Gündem, Umut Yazıları

Leninci Marksizm: Leninizmin güncelliğinde strateji ve taktik – Fatih Aydın

Stalin, ‘’Leninizm, emperyalizm ve proleter devrimi çağının Marksizmidir’’ der. Ancak ‘’çağın Marksizmi’’ nitelemesini kazandıran sadece bu olgular değildir. Marksizmi yorumlar silsilesine hapseden, onun devrimci ruhunu ve eylem kılavuzluğunu söküp alan, çürümüş lafazanlığa karşı ‘’buzu kırıp yolu açarak’’ ilerlemenin; proletarya devriminin objektif şartlarının varlığını saptayarak, devrimin subjektif şartlarının hazırlanması perspektifini Leninist iradeyle hayata geçirerek kurduğu politika teorisinin; ‘’Somut durumun somut tahlili’’ tespitiyle düşünce ile eylemin hayata geçirilerek strateji ve taktik gelişimini sağlayacak Bolşevik partinin yaratılmasının adıdır Leninizm… Hiç şüphesiz Ekim Devrimi’nin mimarı, işçisi Lenin’in ‘’politik cesareti’’, teori ile kurduğu ilişkisellik, bunu strateji ve taktik düzleminde işlevselleştirebilmesi Leninist iradenin ve Leninizmin oluşumuna en önemli etkendir.

Teori, toplumsal dönüşümü koşullayan, değişimi hayata geçirmek üzere tasarlanan planlı düşüncelerse, bu anlamda devrimci hareket ve davranış olmazsa teorinin temeli de kavranamamış demektir. Bu nedenle verili durumdaki nesnel süreci değiştirmek üzere üretime girişen özne, kendi öznel faaliyetini de hayata geçirir. Yani devrimci partiyi yaratır. Bu parti dünyayı sadece gözlem yaparak yorumlamanın teorisini değil, pratik olarak değiştirmenin de teorisini ve örgütçülüğünü üstlenir. Leninizmin ayırt edici özelliği de burada ortaya çıkmaktadır. Nesnel, somut şartları incelemek ve devrimci davranış tarzını geliştirecek örgütçü yeteneği hayata geçirmek…

Ülkeye ve tarihsel dönemlere göre değişiklik arz etse de, tarihte hiçbir sınıfın politik hareketi geniş yığınları örgütleme ve yönetme yeteneğine sahip profesyonel devrimciler örgütü olmadan ne süreklilik sağlayabilir, ne de iktidar hedefine sahip olabilir. Lenin, ‘’Bize bir devrimciler örgütü verin, Rusya’yı yerinden oynatalım’’ derken sadece bir devrim teorisyeni olmadığını, düşüncenin hiçbir zaman eylemden ayrılamayacağını, teori ile pratiğin birbirini tamamlayan ve etkileyen faktörler olduğunu da ortaya koyuyordu. Devrimci Marksizm Çarlık Rusya’sında ve daha sonra burjuvaziyle işbirliğine gitmiş 2. Enternasyonal dahil bütün unsurlarla tartışmalarında ayrım noktalarını sadece teorik olarak ortaya koymadı, Leninist iradeyle oluşan Bolşevik partiyle doğru siyaset ve mevzilenmenin ne kadar tayin edici olabileceğinin, nasıl sürprizler yaratabileceğinin devrimci nesnellikle oluşan devrimci subjektivitenin sonuç alıcılığında Ekim Devrimi’ne giden yolu da döşedi.

2. Enternasyonal’in ‘’burjuva anavatan savunması’’ şeklinde beliren kendi milli hükümetlerini destekleme kararları, Rusya’da da Menşevikler ve sosyal devrimciler tarafından uygulanıyordu. Bolşevikler ise ‘’emperyalist devletlerin yağma ve talanı’’nı deşifre edip çözümleyerek iç savaş koşullarını devrime evriltmenin taktiğini kuruyordu.

Ekim Devrime kadar giden süre boyunca devrimin muhtevası yönünde yapılan tartışmalar, Leninist parti teorisinin oluşumunu da sağladı. Daha sonra Demokratik Merkeziyetçilik olarak kavramsallaştırılan parti içi disiplin ve merkeziyetçilik noktalarında Bolşevikler tüm Rus Marksistlerden ve hatta Alman revizyonistlerinden de ayrı bir noktada duruyorlardı. Lenin, devrimin aracı olarak partinin proletaryanın öncü müfrezesi, merkeziyetçi ve disiplinli bir yapının yaratılması için uzlaşmaz bir tutumla partinin temellerini atıyordu. Lenin’in tanımıyla Menşevikler ‘’burjuva aydın bireyciliğini’’ temsil ederken, Bolşevikler ise ‘’proletarya örgütünü ve disiplinini’’ temsil ediyordu. Leninizmin oluşumunun en önemli kriteri devrimci program, strateji ve taktik, örgüt başlıklarını işlevselleştirerek yapıyı kurmasıdır.

Her türlü saldırıya karşı Marksizmi bir dogmalar bütünü olarak değil, diyalektik yöntemle yorumlamak gerektiği ve pratik politikaya uygulamak gerektiği üzerinde durarak Menşeviklerin ve Alman revizyonistlerinin aksine marksizmin devrim şemasını evrimci bir şema olarak algılamaktan öteye devrimci pratikle ilgilenen Lenin, teori ile pratiğin bir bütün olduğunu, strateji ve taktiğini bu doğrultuda işlevselleştirerek belli bir zaman ve mekanda pratikle ifadesini bulduğu ölçüde teorinin bir anlam taşıyabileceğini belirtiyordu. Devrimi ‘’tarihsel ilerleme süreci’’ne bağlayan Menşevikler bu nedenle Bolşevikleri evrimci şemayı bir kenara atmakla suçluyorlardı.

Menşevikler Rusya’da gelişecek bir devrimin tarihsel ilerlemeye göre olacağı üzerinde durarak; burjuva devrimini yapamamış geri ülkeler, proleter sosyalist devrimi gerçekleştiremez tezinde, kapitalizmi sosyalizmin bir ‘’ön günü’’ olarak kabul ediyorlardı. Batı Avrupa sosyalizminin aşina olduğu bu düzlemde hareket ederek önce burjuva devrimi gerçekleşmeli, buna bağlı olarak kapitalizm gelişmeliydi. Bu olmadığı taktirde Rus proletaryası, sosyalist devrimi yapmaya kalkışsa bile başarılı olma şansı yoktu. Bu anlamda Menşevikler kendilerini burjuva devrimiyle sınırlandırıyor, siyasi programlarında herhangi bir sosyalist veya proleter çağrıya yer vermiyorlardı.

Rusya’nın bir sosyalist devrime değil, bir burjuva devrimine ihtiyacı olduğu, tamamen batıcıl referanslarla teoriyi sahiplenip devrimi, eylemi reddederek, ekonomik sınıf kavramıyla da burjuva hükümetini devirmeyi amaçlayan siyasal bilinç ve devrimci eylem yerine işçilerin yarına olan reformları gerçekleştirmesini yeterli görüyorlardı. Bir anlamda Alman revizyonistlerinin burjuva hükümete parlamento yoluyla baskı yapılması önermesini kabul ediyorlardı. Oysa İktidarını sağlamlaştıran burjuvazinin hiçbir zaman ilericilik ve özgürlük sağlayamayacağı, sosyalizmin ve proletaryanın devrimci yükselişi karşısında kendini savunmaya aldığı ve saldırıya geçtiği zamanlar çok geçmeden ortaya çıkmıştı. Artık bundan sonra burjuva özgürlüğü Lenin’in ifadesiyle ‘’boş bir komedi, gerici ve sahte özgürlüklerdi.’’

Marx’ın burjuva devrimler çağının kapandığı, Lenin’in ‘’çağımız, proleter devrimler çağıdır’’ tespitleri, burjuvazinin artık halkı arkasına alıp feodalizmi yıkma veya değişimi zorlama işlevini yitirdiği, hiçbir demokratik adıma öncülük edemeyeceği, dolayısıyla proleter devrim programı kapsamı içinde ulusal sorun dahil, tüm ezilenlerin yer alacağı anlamında bir tespittir. Bu aynı zamanda kapitalizmi veya burjuva devrimini sosyalizmin olmazsa olmaz bir ön aşaması olarak görmenin veya görevlerini tamamlamanın da trajedi olacağının açıktan tanımıdır. Bolşevikler Ekim Devrimi öncesi de, sonrası da Marksist devrim şemasına uymadıkları için suçlanıyordu. Batıcıl Marksizm de Ekim Devrimini ideolojik bir olay olarak görüyordu. Marx da Paris Komünü döneminde Komünden kapitalizme uğramadan geçiş imkanlarını ortaya koyduğu için tutarsızlıkla suçlanmıştı. Lenin, Marksizmin teorik yorumunu tatbik etmek yerine Marksizmin devrimci diyalektik gelişimini kendi bulunduğu özgünlükte teori ve pratiği bütünleştirerek sağlıyordu. ‘’Devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz’’ önermesiyle Bolşevikler, Marksizmin eylem kılavuzluğunda strateji ve taktik yöntemi, program ve örgüt çerçevesinde geliştirerel “legal” ve illegal devrimin örgütlenmesine adanmış militanlardan oluşuyordu.

Strateji ve taktik

Leninci Markszim, Marksist-Leninist teoriyi Marx-Engels, Lenin okumalarını da aşan bir birikim olarak kavramanın adıdır. Marksizmin yaşayan bir teori olarak devrimci eylem kılavuzu olduğunu; ‘’devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz’’ karşılığının; her tarihsel dönem değişikliğine yöntem sunan bir bütünlüğe sahip olduğunun bir tanımıdır. Leninizmi kendi çağının Marksizmi olarak belirginleştiren de bu diyalektik bütünlüğe sahip olmasıdır.

Bu kavrama, küçük olguların ardındaki büyük kurguları görme, kadrolar nezdinde günlük çalışmalar içinde yürüyen pratiğin büyük idealler uğruna mücadeleyi hissedebilme yeteneğinin kazanılmasını da içerir. Dünyanın yorumlanmasının ötesinde değiştirilmesinin koşullarını ortaya çıkaran, değişen maddi koşulları stratejik hedefe uygun taktiksel yöntemle politik mücadeleye soyut ön kabuller toplamı olarak değil, hayatın öğreticiliğiyle mücadele içerisinde birikmiş deneyimler toplamıyla araç ve yöntemlerini geliştirir. Bu deneyimler bir şablona göre alınıp pratiğe monte edilemez. Bu, Marksizmin yöntemine, eylem kılavuzluğuna, devrimci diyalektiğine aykırı bir durumdur. Leninci Marksizm zaman ve mekan farklılaşmalarını hesaba katarak yöntem geliştirir.

Strateji yaşanılan coğrafyanın röntgeni çekilerek hangi amaç ve hedef için savaş yapılıyor tespitinin özgün olarak yapılmasıdır. İkincisi ise, bu tespit yapıldıktan sonra hangi güçlerin nerede nasıl konumlandırılacağı, öncü güç – yedek güç belirleme, bunların savaşa nasıl ve ne zaman dahil edileceği planlamasını yapar. Taktik ise, bu savaşta kullanılacak yöntemlerin bütünüdür. Taarruz, geri çekilme, esneklik, güçlerin konumlanmasına bağlı ileri ve geri cephede silah ve mühimmata göre mevzilenme, zaman ve mekanın doğru analizi vb. çeşitli yöntemleri – ki bunlar anlık yengi ve yenilgileri de içinde barındırır – oluşturacak strateji olanına sadık gelişmelerin toplamıdır. Kısaca strateji bütün bir savaşı kapsarken, taktik bu savaşın içinde gelişen zafer ve yenilgilere yol açan tek tek çarpışmaları kapsar.

Savaş sanatında ister bir devletin düzenli ordusu olsun isterse gayri nizami bir ordu olsun, strateji ve taktik bir analiz yöntemine göre kurulur. Bunlar, ‘’düşman, misyon, arazi ve kuvvet’’ analizidir. Düşmanını tanımlamamış, misyonunu net olarak belirleyememiş, araziyi tanıyamamış ve hakim olamamış, kuvvetinin denkliğini öngörememiş ve buna göre konumlandıramamış bir ordu ne kadar strateji oluşturursa oluştursun başarı şansına sahip olamaz.

Siyaset biliminde ise, yani Marksist politikada strateji ve taktik, objektif ve subjektif şartların analiziyle kurulur. Subjektif şartlar, strateji ve taktiğin doğrudan yönlendirici, yönetici etkisine tabi kalırken objektif şartlar hareketin kendisinden bağımsız, yönlendirmeye tabi olmayan kendiliğinden gelişen sürece tekabül eder. Yani üzerinde yaşadığımız nesnelliktir. Strateji, hareketin (eyleyiş-ilerleme) objektif süreçleri üzerinde herhangi bir değişikliğe yol açmazken, subjektivizme bağlı olarak belirli bir yönlendirmeyi hızlandırabilir veya yavaşlatabilir, üstünlük kurabilir veya başarısızlığa yöneltebilir, en kestirme ya da en zor olan yolu da hareketin karşısına çıkarabilir. Devrimler belli şartların ortaya çıkmasıyla oluşan anlık patlamalardan kendini inşa eder. Fakat anlık patlamalarla objektif durum ne kadar devrimi işaret ederse etsin subjektif şartların olgunlaşamadığı durumlarda devrim yakalanamaz. Bu açıdan devrimler rastgele gerçekleşen durumlar olmadığı gibi bir siyasal beklenti arzusuyla da olabilecek bir şey değildir. Nesnel bir kriz ve kaos sonucu kendiliğinden fışkıran anlık bir durumdur. Bu kriz ve kaoslar da ayrı ayrı insanların küçük çabalarından değil, sınıfsal çelişkiler ve sınıf mücadeleleri sonucunda ortaya çıkar. Bu anlamda öncülük de an’a uygun örgütlenmeleri görebilen, sevk ve idaresini yapabilen örgütlenmeleri içerir. Öncünün en önemli özelliği ise kendini ve kendi toplum yapısını tanıması, sınıf ilişkilerini doğru çözümlemesi, tarihsel analize göre düşünce ve davranış geliştirebilme kabiliyetini edinmesidir. Kısaca devrim, gerekli olan objektif ve subjektif şartların birliği ve yönetimidir.

Sosyo-ekonomik yapı, güçler dengesi, egemen sermaye yapısı olarak belli davranış tarzlarına sahiptir. Ulusal ve uluslararası etki alanı veya etkileşimi de değişkenlik gösterir. Kendi içindeki tarihsel bloklaşmanın ve bunun sonucu baskı aygıtının gücünün ve ideolojik aygıtlarının etkinliğinin iyi analiz edilmesi gerekir. Bu yapıldıktan sonra daha somut belirlemelerle görünür kılabilecek ve tahlillerini yapabilecektir. Kapitalist sömürü ilişkileri (ekonomik zor) ve bunun tesisini sağlayan, yoğunlaşmış bir biçimi haline gelen kapitalist devletin (siyasal zor); kapitalizmin vahşi sömürü-sömürge ve yağma mekanizmalarının somutlaştığı baskı aygıtının proletarya ve kent yoksullarının ve köylülüğün üzerinde sosyal, siyasal ve ekonomik ağırlığını sınıf karakterine büründürecek, yani kendisi için sınıf-varlık pozisyonuna getirecek çözümlemelerin yapılmasıyla politika teorisinin kurulup, Marksist politikanın sınıfsız toplumun önünü açabilmek için siyasal zoru ortadan kaldırmak… Siyasal ve ekonomik zora karşı verilecek mücadelede üzerinde yaşadığımız nesnelliğin tanınması ve çözümlenmesiyle konjonktüre ve an’a etki eden ekonomik, politik ve ideolojik faktörlerin hesaba katılıp somut güç dengelerine göre pratik politikayı bu gerçek nesnel zeminde geliştirmek… proletarya ve kent yoksullarının kapsadığı alan olarak kentlerdeki sınıf mücadelesinin ağırlığına göre devrimci mücadeleye katılacak, devrimci çağrıya yanıt vermesi olası olan toplumsal dinamikleri belirlemek ve ‘’siyasal teşhirler’’le istihdam edebilmek ve müttefik kılmak…

Bu analiz yöntemiyle, Marksist politikanın Leninist devrimciliğinin temel niteliği ortaya konulur. Nesnel gerçeklikte pratik politikanın, pratik devrimciliğin işlevleştirilmesinin en somut yöntemini kurarak tekil bir sorunu çözmeyi değil, çözüm üretirken bütünsel siyasal çizgisini hayata geçirerek siyasal zorun mekanizmalarını kırıp sınıf mücadelesinin önünü açmaya odaklanır. Leninizmin en ayırt edici özelliği de sınıfçılığı değil, stratejiyle olan kopmaz bağı ile pratik politikada nasıl bir davranış tarzı geliştirdiğiyle yani militanlığıyla ölçülür. İdeo-politik hat ne kadar geniş bir zemine oturursa otursun, bu zemin, örgütsel zeminde var edilemediği sürece paramparça olması kaçınılmaz olur.

Bu kaçınılmazlığı doğuran ana nedenlerden biri de taktik zaaflara düşmektir. Günümüz siyaset alanında da karşılaştığımız pratik politikanın edilgen bir tarzda durmasının bir nedeni de bu taktik zaaflardır. Siyaset sahnesinde, daha doğru bir ifadeyle devrimci politikada kolektif bütünlüğün parçalarının organik bağlarının zayıflığı ve bir homojenlik gösterememesi, kopuklukla beraber legal siyaset alanında devrimci ataklığı ve pratik devrimciliği sönümlenmeye doğru götüren bir nedendir. Legal ve illegal mücadele, aynı strateji ve taktik gibi birbirini tamamlayan düzlemde aktif olduğunda taktik zaafların da önüne geçilecektir. Pratik devrimcilik farklı bir kulvar olarak tayin edildiği vakit, oportünist-reformist yaygaracıların mücadeleyi demokrasi alanına sıkıştırmaları(*) ve çizgi ve tarzı deforme etmeleri kaçınılmaz olur.

Tekirdağ 1 nolu F Tipi Hapishanesi CT-50

Paylaşın