Çeviriler, Umut Yazıları

Latin Amerika Korona Şokunda: Toplumsal Kriz, Neo Liberal Başarısızlık ve Halkın Alternatifleri – The Tricontinental (Çeviri: Şen Süer)

Dosya No: 30


Ot ve baharat satıcısı çalışıyor (pandemiye rağmen). Santa Cruz Sokağı, La Paz, Bolivya, 2020.
Carlos Fiengo

COVID-19’un ilk vakaları Aralık 2019’da Wuhan’da (Çin) görüldü. Mart başında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) hızla yayılan hastalığı pandemi ilan etti. Temmuz sonu itibarıyla tüm dünyada on milyondan fazla insanın enfekte olmasıyla, dünya sisteminde pandeminin etkileri kamu sağlığı alanının çok daha ötesine geçiyor, gerçekten de toplumsal yaşamın yeniden düzenlenmesi gündemde. Neo liberal kapitalizmin yaydığı kriz yoğunlaşıyor, tıpkı sistemin alternatif bir yola acil dönüşümü için artan gerekliliğin yoğunlaşması gibi (bu konuda daha fazla bilgi için 28 nolu Dosyamızı Corona şoku: Bir Virüs ve Dünya ve Korona Şoku incelemelerimizi okuyunuz). Latin Amerika’da hastalığın ilk vakaları Şubat sonunda görüldü. Hızla yayılan virüs bölgeyi (özellikle Güney Amerika’yı) pandeminin yeni küresel merkezi haline getirirken, dört ay sonra, Haziran sonunda Latin Amerika’da virüs kapanların sayısı tüm dünyadaki toplam sayının %23’ten fazlasına ve günlük ölümlerin %22’sine ulaştı.

Pandemi, virüsün ortaya çıkmasından önce de zaten var olan bir dizi ekonomik ve toplumsal süreci -bazen dramatik bir şekilde- daha da ileriye taşıdı. Kapitalizmin meşruiyet krizi ve otoriterliği giderek artan neo liberal reformlar bu politikaları ve ABD’nin öncülük ettiği emperyalist saldırının sorgulanmasına yol açtı (bu konuda daha fazla bilgi için Rapor No. 6, From 8M to the Coronavirus Crisis’ı okuyunuz). Virüsün yayılması kamu sağlık sektörünün dağıtılması ve özelleştirmesine, ayrıca emeğin gittikçe artan kayıt dışılığına ve insanların yaşam koşullarıyla yaşam kalitesine ışık tuttu. Pandemi, neo liberal politikaların sağlık ve toplumsal krizlerle etkili şekilde savaşma konusundaki her tarafta yankılanan başarısızlığını sergiledi. Son olarak, bugünkü durum, bu süreçlerin halk hareketlerine ve yarattıkları alternatiflere getirdiği etkiler, eylemler ve zorlukları sorgular oldu.

ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Nicolás Maduro’nun hapse atılması çağrısı yaptıktan sonra Karakas, Venezüella’da Protestolar, 28 Mart 2020
Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi/ Fotos Públicas

Bu Kriz Doğal Değil

Virüse yakalananların ve ölenlerin sayısı Mayıs 2020’de keskin bir şekilde arttı. Tüm bölgede sağlık sisteminin çökmesine neden olan son damla hizmeti görme yolunda giden bu sayılar, krizin yoksullar ve işçi sınıfı üzerindeki orantısız etkisini açıkça göstermektedir. Bu özellikle virüs kapanların siyasının (bazı vakalarda sert şekilde) bir milyon bölge sakini başına 2 bin vakayı aştığı Brezilya, Şili, Peru, Panama, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator ve Bolivya için geçerli. Trajiktir, Mayıs sonunda Brezilya dünyada bu kadar yüksek enfeksiyon seviyesine ulaşmış ilk yerlerden biri oldu; Haziran sonunda, ABD’den sonra en yüksek ikinci ölü ve enfeksiyon rakamına sahip ülke oldu. Bu arada Dominik Cumhuriyeti’nden Haiti’ye göç enfeksiyonun hızlı yayılmasını daha da hızlandırdı ve insani bir trajediye doğru gidiyor.

Bunun doğal gidişatla bir ilgisi yok; pandemi biyolojik olarak önceden belirlenmiş değildi. Ortaya çıkışı -yirmi birinci yüzyıl boyunca yaşadığımız tüm pandemilerde olduğu gibi- neo liberal kapitalizmin karakteristiği olduğu üzere endüstriyel gıda üretimi süreçleriyle ve doğal orman ve çöngüllerin yok edilmesiyle bağlantılı. Buna ilave olarak, pandeminin bir sağlık ve insani krize dönüşmesi de kamu politikaları ve hükümetlerin yaklaşımının yanı sıra halkın güvendiği öteki toplumsal, kurumsal ve tarihsel kaynaklarla bağlantılı.

Latin Amerika örneğinde COVID-19. Halkın, 2015’ten beri bölgede gelişmekte olan neo liberal politikalar dalgasını, yapısal düzenlemelerden özelleştirmeye ve öteki baskıcı reformlara kadar, zaten sorguladığı bir zamanda ortaya çıktı. 2000’ler boyunca bölgenin büyük kısmında ilerici hükümetler dalgasının yenilmesinin ardından, son birkaç yılda kamu sağlığı bütçeleri bu ülkelerin çoğunda kırpıldı. Bu politikalar yoksulluğun artması, kayıt dışılık ve eşitsizliğin yanı sıra kamu sağlık sistemlerinin çökmesiyle sonuçlandı. Örneğin Arjantin’de 2018’de Sağlık Bakanlığı, Sosyal Sağlık Bakanlığı ile birleştirildi ve bir sekreterliğe indirgendi. Bu değişiklik, eski başkan Mauricio Macri ile yapılan anlaşma çerçevesinde Uluslararası Para Fonu’nun dayattığı yapısal düzenlemeler sürecinin bir parçasıydı. Böyle neo liberal politikalar dalgaları 1970’lerden beri Latin Amerika’nın karşısına çıkmış, zehirli toplumsal sonuçları tetiklemekten de hiç şaşmamıştır.

Dolayısıyla, günümüzdeki kriz tek başına ya da anormal bir olay değildir. Tam tersine, on yıllar boyunca felaket getiren neo liberal politikalarla bağlantılıdır ve neo liberalizmin, bizzat kendi çerçevesi içinden neden olduğu sağlık kriziyle savaşma başarısızlığına ve acizliğine ışık tutar. Krizi tetikleyen, neo liberalizm koşullarıydı; kaçınılmaz dış olaylar dizisi değil. Virüsten en ağır etkilenen ülkelerin, hükümetleri neo liberal projeyle en yakından ittifak kurmuş ülkeler olması bir rastlantı değildir -DSÖ’nün tavsiyelerini göz ardı eden aynı ülkeler. Bunun en dramatik örneği, Başkan Jair Bolsonaro’nun başında olduğu hükümetin pandemiyi azımsadığı ve kısıtlama getirilmeyen ekonomik faaliyet lehine sürekli kampanya yaptığı Brezilya’dadır.

Öte yandan kamu sağlığının durumu, ilerici hükümetlerin DSÖ’nün tavsiyelerine saygı duyduğu yerlerde daha az sıkıntılıdır. Örneğin Arjantin genişletilmiş bir karantina uygulamakta ve ulusal kamu bilim sistemi aracılığıyla testler geliştirmek de dahil olmak üzere kamu sağlığı sistemini güçlendirmektedir. Kalitesiyle ünlü bir kamu sağlığı sistemine sahip olan Küba fiziksel mesafe ve test politikalarını benimsedi ve bir topluluk tıbbı modeli uyguluyor. Venezüella nüfusa göre en düşük enfeksiyon ve ölüm oranına sahip ülkelerden biri -aşırı derecede ticari, mali ve medya kuşatması ve ABD’nin başını çektiği melez savaşa rağmen. Pandeminin ortasında bile bu melez savaş, sağlık krizinin etkilerini dış müdahaleyi gerekçelendirmek için kullanılabilecek ekonomik zorlukları kullanarak şiddetlendirmekle tehdit ediyor.

Bu esnada pandemi derin küresel ekonomik durgunluğu hızlandırdı. Bugünkü kriz, bölgenin son yedi yılda yaşadığı ve sert neo liberal saldırıyla daha da artan ekonomik büyüme yavaşlığını şiddetlendirdi. Bölgesel ve uluslararası örgütler, bölgesel düzeyde 1930’dan beri en kötü ekonomik küçülmeyi bekliyor. Nisan ayında Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu (ECLAC), 2020’de GSMH’da %5,4’lük bir azalma öngördü; Haziran ayında Uluslararası Para Fonu’nun bir tahmini GSMH’nın %9,4’lük bir azalma olacağını haber verdi. Ekonomik çöküntü özellikle ekonomileri petrol, doğal gaz ve mineral ihracatına (doğal kaynakların uluslararası fiyatlarındaki düşmenin en ağır hissedileceği ülkeler); turizm ve göçmenlerin gönderdiği paralara; küresel finansman akışına (Brezilya hükümeti sermayenin dışa akışından en derinden etkilenenler arasında); ve küresel ticaret ve küresel üretim zincirlerine katılıma dayanan ülke, bölge ve sektörleri etkiliyor. Durgunluk ve sermaye kaçışına ilave olarak insanlar para birimlerinin devalüasyona uğramasından ve bazı ülkelerde aşırı şişmiş dış borçtan olumsuz etkileniyor.

Bu meşum ekonomik gerçekliğin nüfusun büyük çoğunluğu için felaket düzeyinde sonuçları var. Uluslararası örgütler işsizlikte hatırı sayılır bir artış olacağı uyarısında bulunuyor; Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu’ma (ECLAC) göre 2020’de işsizlik en az %3,4 artacak -2019’da kaydedilen %8,1’lik işsizliğin üstüne- ve bölgedeki işsizliği %11,5’e çıkaracak. Bu da kabaca 37,7 milyon ya da daha fazla insanın işsiz kalması demektir. ECLAC’a göre yoksulluk seviyelerinin de nüfusun %34,7’sini etkileyerek ortalama %4,4 artması bekleniyor. Yoksulluktaki bu artış, yirmi birinci yüzyılın başlarında ilerici hükümetler dalgasından önce egemen olan gerçekliğe geri dönüş anlamına gelecektir. Aynı minvalde, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı da, Latin Amerika ve Karayipler’de yaklaşık 14 milyon insanın bu yıl açlık ve gıdasızlık çekebileceği konusunda uyardı. Bir neo liberal politika çerçevesinde yönetilen bu ekonomik manzara, kaynakların pandemiyle baş etmeye ayrılıp ayrılmayacağını -ve ayrılacaksa ne kadarının ayrılacağını- belirliyor. “Ekonomi”yi korumak çoğunlukla halkı korumaktan önce geliyor.

2019 yılı boyunca bölgesel düzeyde neredeyse hiç var olmayan ekonomik büyüme, neo liberal reformlarla birleşerek Latin Amerika’yı çatışmalara ve hükümetlerinin güvenilirliğinin yerle bir olmasına götürdü. Birçok durumda kamu sağlığı acil durumu başkanlık otoritesini pekiştirmiş olsa da, zaman geçtikçe bugünkü krizin ağırlığı ve on yılların neo liberal politikalarının derin etkisi neo liberalizmin artan meşruluk krizini apaçık gözler önüne serdi.

Markette alışveriş edenler enfekte olmamak için para ödüyor. Rodríguez Market, La Paz, Bolivya, 2020.
Carlos Fiengo

Neo liberalizmin Pandemiyi Kullanması, I. Kısım: Otoriterliğin Pekişmesi

IMF, 1929’da başlayan Büyük Bunalım’la paralellik kurarak pandeminin dizginlerinden kopardığı küresel ekonomik krizi “Büyük Kapatılma” olarak adlandırdı. Bu gönderme sadece iki durumun boyutları ve etkileri arasındaki benzerliklerin altını çizmekle kalmaz, krizi kısıtlayıcı kamu sağlığı önlemlere, özellikle yaygın olarak “karantina” olarak nitelenen fiziksel mesafe politikalarının uygulanmasına atfeder. Ekonomik güçlerin karantinaya karşı çıkma konusunda kapitalizmin tarihinde -başlangıcından bugüne kadar- yeni bir şey yok. Salgınların yayılması uzun zamandan beri ticari devreler, ulaşım ağları ve kapitalist küreselleşme süreçleriyle yakından ilişkilidir.

Bunun aksine, DSÖ’nün tavsiye ettiği hastayı izole etme ve fiziksel mesafe stratejilerinin yanı sıra pandeminin tetiklediği krizin genel dinamiği de sıhhi, toplumsal ve ekonomik politikalar alanında devlete yeni bir rol bahşetmiştir. Neo liberal politikaların ürettiği derin eşitsizlik koşullarında devletin bu yeni rolüyle ilgili ciddi sorular soruluyor. Ne var ki, devletin bu yeni rolünün ille de neo liberal düzenle çatışmaya girmesini gerektirmez; örneğin 2008 finans krizinde devlet bankalarla şirketleri kurtarmak için müdahale etmişti.

Kriz bahanesiyle devlet müdahalesi ve karantina mantığı, -özellikle bölgedeki neo liberal hükümetler tarafından- baskıcılığı ve otoriterliği giderek artan bir politika uygulamak için kullanılıyor. Bu değişim neo liberal saldırının kuşatması altındaki birçok ülkede zaten başlamıştı -özellikle bu modeli ve bu modeli savunanları halkın geçen yıl daha da artan bir şekilde sorgulaması karşısında.

Bu, Orta Amerika’daki birçok ülkede de yaşandı. Orada toplumsal ve sıhhi politikaların azlığı, sokağa çıkma yasakları ve olağanüstü durum ilanı, militerleşmenin artması ve izolasyon önlemlerine uymayanlara verilen cezaların artmasıyla tezat oluşturur; birçok durumda bu cezalar, özellikle Guatemala, Honduras ve El Salvador’da yeni insan hakları ihlallerine yol açmıştır.

Aynı minvalde, Kolombiya’da toplumsal hareketlerin liderleri ve eski guerrillos suikastları pandeminin ortaya çıkmasından beri arttı. Peru’da 2019’da kabul edilen Polis Koruma Yasası (yasa N° 31012) yürürlüğe girerek güvenlik güçlerine uyguladıkları baskı ve şiddet karşısında cezasızlık bahşetti. Şili’de pandemi ülkenin anayasasına reform getirecek, süregelen protestolarla büyüteç altında olan hükümete taze güç katacak -en azından şimdilik- referandumu erteletti. Şimdi hükümet referandum çağrısını geri alma ihtimalini artırıyor, referandum yerine yeni ekipmanların alınmasıyla, orduyu sokaklara geri göndermesiyle, sokağa çıkma yasağı getirmesiyle ve bu yeni bağlamda tekrar ortaya çıkan protestolara dağıtmak için baskıya başvurmakla güvenlik aygıtını güçlendiriyor.

Bu otoriter mantığın derinleşmesinin en dramatik örneği kuşkusuz Bolivya’daki durumdur: Kasım 2019’da gerçekleşen darbe meşru Başkan Evo Morales hükümetini devirmiş, seçim sonuçlarını tanımayı reddetmiş ve muhafazakâr Beni senatörü Jeanine Áñez’in başında olduğu bir “geçici” hükümeti kendi kendine atamıştı. Áñez’in de facto hükümeti -en başta Sacaba ve Senkata katliamları ve neo liberal politikaların geri dönüşüyle karakterize olan- pandemi nedeniyle 3 Mayıs’ta yapılacağı öngörülen seçimleri erteledi; hükümeti eleştirenlere zulmetmek, asıl olarak yerli çoğunluğa saldırmak ve mülksüzleştirme ve yolsuzluk politikalarını derinleştirmek için karantina mantığını kullandı.

Áñez öteki önlemlerin yanı sıra Mayıs ayında Yüksek Kararname 4231’i yayınladı, bu da “halk arasında belirsizlik” yaratan yazılı, basılı ya da sanatsal bilgileri yayınlamayı cezaya tâbi suç haline getirdi. Bu, ciddi bir ifade özgürlüğü ve bilgiye ulaşma hakkının ihlalidir. Buna ilave olarak, hükümet gıda, sağlık hizmetleri, iş ve ertelenen seçimlerin yapılmasını talep eden protestolara da baskıyla yanıt verdi.

Demokrasinin son parıltılarına yönelik sürekli tehditlerin bir diğer örneği de Mayıs ayında Bolivya Genelkurmay Başkanı Carlos Orallana’nın komuta ettiği bir grup askeri personelin Çokuluslu Yasama Meclisi’ne zorla girerek Silahlı Kuvvetler terfi teklifinin -herhangi bir değişiklik yapılmadan- kabul edilmesini talep eden bir ültimatom verdiği zaman yaşandı. Teklif Şubat ayında kendi kendini atayan başkan Áñez tarafından gönderilmişti. Rüşvet skandalları her geçen gün artan bir hükümet için yeni bir otoriterlik düzeyidir bu. Şimdi bu hükümet seçimleri bir kez daha ertelemeye kalkıştı, şimdi seçimleri Eylül ayında yapmayı öneriyor -çünkü belki Sosyalizm İçin Hareket (Evo Morales’in partisi) adayı Luis Arce seçim öncesi anketlerde önde gittiği için.

Bölgenin büyük kısmında ordunun gücünde artış var. Bolivya’da ordu darbeden sonra güç kazandı. Brezilya’da ordunun Bolsonaro hükümetinde hatırı sayılır bir varlığı var. Bölgedeki ülkelerde silahlı kuvvetlere güvenlik mekanizmalarını ve kamu alanlarını denetleme yetkisi verildi ve karantina bahanesini kullanarak halk üzerinde denetim sağlamaya çalıştılar. Otoriterlik ve neo liberal politikaların uygulanması git gide daha da askerileşti, hukuk savaşı ve demokratik yaşamın kısıtlanması gibi bir dizi taktikler kullandılar. Diğer bir deyişle, bölgede bir yeni-faşist ülkeler kuşağı ortaya çıkıyor.

Gıda sepetlerinin teslimi sırasında sosyal mesafe ve düzen, 29 Nisan 2020.
Casa Presidencial / Fotos Públicas

Neo Liberalizmin Pandemiyi Kullanması, II. Kısım: Yapısal Düzenleme Politikaları

Nisan ayının ortasında İspanya ve Latin Amerika’dan bir grup sağ kanat politikacı -son yıllarda neo liberalizmin bir sözcüsüne dönüşen yazar Mario Vargas Llosa’nın yanı sıra- “Pandemi Otoriterliğin Bahanesi Olmamalı” başlıklı bir bildiri yayınladı. Bu bildiride “temel özgürlük ve hakları süresiz kısıtlayan önlemler” alan “birçok hükümet”i suçlayarak devlet müdahaleciliğinin ortaya çıkışına, sosyalizme ve halkçılığa tepki gösterdiler. Onlara göre Hayek ve Friedman geleneğini izleyerek, özgürlük sadece bireysel anlamda, ekonomik özgürlüğün korunmasıyla bağlantılı olarak düşünülür. Serbest piyasayı kısıtlayan her tür politikayı otoriter olarak sınıflandırırlar, bu politika demokratik kurumlar ve hükümetler ve/veya kitleler tarafından benimsenmiş olsa bile. Aynı felsefe Şili’de Augusto Pinochet (1973-1990) diktatörlüğünü desteklemek ve meşru kılmak için de kullanılmıştı. Aynı minvalde, Brezilya dışişleri bakanı Ernesto Araújo DSÖ’nün politikalarını eleştirdi ve “komünavirüs” adını vererek kınadı.

Bu diskur ve politikaların yanı sıra bölgenin birçok neo liberal hükümeti neo liberal sosyoekonomik reformlar -bunların birçoğu virüsün ortaya çıkmasından önce zaten devreye sokulmuş olan programın bir parçasıydı- yapmak ya da ekonomik güçlerin yararlanacağı yardım paketleri getirmek için pandemiden yararlandı. Örneğin Paraguay’da Mario Abdo hükümeti, hedefi devlet aygıtını küçültmek, kamu harcamalarını kısmak, kamu sektöründeki girişimleri özelleştirmek ve aylık ve emekli maaşlarını azaltmak olan bir “yapısal devlet reformu” ilan etti. Kolombiya’da Iván Duque hükümeti, banka ve şirketleri sübvanse etmek için ülkedeki yerel hükümetlerin ekonomik kaynaklarını elinden alan 444 no’lu Kararname’yi onayladı. Duque, hükümete neo liberal çalışma reformu ve emeklilik maaşı reformu yapmak için süper güçler veren Ekonomik Acil Durum Yasası’nı onamayı da başardı. Ne var ki ikisini de uygulamaya gücü yetmedi. Aynı minvalde, Bolivya’daki diktatörlük de Evo Morales hükümetinin getirdiği kazanımları yok etmeye devam ediyor ve ekonomideki devlet denetimini azalttı, yeni bir dış borç döngüsüne girdi ve geni değiştirilmiş organizma üretimine izin veren tarım reformunu onadı.

Pandemi döneminde uygulanmakta olan neo liberal yapısal düzenleme politikasına bir diğer trajik örnek de, Başkan Lenín Moreno’nun yönetimindeki Ekvator vakasıdır. Moreno yönetimi, karşılaştığı kitlesel hoşnutsuzluk ve protestolara rağmen IMF ile anlaşmasının (2019 başında onandı) bir parçası olarak dayatılan yapısal düzenleme politikalarını pandeminin başlangıcından beri sürdürdü. Mart ve Nisan 2020 arasında, pandeminin tam göbeğinde, Moreno yönetimi, IMF’den yeni borçlar almak için hatırı sayılır borç ödemeleri yaptı. Moreno yönetimi bu yeni borçlara ulaşabilmek için daha da sert neo liberal politikalar izlemek zorunda. Son olarak, Moreno hükümeti Mayıs 2020’de iki yasa için parlamentodan onay aldı: COVID-19 Kaynaklı Krizle Savaşmak İçin İnsani Destek Organik Yasası ve Kamu Finans Düzenlemesi İçin Organik Yasa. Bu yasalar devletin yapısal düzenleme politikalarını uygular, kamuya ait işyerleri ve büroları kapatır ya da özelleştirir, daha düşük maaş ödemelerini yapmayı kolaylaştırır ve işçi sınıfının zaten kötü olan yaşama ve çalışma koşullarını daha da kötüleştirir. IMF’nin dayattığı ve Moreno yönetiminin kabul ettiği yapısal düzenleme paketin içinde üniversite bütçelerinde muazzam kesintiler var, ki öğrenci protestolarına yol açtı; bunun sonucunda bu kesintiler yüksek mahkeme tarafından geçici olarak askıya alındı. Bu kemer sıkma paketi nüfusun büyük kesimleri ve siyasi muhalefet tarafından eleştirildi ve yeni bir krizi tetikleyebilecek bir durum yarattı.

Topraksız İşçiler Hareketi’nin ‘MST) temel dayanışma eylemleri çeşitli şekillerde gıda dağıtımına yönelik: yiyecek sepetleri, çiftçi marketleri ve yemek kutuları. Paraná, Brezilya, Nisan 2020.
MST

Brezilya’da İstikrarsızlık ve Siyasi Kriz

Brezilya, COVID-19’un bölgesel merkez üssü ve küresel düzeyde pandemi merkezlerinden biri oldu. Federal hükümetin pandemiyle savaşmak için yeterli önlemleri alamaması, insani bir trajediye doğru giden feci bir durum yarattı. Federal hükümetin bu acizliğine, Başkan Jair Bolsonaro’nun sorunu küçükseme, hatta inkâr etme yaklaşımı ve ekonomi için duyduğu kaygıyı insanlar için duyulan kaygının önüne geçirmesi eşlik etti. Esas olarak yapılan testlerin azlığı nedeniyle vakaların büyük ölçüde gereğinden az rapor edilmesi, ortadaki sağlık krizinin gerçek boyutunu kavramamıza olanak tanımıyor. Emperyal Londra Koleji, Haziran sonu itibarıyla aktif COVID-19 toplam sayısının resmi rakamın (1,23 milyon aktif vaka) en az üç katı fazla olduğunu tahmin ediyor; yani ülkedeki aktif vaka tahmini en az 3,7 milyon.

Bu sağlık krizi, Bolsonaro hükümetinin karşı karşıya kaldığı siyasi ve toplumsal istikrarsızlığın en büyük ifadesi -ve nedenlerinden biri. Bu hükümet kendi siyasi yalıtılmışlığını artırarak, zaten var olan bir eğilimi azdırdı. Bolsonaro yürütme ve yargı güçleriyle kavga etmeyi seçti ve valilerle çatışmaları yoğunlaştırdı (örneğin Rio de Janeiro ve São Paulo eyaletlerinin valileriyle olduğu gibi). Bütün bunların üstüne, Bolsonaro’nun direttiği sağlık politikası konusundaki tutum farklılıklarından dolayı Sağlık Bakanı Luiz Hendique Mandetta -ardılı da aynı şekilde- istifa etti. Adalet Bakanı Sérgio Moro da, bir yandan ve incelenen çeşitli soruşturmalar yüzünden akrabalarına cezasızlık garantisi sağlamak için federal polisi manipüle etmeye çalışırken istifa etti ve başkanı eleştirdi. Bütün bunlar Bolsoaro hükümetini daha da yalnızlaştırdı. Moro bir yargıç olarak, Lava Jato olarak tanınan dava dosyasına dikkat çeken başlıca güçtü ve bu dosya eski başkan Luiz Inácio Lula da Silva’nın hapse atılmasıyla ve 2018 seçimlerine sokulmamasıyla sonuçlandı. Bilhassa Moro’nun istifası Bolsonaro hükümetine, baştan itibaren onu destekleyen toplumun önemli bir kesiminin -özellikle orta sınıf- azalan desteğini hem örnek teşkil etti hem de hükümetin yalnızlığını artırdı.

Bolsonaro halen onun için sokaklarda gösteri yapan, karavanlar, eylemler ve kamplar oluşturan dirençli bir çekirdek grubun desteğine sahip olsa da, kendisi düşük gelirli kesimlerde daha fazla destek aradı. Bu çaba iki temel diskura dayanıyordu: COVID-19’u tedavi etmek için klorokininin kullanımının savunulması ve sözde işsizlikle ilgili kaygı. Birincisinde -bilimsel kanıtların aksine- Bolsonaro hastalığa hızlı bir çözüm olduğu fikrini kafalara yerleştirmeye çalışıyor. İkincisinde ekonomik faaliyetlerin “normal”e dönmesi gerektiği yolunda bir söylem kullanıyor, ki bu çaresiz durumda olan ve gelirlerinin azaldığını ya da yok olduğunu görenlerden destek toplayabilir. Buna ilave olarak, Ulusal Kongre’nin oluşturduğu ve onayladığı ekonomik yardımı kendine mal etmeye çalıştı (başta buna karşı çıkmasına, sonra da yardım paketinin miktarını azaltmaya çalışmasına karşın).

Bolsonaro, mensupları git gide daha fazla hükümet pozisyonlarına atanan silahlı kuvvetlerden sürekli daha fazla destek kazanmaya çalışıyor. Bunun en aşırı uçtaki örneği, pandemi sırasında iki eski sağlık bakanının istifasının ardından Sağlık Bakanlığı’nın silahlı kuvvetlerin tam kontrolüne geçmiş olmasıdır. Geçici sağlık bakanlığı ve 40 öteki stratejik göreve, sağlık alanında eğitimi olmayan askeri personel atanmıştır. Bolsonaro yönetiminde 2800’den fazla silahlı kuvvetler mensubu idari devlet görevlerine getirildi.

Bolsonaro’yu görevden alma girişimleriyle karşı karşıya kalan yönetim, herhangi bir ideolojik sadakati olmayan ve oylarını kim daha fazla para vermek isterse ona satan partilerden parlamenterler ile ittifaklar kurdu. Buna centrão denir. Bu müzakerelerde baş rolü, genellikle bu tür ittifaklara eleştirel bakan, ama şimdi karşılığında sivil hükümette bir konum elde etmek isteyen askeri liderler oynuyor (bazıları Bolsonaro kabinesinde yüksek düzeyde konumlara atandı.)

Hükümetin zayıflamasının Bolsonaro’nun ille de görevden alınacağı anlamına gelmeyeceğini belirtmek önemlidir -gerçi toplumun siyasal güçlerin dizilişini daha net görmesini de sağlar. Şu anda kurulu düzen içinde -bugünkü başkan tarafından sembolize edilen-neo-faşistlerle başka kurumlar (parlamento ve adalet sistemi gibi) ve bazı eyalet valileri tarafından temsil edilen geleneksel sağ kanat arasında bir siyasal çatışma sürüyor. Bu bağlamda Bolsonaro’nun karşı karşıya kaldığı zorluk, yargı önüne çıkarılmaktan kaçınmak ve Milletvekilleri Kamarası ve Senato başkanlarının desteğini garantiye alacak parlamenter ittifak sağlamaktır.

Bolsonaro’yu yenilgiye uğratma çabası benzeri görülmemiş derecede merkezi bir rol üstlendi ve toplumun geniş bir yelpazeye yayılan kesimlerinde farkındalık yarattı: Sol, kurumlar (parlamento, adalet sistemi ve özellikle federal yüksek mahkeme), aydınlar, kamuya mal olmuş kişiler, sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler -sağ kanadı temsil edenler bile. Ne var ki, bu tür hamleler, Sol içinde, toplumun en farklı kesimleri arasında Bolsonaro’nun yargılanmasının savunulması için taktik bir ittifak yaratmanın zorluğu gibi tartışmalar ve büyük zorluklar ortaya çıkardı. Bu, Brezilya’da bir halk projesi inşa edebilen ve krizden yeterli ve birleştirici bir çıkış konusunda toplumla diyaloğa girebilen bir sol cephe açmanın güçlüğünün bir göstergesidir.

Brezilya’daki siyasi örgütler ve halk hareketleri bu çizgide iki önemli inisiyatif geliştirdi. Birincisi yaşam, sağlık, gelir ve istihdam savunusunda bir Halk Acil Durum Planı’nın inşasıdır. Bu platform, hayata geçirilmiş olan neo liberal ve neo faşist projeye karşı çıkmaya ilave olarak, pandemiye karşı toplumsal seferberliği niteliksel ve programatik bir hükümet planından ayırmanın olanaksız olduğunu kavramaya dayanır. Oysa bugünkü hükümet -özel iş dünyası çıkarlarıyla yönetilir ve bilimsel kanıtlara karşı tavır alır- krize karşı savaşta devletin harekete geçmesi olasılığını sınırlıyor ve ülkenin karşı karşıya olduğu büyük güçlüklerin üstesinden gelmeyi aşırı zorlaştırıyor.

Brezilya’daki siyasi örgütler ve halk hareketlerinin ikinci inisiyatifi, Brezilya’nın belli başlı dış çeperlerinde bir Dayanışma Politikası inşa etmektir; bu, farklı inisiyatifleri kapsayan bir halk hareketi platformunun koordine edilmesine yardımcı olacaktır. Dayanışma, fikirlerin çarpışması ve taban çalışmasına dayanan bu süreç, eşgüdümlü, halka dayalı bir proje aracılığıyla kitlelerin örgütlenmesini güçlendirmeyi ve bir bütün olarak halk mücadelesini güçlendirmeyi hedefler. Bu bağlamda dayanışma haklar mücadelesi ile kol kola yürür: fiziksel mesafe, güvence altına alınmış gelir ve su, gıda ve sağlığa erişimle birlikte karantina hakkı.

Bu hakları kazanmak ve kamu kaynaklarına erişime ulaşmak için sert bir mücadele gerekir -ve bu direnişi kanalize edecek ve halkın gözünde umudu kendinde cisimleştirecek olan da halk örgütleridir. Pandemi bağlamında halkın hakları için savaşmak, bu sürecin tüm düzeylerde -yerel düzeyden ulusal düzeye kadar- eşgüdümlü bir şekilde inşa edilmesini desteklemek için çalışılmasını gerektirir. Ya işçi sınıfı örgütlenecek, yaşamı için savaşacak ve siyasal bir mücadele için hazırlanacaktır ya da burjuvazinin ülkeyi yağmalamasına tanık olacak, ezici çoğunlukla işçi sınıfından ve yoksullardan binlerce cenaze gömecektir.

COVID zamanında satranç. Venezüella 2020.
Dikó / CacriPhotos

Emperyalist Müdahale Görüntüleri

Bu alarm veren kamu sağlığı krizi ABD’nin bölgede saldırgan emperyalist politikalarını sürdürmesini durdurmadı. Küba ve Venezüella yıllar boyu ABD’nin başı çektiği melez savaşın başlıca hedefleri oldular, amaç da “arka bahçesi” olarak gördüğü yerde ABD tahakkümünü pekiştirmektir (melez savaş konusunda daha fazla bilgi için 17 no’lu dosyamız Venezuela and Hybrid Wars in Latin America’yı okuyunuz). Bugün ABD ile Çin ve Rusya gibi öteki güçler arasında kilit bir yoğun küresel çekişme momentindeyiz (Boron 2020).

Küba’da Washington savaş şahinlerinin politikası -ABD Başkanı Donald Trump tarafından keskinleştirilmiştir- yaptırımları sıkılaştırmak ve buna diplomatik, siyasal ve ekonomik alanlarda bir dizi hasmane eylem eklemek oldu. Bu eylemler arasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Küba’yı “2019’da ABD’nin terörizm karşıtı çabalarıyla tam olarak işbirliğine girmeyen” ülkeler listesine yeniden ekleyerek 2020’yi “Küba’nın 2015’ten bu yana tam olarak işbirliği yapmayan ülke olarak rapora girdiği ilk yıl” seçmesini belirtmek de gerekir. “ABD’nin terörizm karşıtı çabalarıyla tam olarak işbirliğine girme”mekle suçlanan bu seçilmiş halk düşmanları grubu İran, Suriye, Kuzey Kore, Venezüella ve şimdi de Mayıs 2020’den itibaren Küba’dan oluşuyor.

ABD hükümeti krizin tam ortasında bir çaresizlik ve acemilik karışımıyla Küba’nın dünyanın dört bir yanındaki ülkelerle kamu sağlığı önlemleri ve krizle savaşta işbirliği yapmasına saldırmayı tercih etti. ABD Dışişleri Bakanlığı dünyanın geri kalanına karşı, öteki ülkeler Küba’dan yardım talep etmesin diye açıkça bir baskı kampanyası yürüttü. ABD söyleminin ana kısmı özel anaakım medya tarafından dev aynasında sunulmuş olmasına rağmen ABD’nin çabaları başarısız oldu: Dayanışma tugaylarının rolü tanınır oldu ve kriz yaşayan ülkelerin havaalanlarına gelen beyaz önlük ve Küba bayrağı görüntüleri tüm dünyaya yayıldı.

Pandemiden önce bile Küba’nın Reeve Uluslararası Tugayı, Haiti de dahil olmak üzere yirmi dört ülkeye gönderilmişti. Kuzey ve güney Amerika’da Avrupa sömürgeciliğini ülkesinden 1804’te atan ilk ülke olan Haiti’nin darbeler, yabancı askeri işgal ve Küresel Kuzey’deki kâr amacı gütmeyen örgütlerin insani müdahalesiyle dayatılan emperyalist güçlere bağımlılığı son yıllarda attı. Bunun sonucunda Haiti -neo liberal savaşın en şiddetli deneylerinden biri- Küba’nın karşı sürümü oldu, egemenliğini kaybettiği, genel bir yoksulluk durumunda varlığını sürdürdü ve kamu hizmetlerinin eksikliğiyle artan baskıyla karşı karşıya kaldı. Diğer ülkelerde olduğu gibi Haiti’de de Küba’nın dayanışma cevabı, tam tersine asker göndermeyi ve savaş benzeri karakterini daha da perçinlemeyi tercih eden ABD’nin saldırgan politikalarına tezat oluşturarak öne çıkmaktadır.

Venezüella’da ABD ile cepheleşme tırmanmaya devam etti. Her bir yeni karşı karşıya gelmeyle ABD’nin abluka planı daha da teşhir oldu. Mayıs ayındaki başarısız paralı asker istilası, “Gideon Operasyonu”, uluslararası anaakım medya tarafından görmezden gelinen ya da haklı gösterilen uzun bir saldırılar dizisi içinde bir başka dönüm noktası momenttir. Bu operasyon Venezüella muhalefetinin karakterinin temsilcisidir: emperyalizme tamamen teslim olmuş. Öne çıkan bir özellik şu ki, bu operasyon, Washington kuklası Juan Guaidó’yu paralı asker şirketi Silvercorp’un başı ve yakınlarda ABD Başkanı Donald Trump için bir kampanya yüzünden bir güvenlik operasyonunda çalışan eski ABD Silahlı Kuvvetler mensubu Jordan Goudreau’yla resmi olarak bağlantılandıran bir sözleşme aracılığıyla kararlaştırıldı. Bu operasyon, ABD’nin Körfez Savaşı’ndan bu yana ön ayak olduğu askeri müdahalelerin (gerçek ya da simüle edilmiş) taşeron eliyle yapılmasının bir örneğidir (bu konuda daha fazla bilgi için Korona Şoku incelemeleri no 2: “Korona Şoku ve Venezüella’ya Karşı Melez Savaş”ı okuyunuz).

Şu anda Iván Duque’nin (eski başkan Álvaro Úribe’nin müridi ve koyu uribista – Úribe yanlısı, çn.) ellerinde olan Kolombiya devletinin Venezüella hükümetine karşı kuşatmada özel bir rol oynuyor. Dışarıdan bakıldığında Kolombiya, sözde Venezüella halkının refahını artırmak için tüm kıtadaki sağ kanat hükümetleri bir araya getiren diplomatik bir forum olan Lima Grubu’nun başlıca güçlerinden biridir. İçte gizlice ise paramilis eğitim kamplarının Venezüella’ya saldırmak için kurulmasına izin verir.

Bunlar olurken Kolombiya, toplumsal hareket liderlerini hedefe koyan bir siyasal şiddet sarmalıyla mücadele ediyor. Polis-ordu makinesi hiç durmadan skandallar üretiyor ve aralarında -bazıları kendi hükümetlerinde- kamuya mal olmuş kişileri gözetlemek de var.

ABD’nin, bazıları NATO’ya ait olmak üzere Karayipler’deki başka üslerin yanı sıra Kolombiya’da dokuz askeri üssü var. Güney Komutanlığı’nın dahil olduğu müdahalenin bir özelliği de, gerçek ordu propagandası olmasıdır. Örneğin fazlasıyla övülen deniz üsleri -sözde yasadışı uyuşturucu taşıyan gemilere el koymak için- ABD baş savcısının Maduro’yu ve öteki chavista (Chavez yanlısı -çn) liderleri uyuşturucu ticaretiyle suçlayıp başlarına ödül koyduktan sonra kuruldu.

Güney Komutanlığı’nın Karayipler’e gönderdiği filo, ABD, Venezüella’ya doğru yola çıkan İran petrol tankerlerini durdurmak için kullanılabileceğini açıkladıktan sonra haberlerde yer aldı. Buna rağmen tankerler ABD ambargosunu kırarak Venezüella’ya ulaştı. Ulusal Bolivarcı Silahlı Kuvvetler’in Sukhoi uçaklarının eşlik ettiği İran tankerlerinin Karayipler’deki görüntüsü, ABD gücünün parçalanmasının bir simgesidir. Son aylarda çok sayıda başarısızlıkla karşılaşmış olan Trump yönetiminin tehditlerinin saçmalığına ışık tutmuştur. Bununla birlikte askeri tehdit varlığını sürdürmektedir ve küçümsenmemelidir.

ABD hükümetinin ülkedeki ölü sayısı roket hızıyla tırmandığı (Haziran sonu itibarıyla 120 binin üzerine çıkarak dünyadaki en yüksek oran rakam oldu) bir zamanda çatışmayı teşvik ettiğini belirtmek gerekir. Bu gerçeklik öyle bir karmaşaya neden oldu ki, ABD’nin sorunsuz işleyen propaganda makinesi bile ne pandeminin etkilerini saklamayı başarabildi ne de Trump’un gaflarını. Bu durum Çin ve pandemiye hızlı ve kapsamlı tepkisi ve Küba gibi öteki devletlerin siyasal eylemleriyle keskin bir tezat yaratır. ABD’nin sadece doksan mil güneyinde yer alan bu asi ada, ABD ambargosuna karşın pandemiyle savaşmayı başarırken bir yandan da tıbbi dayanışma tugaylarıyla tüm dünyada öteki halklara yardım etti. Bu arada ABD’nin tek taraflılığı rekor düzeyine ulaşmıştır, ki DSÖ ile kavgası bunu iyi gösterir. Öyle görünüyor ki, pandemi küresel hegemonya dönüşümünü hızlandırıyor (Merino 2020).

Bütün bunların üstüne ABD’de sokaklar derin kök salmış yapısal ırkçılık ve polis şiddeti nedeniyle bir kez daha yangın yeri. Halkın George Floyd, Breonna Taylor ve ötekilerin öldürülmesine tepkisi, ABD’nin dört bir yanında kabaran gerilim düzeyinin bir diğer göstergesidir; bu isyanlar ülkenin bir zamanlar tehdit edercesine gözüne soktuğu kadir-i mutlak güç imajını kemirip duruyor.

Topluluk mutfakları yoksul bölgelerde açlıkla savaşıyor. Villa Celina, Buenos Aires, Arjantin, 2020.
Nazareno Roviello / Union of Workers of the Popular Economy (UTEP)

Halk Hareketleri ve İlerideki Büyük Zorluklar

Ekim 2019’da neo liberal saldırıya tepki olarak Latin Amerika’nın büyük kısmında yeni bir mücadeleler dalgası yayıldı. Sadece birkaç ay içinde pandeminin neden olduğu zorluklar ve kısıtlamalar bölgedeki halk hareketlerinin eylem ve taleplerini her biri kendi tarzında farklı bir biçime büründürdü. Ama mücadele koşullarındaki bu değişim mücadelenin yok olduğu anlamına gelmez. Sosyal medya, twitter kampanyaları ve sanal toplantılar; cacerolazos (COVID-19 çağında çoğunlukla balkon ve pencerelerden protesto olarak tencere tava çalınması); maske takan ve sosyal mesafe kuralına uyan protestocuların yaptığı sokak eylemleri; ve yeni yeni grevlerin ve sokak ve otoyolların kapatılmasının geri dönüşüyle yeni örgütlenme biçimleri ortaya çıktı. Halkın protestolarının bu yeni yüzü, yoksulların ve işçi sınıfının karşı karşıya kaldığı kötüleşen sıhhi, sosyal ve siyasi koşullar bağlamında varlığını gittikçe daha da fazla gösteriyor.

Pandeminin etkileri ve kapitalist gündemi daha ileriye taşımak için kullanılması ücretsiz izin; aylıklarda kesintiler; özellikle özel ve informel sektörlerde artan kayıtdışılık; ve kapitalistlerin virüsün ortaya çıkışından önce zaten başlatmış olduğu çalışmanın dijitalleşmesinde dikkat çekici bir artışta (giderek artan belirsiz “uberleştirme” gibi) hatırı sayılır bir yükselmeyle kendini gösterdi. Bu ürkütücü gerçeklikle karşılaşan bölgedeki işçiler, hem bölgesel hem küresel düzeyde paket teslim işçilerinin ve öteki gerekli işçilerin grevleri de dahil olmak üzere çeşitli eylemlerle tepki gösterdiler. Tüm bölgede sağlık çalışanlarının çatışma ve taleplerine bilhassa dikkat göstermek önemlidir (bu konuda daha fazla bilgi için dosya no 29 Sağlık Siyasal Bir Seçimdir’i okuyunuz).

Durum yaşamı sürdürebilmek için yetersiz olan güvencesiz veya arızi işlerin olduğu sektörlerde daha da kötüdür. Toplumsal politikaların olmayışının felaket düzeyinde etkisi olmuş, açlık ve hastalığı artırmış ve tetiklemiştir (bu konuda küresel düzeyde daha fazla bilgi için 20. Bültenimiz (2020) Hunger Gnaws at the Edges of the World’ü okuyunuz). Bu bağlamda halk hareketleri çoğunlukla çok zor durumlarda kahramanca bir çalışma yürüterek insanlar için kantinler örgütledi; kamu sağlığı için gerekli gıda ve temel malzemeleri sağladı; kolektif örgütlenmeye katkı sundu; ve hükümetlerden etkin çözümler talep etti. Bu çabalar arasında, diktatörlüğün zulüm uyguladığı yoksul Chapare (Bolivya) mahallelerindeki örgütlerin gıda dağıtımından söz etmek gerekir. Brezilya’da Topraksız İşçiler Hareketi (MST) ve öteki halk hareketleri tüm ülkede şehirlerdeki gecekondu mahallelerine 1.200 tondan fazla gıda dağıttı. Arjantin’de halk ekonomisiyle bağlantılı örgütler bu tür çabalara öncülük ederek hızla yayılan virüsten etkilenen yoksul mahallelere yardımı güvence altına alacak önlemler ve gıda talep etti.

Guatemala, El Salvador ve Ekvator’da yaygın açlık ve yiyecek talebini simgelemek üzere kadınlar otoyola beyaz bayraklar astı ve aileler evlerinden beyaz bayraklar sarkıttılar. Panama’da yoksullar sokakları istila ederek ve cacerolazos örgütleyerek protestolar yapıyorlar. Şili Santiago’da protestolar yapan ve barikatlar kuran yoksul mahallelerin sakinleri, onlara sadece kırıntı veren bizzat aynı hükümet gadrine uğradı. El Alto, La Paz’da ve Bolivya’da diğer her yerde işçiler ve komşular protestolar yaparak iş ve gıda eksikliğine karşı çıktı. Benzer olaylar Bogotá’da (Kolombiya) ve bölgedeki öteki büyük şehir merkezlerinde yaşandı. Ekvator’da neo liberal gündemin reddi; Bolivya sokaklarında seçim talebiyle cacerolazos ve havai fişekler; ve Fora Bolsonaro! (“Çek git, Bolsonaro!) sloganlarının yanı sıra panelaços (cacerolazos), pandeminin yarattığı yeni koşullarda halkın mücadelesinin yeniden canlandığını gösteriyor adeta.

Virüsün yoksul mahallelerde yayılması toplumsal ve sıhhi felaket tehdidi yaratıyor. Bu gerçeklik şehir alanlarıyla sınırlı değildir ve Kolombiya’daki Amazon bölgesinden (ülkedeki en yoksul bölgeler arasında) Haiti’ye kadar karşı çıkılmıştır. Yerli halkların örgütleri de, anayurtlarının tepesinde sallanan korkunç duruma karşı çıktı; Pan Amerikan Sağlık Örgütü’ne göre (PAHO) Mayıs sonu itibarıyla Amazon havzasında en az 20.000 enfeksiyon vakası var.

Pandemi kadınlara ve LGBTQIA+ yelpazesindeki insanlara karşı adaletsizlik ve çifte sömürü, baskı ve şiddet travmalarını da ortaya çıkardı ve artırdı. Kadın kırımının artan rakamlarının gösterdiği üzere özellikle yoksul kadınlar gelirlerini kaybetme, ev içi bakım sorumluluğu ve şiddette artıştan etkilendiler. Şili’de Coordinadora Feminista 8M önemli bir rol oynayarak bu bölgelerde aileler ve bölge sakinleri için kolektif feminist bakım hizmeti örgütledi; aile içi şiddetin yok edilmesi ve kadınlar, çocuklar ve ergenlerin korunması ihtiyacına yönelik acil eylem talebinde bulundu; ve pandemi sırasında çalışma için evden çıkmama hakkını ve güvence altına alınmış gelir hakkı ve öteki acil sağlık önlemleri talebinde bulundu.

Feminist kadın hareketleri ve öteki feminist bir analize sahip hareketler yüksek sesle ve açık seçik insan hayatının kârdan daha değerli olduğunu dile getirdi. Uluslararası Halklar Meclisi, dünya halklarına, yaşamın korunmasının sermayenin çıkarlarının önüne koyma ve sürekli kapitalist çerçeve içinde ortaya çıkan sağlıkla ekonomi arasındaki çelişkiden özgür çıkış çağrısı yaptı. Latin Amerika’da ALBA hareketler platformu neo liberal hükümetlerin kınanması, yaptırımların kaldırılması ve emperyalist saldırganlıkların reddedilmesi çağrısında bulundu. Grup bir siyasal program ve projeye aşağıdan yaşam verme çağrısı da yaptı. Pandemiye-dönüşmüş-virüsün küresel yayılımı neo liberalizmin neden olduğu toplumsal çileyi artırmakla kalmadı; kapitalist küreselleşmenin etkilerini de çok açık gösterdi ve küresel kargaşa konusunda bir tartışma yarattı. Halkın direnci, enternasyonalizmi güçlendirmesi ve canlandırması gereken alternatiflerin oluşturulması gereğini ortaya koymaktadır.

MST Paraná (Brezilya) içlerinde elli ton gıda bağışı örgütlüyor, Nisan 2020.
Wellington Lenon / MST

Geçmiş ve Bugün

Pandeminin Latin Amerika’da yayılması kamu sağlığı sisteminin güvenilmezliğini açığa çıkardı ve on yıllarca neo liberal politikaların sonucu yoksulların yaşam koşullarını iyice aşındırdı -bu politikaların hastalığın yayılmasına tepki verememesinin gösterdiği gibi. Gelişmekte olan kriz karşısında hegemonya söylemi çoğunlukla geçmişin “normal”ine dönüşün acilliğinden söz eder. Oysa göstermiş olduğumuz gibi geçmiş haddi zatında ekonomik, toplumsal, göçle ilgili, çevresel ve klimayla ilgili krizi normalleştirmiştir ve bu neo liberalizmin gelişmesini karakterize eder. Gelecek sadece geçmişe geri dönmeye indirgenemez. Krizden etkin bir çıkışı inşa etmenin merkezinde, bu krizin asıl nedenlerinin derinden dönüştürülmesi olmalıdır.

Okuma Önerileri

Boron, Atilio. ‘Notas sobre el imperialismo y la estrategia de seguridad de los Estados Unidos’ [‘Emperyalizm ve ABD yeni ulusal güvenlik stratejisi üzerine notlar’]. Las venas del Sur siguen abiertas. Debates sobre el imperialismo de nuestro tiempo [Güneyin Damarları Hâlâ Açık: Zamanımızın emperyalizmi üzerine tartışmalar’], der. López, Emiliano, LeftWord, 2020.

Katz, Claudio. ‘Confluencia del virus en América Latina’ [‘Latin Amerika’da Virüsün Kesişme Noktası]. Tricontinental: Institute for Social Research, 14 Mayıs 2020.  https://www.thetricontinental.org/es/ba-research/katz-confluencia/

Merino, Gabriel. ‘La reconfiguración imperial de Estados Unidos y las fisuras internas frente al ascenso de China’ [‘Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin’in Yükselişine Karşı Emperyal Yeniden Yapılanması’]. Las venas del Sur siguen abiertas. Debates sobre el imperialismo de nuestro tiempo[‘Güneyin Damarları Hâlâ Açık: Zamanımızın emperyalizmi üzerine tartışmalar’], der. López, Emiliano, LeftWord, 2020.

Bu dosya Observatory on Latin America and the Caribbean (OBSAL) ve Tricontinental: Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’nün Buenos Aires ve São Paulo büroları tarafından bölgedeki araştırmacı ve aktivistlerin işbirliğiyle hazırlanmıştır. Diğerlerinin yanı sıra Frente Francisco de Miranda de Venezuela’dan Ano Maldonado’ya teşekkür ederiz.

Mangolar, muzlar ve avokadolar. KaraKas, Venezüella, 2020.
Dikó / CacriPhotos

* Şen Süer tarafından Tricontinental: Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü internet sayfasından Umut Gazetesi için çevrilmiştir. https://www.thetricontinental.org/dossier-30-coronashock-in-latin-america/

Paylaşın