerimizin verilmesini talep ediyoruz,” dedi. “Savaşçı [ladaku] güç olarak ünlüyüz.”

ASHA işçilerinin mücadelesi Haryana’daki öteki işçilere esin kaynağı oldu. Anganwadi (çocuk bakımı) işçileri de kendi grevlerine başladılar -belediye işçileri de başladı, kitle ulaşım işçileri de. Bakan Khattar grev yapan işçileri komünist ve haydut [badmash] olmakla suçladı. Surekha Rani, “Ona karşı çıkmak için bir slogan bulduk,” dedi. “Eğer biz haklarımız için mücadele ediyorsak, istihdam talep ediyorsak, yiyecek istiyorsak, eğer bu talepler haydut işiyse, o zaman bizim bu Kızıl Bayrağımız haydutlar tarafından taşınmakla ünlüdür, haydut olmaya devam edeceğiz.” Bakan özür dilemek zorunda kaldı.

Surekha Rani, bugün hızla yayılan pandemi karşısında, “ASHA işçileri üzgün ve moralsiz,” dedi. “Enfeksiyon zincirini kırmak için sahada çalışanlar biziz, ama yetkililer bizim sorunlarımızı dinlemiyor görüşündeler.”

9 Mayıs 2020: Khayelitsha Bölge Hastanesi’nin test bölümünün içi, Güney Afrika.
Barry Christianson / New Frame

Güney Afrika

Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa 22 Nisan’da 500 milyar rand teşvik paketi açıkladı. Şaşırtıcıdır, paket, COVID-19’un yayılmasını sınırlamak için ön safta mücadele veren sağlık bakımı çalışanlarına doğrudan gitmedi. Güney Afrika Sendikalar Federasyonu (SAFTU) üyesi Genç Hemşireler Indaba Sendikası (YNITU) Başkanı Lerato Madumo bize Başkan’ın konuşmasının sendikayı COVID hemşirelerini evde kalmaya çağıran bir kampanya başlatmaya teşvik ettiğini söyledi. YNITU 1 Mayıs’ta greve gitmeyi planlamıştı, ama bir gün önce grevi iptal edip bunun yerine basın toplantısı yaptılar. Başkan’a mektup yazarak sağlık çalışanlarına acil dikkat gösterilmesini talep ettiler; ücret ve güvenli çalışma koşullarına ilişkin makul taleplerine yanıt verilmezse, “aletlerimizi kaldırıp evde kalmaktan başka bir seçenek bırakmayacak.”

Yeterli test kitleri ve kişisel korunma gereçleri mevcut değil. Sağlık çalışanlarının teste tabi tutulması olmazsa olmaz bir önlem, ancak gereken ölçeğin yanına bile yaklaşamıyor. Madumo, “Hemşirelerden biri virüse yakalanırsa,” diyor, “tüm hemşire vardiyası sonuçta COVID-19 pozitif çıkar.” Tıp çalışanları sendikası Güney Afrika Tıp Birliği, verilen kişisel korunma gereçleri o kadar kötü kalitede ki, doktor yürüdüğünde gereç yırtılıyor, dedi. Johannesburg’daki Chris Hani Baragwanath Hastanesi’nde hemşireler kendilerinin satın aldıkları ve kendilerinin dezenfekte etmek zorunda olduğu yağmurlukla işe gelmek zorunda; bütün bunlar kişisel korunma gereçleri olmadığı için. Bu doğaçlama kişisel korunma gereçleri için para, çok kötü ücret alan hemşirelerden çıkıyor. Öyle görünüyor ki, hükümetin verdiği gereçler hemşirelere ulaşmamış.

Devlet başkanı, sendikanın taleplerine karşı açıklama yaparak grevin Felaket Yönetim Yasası’na (2002) göre “suç teşkil eden bir eylem” olacağını söyledi. Madumo bize, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın (1993) “çalıştığınız ortamın güvenli olmadığına inanıyorsanız, emeğinizi vermekten vazgeçme hakkınız vardır” ifadesini açıkça ortaya koyduğunu söyledi. “Yani suç oluşturan bir eylem olup olmadığı sorunu bile değil bu, bizim hükümetimize insanlığa karşı suç işlediğini söyleme konusu. Hemşireler insandır. Bir askere savaşta savaşmasını söyleyip kurşun geçirmez yelek şeklinde koruma vermemezlik edemezsiniz; doğru olmaz bu.” Madumo, “Ön saftakiler hasta olmaya devam ederse, bu demektir ki, COVID-19’un sonunda sağlık çalışanlarının olmadığı bir sağlık sistemimiz olacak,” dedi.

Madumo bize, “COVID-19 başlamadan önce bile,” diye anlattı, “sağlık sistemimiz zaten sıkıntılıydı. Listenin en tepesinde hemşire açığı vardı. Bu pandemiye iyiden iyiye erimiş hemşire personeliyle girdik.” Güney Afrika’da nüfusun %84’üne kamu sektörü hizmet veriyor, ancak özel sektör -halkın yalnızca %16’sına hizmet vermekte- sağlık çalışanlarının %760’ını istihdam ediyor; kamu sektörü sağlık sisteminde yapısal personel yetersizliği var. Sendikanın yaptığı bir araştırma, işsiz kalifiye hemşirelerin olduğunu gösteriyor. Hükümet onları işe almayı reddettiği için, çalışan hemşireler kendileri için sağlıklı olandan daha fazla çalışıyor. Madumo, “Hemşireler -korona virüse yakalanmanın yanı sıra- duygusal ve psikolojik olarak yamyassı ediliyor; kullanacak başka bir sözcük yok,” dedi.

Hemşirelerle öteki tıp personeli arasındaki sürtüşme düzeyi aşırı yüksek ve çoğunlukla yaygın fazla mesai, duygusal sıkıntı, hoşnutsuzluk ve sürmenajla ilintili. Hastane yöneticileri, doktorlar ve hemşireler pahasına yetki sahibi; hastaneleri bir işyeri gibi yönetiyorlar. Hastaneler, hemşireleri kısa dönemli işe alıp çıkaran hemşire ajanslarıyla çalışmaya başladı. Madumo, bu ajansların tehlikeli olduğunu, çünkü hemşireleri bir hastaneden ötekine gönderdiğini söylüyor ve bu hemşireler COVID-19 kaparlarsa -ve test edilmiyorlar- hastalığı tüm hastanelere taşıyabilirlir. Madumo, “Enfeksiyonun kontrolü çok zor hale gelir,” diyor.

Hemşireler tüm hastanelerin COVID-19 koğuşları olmasına yerine bazı hastanelerin COVID-19 hastalarını tedavi etmeye ayrılması gerektiğini talep ediyor. Madumo, “Bir hastaneyi tüm enfekte ve enfekte olduğundan şüphelenilen vakaları kabul eden hastane yapalım: o zaman tüm personel rotasyon sistemine tâbi olur, bu nöbet listesi de onların bu hastanenin hemşire ya da doktor bölümünde kalmalarına olanak sağlar” diye öneriyor. Orada hemşire ve doktorlara doğru dürüst ekipman verilmeli ve düzenli teste tâbi tutulmalılar. Hemşire ve doktorlar bir hastalığı alt etmek için birinci elden bilgiye sahipler, ama siyasi sınıf onların önerilerini ciddiye almıyor.

YNITU halihazırda tüm sağlık işçileri için doğru dürüst kişisel korunma ekipmanı için ve COVID-19 pozitif bir kişiyle temas kuran hemşirelerin teste tâbi tutulması ve 14 gün karantinaya sokulması için kampanya yürütüyor. Hükümet şimdi bir COVID-19 vakasıyla temas kurmuş olan hemşireleri teste tâbi tutsa da, hemşirelerin sonuç gelene kadar çalışmaya devam etmelerini bekliyor -muhtemelen ötekileri enfeksiyon riskine sokarak.

Son olarak, Madumo bize sendikası YNITU’nun bu pandeminin sağlık bakımının neden millileştirilmesi gerektiğini gösterdiğini öne sürdüğünü anlattı. Her bir bölge, her bir il ne isterse onu yapıyor, diyor. “Millileştirme, her kurumun ulusal sağlık teşkilatımızın kartal gözünün altına girmesini sağlayacak,” dedi. “Özel sektörün yıllardır yaptığı gibi istediği gibi davranmasına izin veremeyeceğimizi düşünüyoruz. Onların odak noktası kâr etmek; hemşirelerin bir maskeyi beş gün takmasında ısrar ediyorlar,” diye anlattı, maske çok daha kısa süre için işlev görüyorken. Maskelerin bir hastanın tedavisinden sonra atılması gerekmesine karşın, hemşirelerden onları geri dönüştürmeleri, kendilerini ve hastalarını yüksek virüs bulaştırma riskine sokmaları isteniyor.

Brezilya

Brezilya, halkın yürüttüğü sosyal mücadelelerin sonucunda dünyada en güçlü herkesi kapsayan sağlık sistemine sahip olan ülkelerden biri. Diktatörlük altında geçen yirmi yıldan uzun süreden sonra 1988 Brezilya Anayasası, Birleşik Sağlık Sistemi (Sistema Único de Saúde, SUS) için bir temel oluşturdu: ülkenin parasız ve herkesi kapsayan sağlık bakımı sistemi. SUS sisteminde sağlık taraması için programlar, bağışıklık programları HIV-AIDS kontrolü, Aile Sağlık Programı aracılığıyla sağlık bakımı ve öteki çeşitli önemli tıbbi müdahaleler var. Ne var ki sağ ve neo-faşist hükümetler Brezilya’nın yasalarını ve herkesi kapsayan sağlık sistemini tehlikeye soktu. Anayasa Değişikliği 95 (2016) -Dilma Rousseff’i (İşçi Partisi) iktidardan uzaklaştıran ve sağ kanat Michel Temer’i getiren “yumuşak darbe” yılı- kamu harcamalarını yirmi yıl boyunca donduran bir kemer sıkma politikası dayattı. Bu mekanizma sağlık sisteminin finansman azlığını derinleştirdi ve sistemin küresel pandemi karşısında daha da zayıf kalmasına yol açtı.

Londrina’da (Paraná) kamuya ait Temel Sağlık Birimi’nde çalışan ve Ulusal Halk Doktorları Ağı (Rede Nacional de Médicas e Médicos Populares) üyesi olan aile ve topluluk doktoru Hugo Bethsaida, bize COVID-19’un Brezilya’daki etkisini anlattı SUS “finansman azlığı (GSMH’nın yaklaşık %4’ü) nedeniyle tarihi bir boğazının sıkılmasıyla karşı karşıya kaldı, 2016 darbesinden sonra derinleşen bir süreç,” dedi. Sistem kaynak açlığı çekiyor. Brezilya’nın aşırı sağcı başkanı Jair Bolsonaro’nun zorlamasıyla Kübalı doktorların ülkeden ayrılmasına ilave olarak, sisteme finansman sağlanmaması, “birçok topluluk Brezilya İçin Daha Fazla Doktor Programı’na (PMMB) erişimsiz kaldı, bu da acil bakım ve acil biriminde, Temel Sağlık Birimleri’nin (UBS) bakabileceği vakalarla aşırı iş yükü yaratıyor,” anlamına geldi.

SUS büyük bir dikkatle tasarlandı ve doğru dürüst finansman sağlanıp yönetilseydi, küresel pandemiyle daha iyi başa çıkabilirdi. Ne var ki sistemde yeterli kaynak yok ve kaynaklar olsa bile eşitsiz dağıtılıyor; birçok yoğun bakım ünitesi ve yoğun bakım doktoru Brezilya’nın güneyinde ve güneydoğusunda yerleşik.

SUS’ta sadece finansman yetersizliği yok, kâr amaçlı sektöre verilen destek de kamu sağlığını zayıflattı. Yoğun bakım ünitesi yataklarının yarısı özel sektörde ve bu sektör nüfusun sadece dörtte birine hizmet veriyor. Dr Leme, bu kâr amaçlı sektör diyor, “SUS’un kaynaklarını emiyor ve kamu sağlığının zararına giderek daha fazla öncelik veriliyor.” Dr Leme, özel ya da kâr amaçlı sektör, diye anlattı bize “SUS’a karşı her zaman asalak oldu; sadece hisse sahiplerine sadakat gösterirken nüfusun çoğunluğu sadece kamu sistemine bel bağlamayı sürdürüyor.” Bu tür eşitsizliklere ve kâr amaçlı sektörün artan rolüne karşı çıkmak için, COVID-19’a bir tepki olarak, Herkes İçin Yatak Kampanyası (Campanha Leitos para Todos) başlatıldı; bu kampanya böyle bir acil durumda, kamu sektörü hastanelerini aşırı yük altına sokmamak ve hastaları özel sektöre ait tıp merkezlerine sevk etmek amacıyla tüm hastane yataklarını (hem kamu hem özel sektöre ait) tek bir havuzda toplamaya çalışıyor.

Hiçbir şey tıp çalışanları için durumu, Brezilya devlet başkanı Jair Bolsonaro’nun başında olduğu neo-faşistlerin vurdumduymaz ve bilim dışı tavrından daha çok zorlaştıramazdı. Dr Leme, “Neo-faşist federal hükümet durumun ağırlığını görmezden gelerek ve işçileri ölmeye ve/veya birkaç kişinin ekonomik çıkarlarına hizmet etmek amacıyla işe geri dönmeye [zorlanan] risk grubundaki insanları öldürmeye çağırarak kötülük yapmıştır,” dedi.

Yeterli test yok, bu da kuşkusuz teyit edilmiş COVID-19 vaka sayısının az olduğu ve bunun da “zinciri kırmak için alınacak önlemlere bağlılık ve hastalığın kendisi konusunda halkımızda kafa karışıklığı yarattı” anlamına geliyor. Az sayıda test yapılması, tıp çalışanlarının “çoğunlukla bilgi sahibi olmadan, durumun gerçek boyutlarını kavramadan, bunun arasında enfekte olup olmadıkları da var, çalışmaları” demek, diyor Dr Leme. Hükümetten yeterli kişisel korunma ekipmanı, yeterli tıbbi ekipman ve yeterli bilime dayalı eylem gelmiyor.

Dr Leme, tıp konusunun hastalığın kendisine indirgenmemesi gerektiğinde ısrarlı. Sağlık, diyor, geniş, toplumsal anlamda görülmelidir. Çok sayıda işsiz ve kayıt dışı çalışan nedeniyle ve işçi haklarıyla toplumsal politikaların yokluğu yüzünden açlıkta artış var; açlık vücudu zayıflatır ve hastalık tehlikesi yaratır. Yerleşik patriyarkanın sonucunda sokağa çıkma kısıtlamaları sırasında kadınlara yönelik şiddet oranlarında da artış görüldü. Kronik hastalığı -yüksek tansiyon ve şeker hastalığı gibi- olanlar karantina sırasında doktora gidemiyor ve dolayısıyla sağlık durumlarının kötüleşmesi tehlikesi altındalar.

Tıpkı Dr Teodros gibi Dr Leme için de sağlık siyasal bir konudur. “SUS’u halka gerekli ve yeterli hizmetleri verecek şekilde yeniden inşa edecek bağımsız, demokratik ve halkçı bir yönetim için savaşmak acil bir ihtiyaçtır,” dedi -anaakım medyada “kamusal sağlık sistemini kötüleyen ve özel sektörü öven” propaganda amaçlı mesajlara rağmen. Böyle bir yönetimin halkın toplumsal koşullarını iyileştirmesi ve işçi haklarını savunması gerekir. Toplum ancak o zaman, “onurlu, insani ve sağlıklı bir şekilde geliş[ebil]ir, böylece bunun gibi yeni bir durum ortaya çıktığında daha hazırlıklı olabiliriz ve halkımızın yaşamını, haklarını ve refahını hep öncelik olarak görebiliriz.” SUS, diyor Dr Leme, “halkımızın mücadelesinin kalıcı bir parçası olmalıdır.”

7 Mayıs 2020: Pará’daki ana kamu hastanesi Abelardo Santos’da iyileşen COVID-19 hastalarının taburcu edilmesine eşlik eden doktor ve hemşireler.
Marcelo Seabra/Ag.Pará/Fotos Públicas.

3. Kısım: Sağlık Çalışanları Ne İstiyor?

Tricontinental: Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü dünyanın dört bir yanındaki sağlık çalışanları sendikalarının taleplerini inceledi ve bu taleplere dayanarak bir liste hazırladık. Sendikaların çoğunun, kendi mesleklerinin çok ötesine geçen çok geniş talepleri var. Bunların içinde toplumsal yaşam için yeni bir temel sağlayan ve kapitalist toplumsal ilişkilerin ürettiği sağlık tehlikelerini en aza indiren daha geniş toplumsal ve ekonomik dönüşüm de bulunur. Örneğin, evsizlik durumunun yok edilmesi (ve neo-liberal hükümetlerin yapmaya çalıştığı gibi evsiz insanların yok edilmesi değil) hem insanların fiziki mesafeyi uygulamalarına yardımcı olur, hem de sokaklarda yaşamak zorunda kalanların -parasızlık nedeniyle- sağlık koşullarını iyileştirir.

  1. Tüm sağlık hizmetleri kapasitesinin -hem kamu hem özel- hemen ciddi COVID-19 vakalarının tedavisine yöneltin.
  2. Pandemiden ağır etkilenen bölge ve topluluklara özel yardım sağlayın.
  3. Virüsün yayılmasını önlemek için karantina gibi politikaların uygulanması; asgari gelir programları, sosyal kira gibi işçilerin -kayıt dışı işçiler de dahil olmak üzere- aç kalmadan karantinaya uymalarını sağlayacak gerekli yardım ve politikaların geliştirin.
  4. Yüksek kalitede kişisel korunma gereçleri ve maskeler ile öteki gerekli donanımların sağlanarak işçilerin koruyun. Ön saftaki işçiler hastalıkla mücadele konusunda yeterli eğitim almalıdır.
  5. Ön saftaki sağlık çalışanlarına sağlık çalışanı kimlik kartı verin, böylece izolasyon, sokağa çıkma yasağı ve karantina durumunda sağlık çalışmasını ceza, şiddet ya da devletin verdiği öteki cezalandırmalarla karşılaşmadan yürütebilsinler.
  6. Sağlık çalışanları için COVID-19 testlerini önemli ölçüde artırın.
  7. Hastaneler ve öteki tıp merkezleri için solunum cihazları ve Yoğun Bakım Ünitesi yatakları da dahil olmak üzere ekipmanları artırın.
  8. Çalışmalarının sağlıklarına ve yaşamlarına yönelik risk taşıdığına karar verirlerse işçilerin çalışmaktan vazgeçme hakkı olduğunu tanıyın (bu, Uluslararası Çalışma Örgütü Kongreleri 155 ve 187’ye dayanmaktadır).
  9. Hemen doktorlar, hemşireler ve kamu sağlığı işçileri dahil olmak üzere sağlık çalışanları için eğitim okulları kuracak fonlar oluşturun.
  10. Sağlık çalışanlarının ücretlerini artırın ve sık ve düzenli olarak ödeme yapın.
  11. Hastalık kapma ya da ölme ihtimali en yüksek kişiler olan sağlık çalışanları için en cömert sağlık ve yaşam sigortası güvencesi verin. Tüm insanlara parasız ve evrensel sağlık bakımı güvencesi verilmelidir.
  12. Sağlık işçileri sendikalarının genel olarak sağlık sektöründeki, özel olarak COVID-19 krizindeki politikaları belirleyecek komitelerde yer almasını güvence altına alın.
  13. Temel sağlık bakımı dahil olmak üzere kamu sağlığı programlarının yaygınlaştırılması için hemen önemli fonlar ayırın ve kemer sıkma politikalarından vazgeçin.
  14. Tüm sağlık sektörünü -hastanelerden kırsal kliniklere, tıbbi cihaz üreticilerinden ilaç yapımcılarına kadar- kamu sektörüne aktarın.
  15. Bu virüs ve benzer virüslerle ilgili araştırmalara hemen yeterli fon ayırın.
  16. Pandemi döneminde ulaşılan önlemlerin pandemi sonrasında da korunmasını sağlayın.
12 Mayıs 2020: Sebokeng’teki bir klinikten hemşireler Uluslararası Hemşireler Günü’nü kutlamak için toplanmış, Güney Afrika.
Ihsaan Haffejee / New Frame

* Şen Süer tarafından Tricontinental: Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü internet sayfasından Umut Gazetesi için çevrilmiştir. https://www.thetricontinental.org/dossier-29-healthcare/ 09.06.20

Paylaşın