Umut Keçer, Umut Yazıları

Boğaziçi direnişini nasıl okumalı? – Umut Keçer

2021 yılı direniş ve eylemlerle başladı. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri AKP-MHP faşist iktidarının atadığı kayyum rektör Melih Bulu’yu kabul etmeyerek direnişe geçtiler. Bu direniş iktidar cephesinde büyük bir korku yaratırken devrimci, demokrat ve yurtsever güçlerde de önemli bir moral yarattı.

Faşist iktidarın bütün baskı ve yasaklarına karşı Türkiye sahasında direniş dinamiklerinin harekete geçiyor olması devrimci saflarda moral yaratırken faşist iktidar saflarında büyük bir korku yaratmıştır. Faşizm kimyası gereği her türlü demokrasi ve özgürlük arayışının karşısındadır. Baskıcı ve otoriter niteliğiyle her türlü hak arama eylemini kriminalize ederek suçlama psikolojisine girmesi bu kimyanın yarattığı bir sonuçtur.

Boğaziçi öğrencilerinin atanmış kayyum rektöre karşı başlattığı direniş birçok üniversiteden ve toplumun değişik kesimlerinden destek bulmuştur. Bu kesimlerin ortak buluştuğu nokta Boğaziçi öğrencilerinin faşist baskılar karşısında cesur karşı çıkışıdır. Türkiye toplumu içerisinde faşist iktidara karşı ve onun sömürü düzenine karşı önemli bir öfke birikmektedir. Baştan aşağı adaletsizliğin ve sömürünün kol gezdiği düzende faşizm her gün artan bir şekilde kitle desteğini kaybetmektedir.

Boğaziçi öğrencileri direnişe başlayınca iktidar cephesinde hemen Gezi korkusu ve beraberinde tehditler ortaya çıktı. Öncelikle gelinen noktada ne olursa olsun hiçbir önlem ve zulüm politikası faşist iktidardan hesap soran kitle eylemlerinin önüne geçemeyecektir.

Bugün Boğaziçi öğrencilerinin başlattığı direniş kısa bir sürede geniş bir toplumsal destek bulmuştur. Aynı şekilde direnişin yarattığı atmosfer içinde başka direniş odaklarıyla üniversite öğrencileri arasında da bir dayanışma ve etkileşim ilişkisi kurulmuştur. Boğaziçi Üniversitesi’nde direnişte olan işçiler bu direnişe hemen destek vermişler ve direnişçilerin yanında eylemlerde yerlerini almışlardır. Bu gelişme bile başlı başına göstermektedir ki Boğaziçi öğrencilerinin meselesi sadece onların meselesi değildir. Bu mesele memlekette yaşayan herkesin meselesidir. Boğaziçi öğrencileri faşizme karşı önemli bir karşı duruş sergilemişler ve bu yönüyle faşist iktidarın da öfkesinin şimşeklerini üzerlerine çekmişlerdir. Eylemler sonrasında gerçekleşen gözaltı terörü ve “illegal örgütlerle” direnişi ilişkilendirerek kriminalize etme çabası faşizmin bildik yöntemleridir. Bu saldırılar karşısında ortaya çıkan önemli bir gerçeklik Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin mücadelesinin ancak faşizme karşı direnen diğer mücadele dinamikleriyle buluştuğunda başarıya ulaşma şansı olduğu gerçeğidir. Bu yönüyle Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin direnişinin faşizme karşı mücadele eden diğer mücadele dinamikleri tarafından daha fazla sahiplenilmesi ve büyütülmesi direnişin başarısının en önemli ön koşulu olacaktır.

Faşist iktidar Boğaziçi Üniversitesi direnişini kendi sınırlarında hapsederek sonrasında da diğer direniş odaklarıyla arasına mesafe koyup onu sönümlendirme yöntemi izleyecektir. Direnişi destekleyen her kesim de “illegal örgüt üyesi” olmakla suçlanacaktır. Her şeyden önce mevcut faşizm koşullarında devrimci örgütler Boğaziçi direnişi gibi önemli bir direnişe katılıp ona yön veriyorlarsa bu önemli bir başarı ve kazanımdır. Bu durumun kendisiyle ilgili açıklama yapması ve kaygılanması gereken faşist iktidar ve onun destekçileridir.

Devrimci örgütler bu direnişin içinde yer alacak ve direnişin başarıyla sonuçlanması için çabalayacaktır. Bu yönüyle Boğaziçi üniversitesi direnişi ülkede faşizmin baskılarından ve sömürülerinden rahatsız olan diğer kesimlerin direnişleriyle arasına mesafe koymak yerine tam tersine onlarla bütünleşmelidir.

Gelinen aşamada kapitalizm koşullarında bir üniversite sadece kendi başına eğitim kurumu değildir. Aynı zamanda sömürü ilişkileri ile birlikte emek ve sermaye arasındaki sınıf mücadelesinin devam ettiği bir mücadele zeminidir. Boğaziçi Üniversitesi’nde ücretleri almak için direnen işçiler buna önemli bir örnektir. Bütün bu gelişmeler ışığında 2021 yılı güzel başlamıştır. Kabuk kırılmış ve toprak çatlamıştır. Artık su yatağında akıp doğru yolu bulacaktır. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin direnişi uzun süredir faşist iktidarın sokağı yasaklayan ve kendisine karşı çıkan kesimlerin marjinalleştirme politikasının iflas ettiğinin kanıtıdır.

Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zaman devrimler ısmarlama gerçekleşmemiştir. Bazen gerçekleşen bir olay uzun süredir biriken kitle öfkesinin ve oluşan bilincin dışa vurumuna dönüşebilmektedir. 2013 Gezi Ayaklanmasını düşünelim; daha önce kimse Gezi Parkı eylemlerinden başlayarak böylesi bir direniş sürecinin yaşanacağını ve bu direnişin milyonları sokağa dökeceğini öngörememişti. Boğaziçi direnişi de faşist iktidarın yaratmaya çalıştığı itaatkâr toplum planının iflas ettiğinin kanıtıdır.

Devrimcilere düşen görev, bu direnişin yarattığı gediği genişletmek ve daha farklı toplumsal direniş dinamikleriyle buluşturmaktır. Boğaziçi öğrencileri faşizme karşı ülkede ilk ve tek baş kaldıran değildir. Direnişi fabrikada direnen işçiyle, geleceği çalınan gençlerle, insanca asgari ücret alamayan emekçilerle, erkek egemen sistem tarafından katledilen kadınlarla ve faşizme karşı direnen Kürt halkıyla buluştuğu sürece daha da büyüyecek ve toplumsallaşacaktır.

Aksi durumda Boğaziçi direnişi sınırlı bir toplumsal kesimin gerçekleştirdiği protesto olarak kalacak ve diğer direniş odaklarıyla buluşamayacaktır. Aynı şekilde onunla ilgili yapılan değerlendirmelerde bu buluşma olmadığı sürece biraz hariçten gazel okuma olacaktır. Dolayısıyla faşizme karşı savaşan birleşik devrim güçlerinin görevi faşizme karşı direnen bütün kesimleri örgütlemek ve bu örgütlenmeyi birleşik devrim mücadelesine katkı sunan hale getirmek olacaktır.

Paylaşın