Cenk Ağcabay, Gündem, Umut Yazıları

CIA’nın çevre ve demokrasi duyarlılığı üstüne – Cenk Ağcabay

Dr. Linda Zall onlarca yıl, Amerika’da bilim alanında yaşanan gelişmelerde çok önemli bir rol oynamış ancak elde ettiği büyük başarılar nedeniyle ne bir televizyon programına katılabilmiş, ne başarılarını anlatan bir kitap yayınlayabilmiş, ne de bilimsel kurumlardan ödül alabilmiş.

Ne kadar acı değil mi, onlarca yıllık çalışma, onca başarı ve sonunda ortada ne bir ödül, ne de bir televizyon programı olsun. Harvard Üniversitesi’nde Çevre Araştırmaları bölümünde Profesör olarak görev yapan bilim insanı Michael B. McElroy, ekibi içinde yer aldığı bu bahtsız bilim kadını için “O, inanılmaz bir liderdi. İnsanlarla coşkulu, enerjik bir iletişim kurma yeteneği vardı. CIA’ya ne yapmaları gerektiğini söylemek kolay bir şey değildi. Bunu yaparken onu görmek inanılmazdı” diyor.

Dr. Linda Zall’ın onlarca yıl bilinmez kalışının nedeni, onun bilimsel çalışmalarını sürdürürken, 1985 yılında CIA tarafından keşfedilmiş ve faaliyetlerini teşkilatın bilim bölümünde sürdürmeye başlamış olması. Zall elde ettiği başarılar nedeniyle 1989 yılında önemli bir yeni göreve tayin edilmiş ve ülkenin seçkin bilim insanlarıyla teşkilat arasındaki bağlantı noktası konuma gelmiş. Böylece ülkenin seçkin bilim insanlarının askeri ve istihbarat konularında teşkilata danışmanlık yapmasında kritik bir pozisyona yerleşmiş. Dr. Zall, Profesör McElroy’un dediği gibi, ülkenin seçkin bilim insanlarına CIA adına güçlü bir “liderlik” yapmış.

Dr. Zall bu kritik göreve tayin olmazdan önce, Sovyetler Birliği hakkında bilgi toplayan Amerikan casus uydularının sunduğu “verilerin analizinde yeteneklerini başarıyla kullanmış” ve yeni nesil casus uyduların geliştirilmesi projesinde önemli bir konum elde etmiş. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında, Dr. Zall gelişkin casus uyduların “çevresel gizemlerin” çözülmesinde rol oynayabileceği düşüncesini geliştirmiş ve teşkilatın bu konuda “yeni büyük bir görev gücü oluşturmasına” öncülük etmiş.

Kaliforniya Üniversitesi’nde çalışan bir Çevre Profesörü olan Jeff Dozier, Dr. Zall’ın projesinde yer almış ve onun için “Doğayı anlamak istiyordu. O gerçekten çok meraklıydı ve bizi dışarıya çekmekte çok başarılıydı.” diyor. Dozier, CIA’nın sunduğu casus uydu verileriyle çalışmaya başladıktan sonra “yaşamının değiştiğini” söylüyor. Dr. Zall bu projeyi yönetirken “çevresel değişimlerin ne tür güvenlik konuları ve güvenlik krizleri doğurabileceği” konularına odaklanmış.

CIA 2009 yılında İklim Değişimi ve Ulusal Güvenlik Dairesini oluşturmuş; bu dairenin görevi, politika yapıcılara yükselen deniz seviyelerinin, sellerin, nüfus değişimlerinin, istikrarsız devletlerin ve doğal kaynaklar için yükselen rekabetin yaratacağı sonuçlar hakkında bilgi vermek olarak belirlenmiş. Bu konuda yapılan haberlerde de önemli bir rol oynamasına rağmen yine Dr. Zall’ın ismi hiç geçmemiş.

Dr. Zall CIA’dan 2013 yılında emekli olmuş. CIA günleri sorulduğunda, “Gerçekten çok eğlenceliydi. CIA’da olmak çok eğlenceliydi.” diyor. D. James Baker, Delavere Üniversitesi ve London School Of Economics’te ders veren bir çevre bilimci. Bill Clinton’a çevre konusunda danışmanlık yapmış, ABD’de Okyanus ve Atmosfer konularında faaliyet yürüten bilimsel kurumları yönetmiş. Bu görevleri yaparken, Dr. Zall’ın oluşturduğu bilim kurulunda da yer almış ve Dr. Zall aracılığıyla CIA’ya danışmanlık yapmış.

Dr. Zall hakkındaki bilgiler, New York Times gazetesinin “Bilim Editörü” William J. Broad tarafından yazılan geniş bir yazıda aktarıldı. (Inside the C.I.A., She Became a Spy for Planet Earth, Jan 5) Broad, yazısının girişinde, Dr. Zall’ın bilim insanlarının çalışmalarını “değişen gezegenimiz” üzerinde yoğunlaştırmasını sağlayarak çevre konusuna sunduğu katkılardan söz ediyor.

Broad, yıllarca sessiz kalan Dr. Zall’ın artık 70 yaşında olduğunu, emekli olduğu için onun en azından kendi çalışmalarına ait bazı bilgileri aktarabildiğini; hayranlarının onun casus uyduların birer “çevre araştırıcısına” dönüşmesindeki katkısını övgüyle dile getirdiklerini belirtiyor. Ulusal Bilgi Toplama Ofisi’nde Dr. Zall ile birlikte yöneticilik yapan Jeffrey K. Harris, “O olmasa pek çok şeyi başaramazdık.” diyor. Dikkat edilirse, hem Amerikalı istihbaratçılar hem de Amerikalı doğa bilimciler Dr. Zall’ın “liderlik” yeteneklerinden ve başarılarından övgüyle söz ediyor.

Çalışma arkadaşlarının emekli olmuş bir CIA yöneticisinin “liderlik” yeteneklerinden övgüyle söz etmesinde kuşkusuz bir sorun yok ancak ülkenin seçkin bilim insanları aynı tonla onun “liderlik” yeteneklerinden övgüyle söz ettiklerinde, onun kendilerini ne derece başarılı yönlendirdiğini vurguladıklarında “bilim” ve “bilim insanı” kavramlarına daha yakından bakma gereksinimi doğuyor.

CIA’nın kirli sicili dünya halkları tarafından çok iyi biliniyor. Amerikan emperyalizminin en etkili ve önemli kurumlarından biri olarak CIA, çok geniş olanaklara sahiptir ve faaliyetleri tüm dünyaya yayılmıştır. Sahip olduğu olanakların genişliğini yazıda aktarılan bazı bilgilerden de görmek mümkün. Dr. Zall’ın casus uyduların sunduğu verilerle “doğanın gizemlerini çözme” projesine astronomik fonlar aktarıldığı yazıda özellikle vurgulanıyor. Ülkenin önemli bilim insanlarını -haberde Zall’ın oluşturduğu bir danışma kurulunun 70 seçkin bilim insanından oluştuğu belirtiliyor- bir araya getirip, belirli hedefler doğrultusunda yönlendirebilmesi CIA’nın ülke içindeki etki gücü hakkında bir ölçü vermektedir.

Dr. Zall hakkında bilgiler veren bilim insanlarının bir CIA projesinde çalışmaktan, CIA’ya hizmet etmekten hiçbir rahatsızlık duymadıklarını tersine faaliyetlerini gururla anlattıklarının altını da çizmek gerekiyor. Gurur duyuyorlar çünkü onlar seçkin Amerikan yurttaşları olarak CIA’nın gerçekten de “ulusal güvenlik” için faaliyet yürüttüğüne inanıyorlar. Bu çerçevede, kendileri de bu faaliyetlere katılarak “ulusal güvenliğe” katkı sağlamış oluyorlar. Tabii “ulusal güvenliğe” katkı sağlarken, sunulan astronomik fonlardan paylarına düşeni de alıyorlar. Bu payların ciddi miktarlara karşılık düştüğünü bildiğimizde, “ulusal gururun” kaynakları daha görünür hale geliyor.

Dr. Zall’ın ve onunla birlikte çalışan bilim insanlarının öyküsünde şaşırtıcı ya da olağan dışı hiçbir şey yok. Emperyalist-kapitalist sistemin merkezinde işlerin böyle yürümesi normal. Amerika’nın emperyalist egemen sınıfının sadece ekonomik ilişkiler alanında değil, toplumsal, politik, ideolojik ve kültürel alanda da hakimiyetini kurmasının uzun bir tarihi var. Bilimsel kurumlar üzerindeki egemen sınıf denetimi ve belirleyiciliği istisna değil bir kural. Dr. Zall’ın öyküsü, bilim ve bilimsel kurumlar üzerindeki denetim ve kontrol mekanizmalarının işleyişine dair önemli veriler sunuyor.

2013 yılında emekli olan Dr. Zall’ın öyküsünün neden bugünlerde gündeme taşındığı, bilim ve politika ilişkisine dair iyi bir örnek oluşturuyor. Dr. Zall’ın “çevresel değişim” ve bunun etkileri üzerine geliştirdiği Medea isimli projesi 2015 yılına kadar sürdürülmüş. 2015 yılında Obama yönetimi projeyi durdurmuş. Trump yönetimi projeyi canlandırmak için hiçbir adım atmamış. Haberde görüşlerine yer verilen proje katılımcısı bilim insanları ve Dr. Zall, “çevresel değişimin” yarattığı tehlikelere dikkat çekiyor ve oluşmakta olan Biden yönetiminin projeyi canlandırması çağrısını dile getiriyorlar.

Oluşmakta olan Biden yönetiminin “çevre hassasiyeti” seçim kampanyasından beri sürekli gündemde tutuluyor ve Biden’ın yeni “yeşil ajanda” çerçevesinde politikalar uygulayacağı belirtiliyor. Oluşmakta olan Biden yönetiminin hassasiyetleri, yeni bir kapitalist düzen tasarlayan dünyanın efendilerinin “Büyük Sıfırlama” hamlesiyle son derece uyumlu. “Büyük Sıfırlamanın” geniş kapsamlı bir analizi için Ali Efe yoldaşın Umut Gazetesi’nde yayınlanan “Emperyalist yeniden yapılanmanın operasyonel araçları olarak salgın ve kilitlenmeye karşı” yazısına bakılabilir.

Dr. Zall’ın ve Amerika’nın seçkin bilim insanlarının “çevre hassasiyeti” bağlamında sundukları katkıların “aniden” gündeme gelmesi, CIA’nın “yeşil bir dünya” için yürüttüğü faaliyetlerin birden bire ifşa olması ve “kahrolası” politikacıların bu faaliyetlere yeterli önemi vermediğinin ifade edilmesi, dünyanın efendilerinin yeni bir kapitalizm tasarımı yönelişlerinden bağımsız değil. Bu yöneliş, “çevresel hassasiyetlerin” istismarını politik gündeminin üst sıralarına yerleştirmiş bulunuyor. Biden ve ekibinden Dünya Ekonomik Forumu katılımcılarına, Bill Gates’e, dünyanın efendileri çevre üzerindeki ağır baskıdan kendilerinin kumanda ettiği kapitalist üretim sorumlu değilmiş gibi mahvettikleri doğayı kurtaracakları masalını anlatıyorlar.

Tıpkı salgın sürecinde, insan sağlığının en büyük düşmanı sağlık tekellerinin ürettikleri aşılarla “kurtarıcı” konumuna yerleşmesi gibi. Öyle değil mi ya, Biden Amerikan demokrasisini sona erdirmeye yönelik “darbe” girişimini püskürtüp Amerikan demokrasisini kurtardığı gibi çevreyi de kurtarmayacak mı? CIA çevreyi kurtarmak için Biden ile uyumlu bir faaliyet yürütmeyecek mi? Çevresel sorunların dikkate alınmasında, CIA’nın casus uydular aracılığıyla topladığı bilgilerin önemini inkar mı edelim? Onca bilim insanı bu gerçeği boşuna mı ifşa ediyor?

Finans-kapitalin ve CIA’nın çevre duyarlılığı, Amerika yaşanan “darbe” girişimi karşısında duydukları demokrasi duyarlılığı ile aynı çizgidedir. Emekçilere yönelik Finans-kapital saldırıları karşısında yükselen büyük emekçi öfkesini Biden’ın peşine takarak sönümlendirme hedefi, 1000 civarında yarı delinin Amerikan demokrasisinin “mabedine” sokulmasıyla yeni bir boyut kazandı. Milyonlarca işsiz, çocuklarına yiyecek götüremeyen emekçi mi dediniz? Onlar şimdi Biden yoldaşla beraber “faşizmi durdurma” mücadelesinde. Hem kara kaplıda yazmıyor mu ki, faşizme karşı en geniş cepheyi kurmak gerekir!

Paylaşın