Gündem, Hasan Gezgin, Umut Yazıları

Asgari ücrete karşı azami mücadele – Hasan Gezgin

2021’e yaklaşan günlerde asgari ücret rakamları açıklandı. Türkiye sermayesi işçi sınıfına reva gördüğü düşük düzey yaşam standartlarını daha da geriye çekmeye çalışıyor. Egemenlerin yıl boyunca yaptığı bütün saldırılar karşısında da işçi sınıfının lokal de olsa sermayeye karşı mücadelesi bir realite olarak 2020 yılının hafızasına kazınmıştır.

Dünya ve Türkiye egemen sermaye gruplarının yaşanan ekonomik ve siyasi krizlerden çıkış olarak gösterdiği 2021 yılının hikmeti, özelinde Türkiye burjuvazisi için işçi sınıfına, ezilenlere ve devrimcilere saldırılar şeklinde hiç durmaksızın devam edecektir. Burada en tehlikeli olan şey burjuvazinin yaratmaya çalıştığı “umut”tur. Saldırılar bu sebeple ne sadece fizikseldir ne de tek başına egemen ideolojik saldırılardır. Bunların birbiriyle bütünleşik hali toplumu ideolojik-ekonomik olarak kuşatmaya çalışan AKP-MHP faşizminin ideolojik ikna/zor diyalektiğinde kullandığı bilinçli yöntemleridir, bir yönelimdir.

Faşist iktidar 2021 yılına daha 2020 bitmeden hem siyaseten hem de ekonomik olarak umutlar pompalamakta ve herşeyin daha güzel olacağının mesajlarını vermektedir. Açıklanan 2 bin 825 liralık yeni asgari ücret rakamı ise Türk lirasına göre “artmakta” ama hem dolar hem de günlük yaşamın maaliyetleri karşısında hiçbir şeye tekabül etmektedir.  Emekçilerin yaşam standartları en minimum düzeye çekilerek egemen sermaye odaklarının kar büyüme ivmeleri yükseltilmek isteniyor. Bunun en kolay yöntemi emekçiler üzerinde sömürü oranını artırmak ve sermaye tekellerini vergi muafiyetleriyle, rantlarla ve devlet desteğiyle daha da zenginleştirmektir. Bu sebeple AKP-MHP faşizmi tekelci sermayenin en güvenilir harekat merkezidir. AKP tekelindeki Asgari Ücret Tespit Komisyonu da bu anlamıyla geçersiz, hükümsüz ve yanıltıcıdır.  Devlet ile ilişkili bu kurumlardan beklenti ummak faşizmin yaratmaya çalıştığı o “umut diyarına” kapılmak demektir. Devletin, umudu da sömürmek için açıkladığı bu yeni asgari ücret daha fazla artan ihtiyaçlar karşısında bir şey ifade etmemektedir. O sebepledir ki kıt kanaat geçirilen hayatlar emekçilere aitken şatafatlı hayatlar AKP-MHP faşizminin temsilcilerine, onların himayesinde ki kişi/kurumlara ve tekelci sermayeye aittir. Bu rejimde anormal olan emekçilerin yaşam standartlarının yükseltilmesini beklemektir.

Devletin, bu yaşam standartlarının normalliğini değiştirmek için eyleme geçen emekçilere yönelik aldığı tedbirler toplumsal mücadele dinamiğine dönüşmesini engelleyici roldedir. Eylemleri hapseden ve yalıtan iktidar direniş yolunu seçen işçilere hem fiziki hem de ideolojik saldırılar gerçekleştirmektedir. Devletin ve sermayenin karşısına dikilen işçiler toplum bazında zararlı olarak lanse edilirken direnişlerinin anlamı önemsizleştirilmektedir. Devamında ise gözaltılar olmakta ve özellikle direnişçi işçiler çeşitli haklardan yararlandırılmamaktadır. Yoksulluğun  bir sonucu olarak da yaşanan intiharlarda ise devletin verdiği cevaplar “refahı paylaşalım” veya “psikolojik sorunlu” şeklinde olmaktadır. Akla ziyan bu açıklamalar resmi ağızlardan olduğu için devlet politikasını ifade eden cümlelerdir.

Buraya kadar olan – ve daha birçok şey- herşey esasında faşizmin sadece yönetemediği anlamını taşımamaktadır.  Yani AKP-MHP faşizmi neye nasıl bir pratik vereceğini bilmiyor değil. Gayet iyi biliyor. Burada iktidarın avantajlı olduğu konu işçi sınıfı eylemlerinin lokal düzeyde kalmasıdır. Biz de bunu gayet iyi biliyoruz. 

Bir diğer sorun direnişçi işçilerin sadece patronlarına karşı bir mücadeleye girişmesi ve yine sadece ekonomik talepler ekseninde bunun bir siyasal öz taşımasıdır. Ekonomik talebin kendisi mevcut koşulda en kritik olandır ve anormal karşılanmamaktadır. Ancak lokalde süren direnişin mantık olarak da “lokal” kalması bir sonuç doğurmamaktadır. Tespitini yapmamız gerekense emekçilerin bilinç ve bilincin sonucu olarak ortaya çıkan eylem pratiklerinin politik muhtevasını sermaye-faşizm birliğini yıkacak şekilde toplumsal mücadeleyle birleştirmektir. Aksi takdirde ise emekçilerin eylemleri sonuçsuz kalacak ve moral değerler tüketilecektir.

Bu veriler ışığında işçi sınıfının mücadelesini devrimci zemine oturtmak ve toplumsal mücadeleye öncülük etmesini sağlamak özne devrimci öncünün en elzem görevidir.

Paylaşın