Gündem, Hasan Gezgin, Umut Yazıları

Boğaziçi’nden özgürlüğe – Hasan Gezgin

Her direnişte olduğu gibi Boğaziçi direnişinin öğrettiği belli başlı konular olmuştur. Gençlik eylemi ile şekillenen eylemler bütünleşerek toplumun bütün dinamiklerinde heyecan yarattı. Bu sebeple Boğaziçi’nin dinamiği sadece gençlik alanıyla sınırlı olmamıştır. Akabinde ise AKP-MHP faşizminin bu “sınırı aşabilecek harekete” dair yönelimi onu belirli bir kalıp içerisinde hapsetmek ve yalıtmak üzerine kuruludur. En nihayetinde faşist ittifakın devrimci mücadele iradesine sahip olan her harekete yaklaşımı bu olsa da nitelik olarak belirli farklılıkları içerisinde barındırmaktadır. Ayrım-kuşatım diyalektiğiyle bir saldırı operasyonu yürüterek toplum geneline yayılma ihtimalini ortadan kaldırmak istemektedir.

Belirli saptamalar yapmak zorundayız. Öncelikle bu direnişin etrafında oluşan halkaların çapını iyi tartmalı ve bulunulan konumu nasıl ileri götürmeliyiz sorusunun cevabını vermek gerekmektedir. Bu direniş tek başına bir gençlik hareketi değildir. Faşizme karşı “homurdanma” halinde olan ama özgürlüğü isteyenlerin mücadelesi birçok toplumsal dinamiği bir araya getirmiştir. Gençlik hareketi sınıfla bir araya gelme halini bu eylemlerle doğalında örgütleyebilmiştir. Boğaziçi eylemlerini sadece akademik-demokratik problemler etrafında ilerlemesine “sebep” olmak devrimci kırılmayı iradi olarak istememektir. “Sebep” olmak demeliyiz çünkü faşist iktidarın saldırılarına rağmen böyle bir iddiadan bilinçli vazgeçiş kendi kendimize bir zarar vermek demektir.

Bir süredir ülkemizde gençlik özelinde yer yer büyüyen yer yer daralan eylemler artık niceliksel birikimin niteliksel sıçramasını yaratmalıdır. Bunun “illa ki” bir gün sıçrama yapacağını beklemek hatalıdır ve kendi öz gücün dışında bir yerlerden medet ummaktır. Tam tersine kayyum gibi bir devlet realitesine karşı bütün alanlarda savaş açmalıyız. Bu sebeple Boğaziçi’nde başlayan bu direniş toplumun diğer direnişleriyle ortak payda da buluşmalıdır.  Bu konuda ki en büyük veri Boğaziçi emekçilerinin büyüyen bu direnişi ilk günden sahiplenmesidir. Zaten onun devamında sokağa taşan bütün bu eylemler sokakta AKP-MHP faşizminden nefret edenleri ortaklaştırabilmiştir.

Özellikle devrimci gençlik öznelerinin bu direnişe öncülük edebilmesinin en büyük iddiası faşizme karşı özgürleşme yolunda devrimci mevzinin her an ileri bir noktada tutabilmesidir. Boğaziçi’nin emekçileri ve öğrencileri faşizme ve sermayeye karşı birlikte mücadele edebiliyorken bunu en dar alana hapsetmek iktidarın isteyebileceği bir politikadan başka bir şey değildir.

Devrimci öznenin ülkemizin yakın tarihinde edindiği ayaklanma ve bunu yönetebilme pratikleri AKP-MHP faşizminin hala korkulu rüyasıdır.  Devletin bu direnişe ilk gününden beri yaklaşımı onu ne kadar ciddiye aldığının göstergesidir. Devletin herhangi bir süreçte onun tahakküm/zor iradesini kıracak bir harekete olan tahammülsüzlüğü bu direnişe nasıl yaklaşacağını göstermiştir. Bu direnişin toplumsallığını kırmaya, kriminalize-marjinalize etmeye ya da gençliği bu iş “bittiğinde” nasıl bir ceza alacağına yönelik yaklaşımlar ve hatta bu sayılanların daha da fazlası, devletin ayaklanmalara karşı nasıl bir hazırlık içerisinde olduğunun göstergesidir.

O zaman devrimcilerin de bir hazırlığının olması gerekmektedir. “Popülistleşen” bir gençlik hareketi dinamizmini kaybedebilir pozisyondadır. Aksine, devrimci gençliğin iradesi belirleyici halde olmalıdır. Sokakta kitlelerin militan duruşu devam ettirilebilmelidir. Direnişin ana kaynağının kayyum olarak atanan bir rektör olmadığının bilinci açığa çıkarılmalıdır.  Bu kavga faşizme ve onun sermaye politikalarına karşı esastan bir duruşu sergilemektedir. Bu realiteden uzaklaşılmamalı ve direnişin kitlenin bilincinde var olan meşru militanlığı doğru şekilde kanalize edilebilmelidir. Birleşik gençlik hareketi moral değer kazandıracak olan türden eylemi merkezi olarak koordine edebilmelidir. İşgal, boykot, sokak direnişleri, sınıfla ve ezilenlerle buluşma gibi moral değer katacak ve bütün toplumsal dinamiklerin faşizmin yıkılabileceğini hissettiği eylemler örgütleyebilmek en önemli güçtür.

Birleşik mücadelenin özellikle gençlik hattında belirmemesi gereken şey muhalefetçiliktir. Hatta kayyum rektör muhalefetçiliği de demek doğru olacaktır. Bu yüzden üniversitede forum yapılırken kesilen elektrik sadece rektörle açıklanmaya çalışılırsa yanlış ama egemen sistemin mücadeleye olan bütünsel saldırısı olarak ele alınırsa bir o kadar doğru olacaktır. Bu yüzden devrimci gençliğin bu eylemlerinde ne gibi pratikler sergileyeceğini AKP-MHP faşist ittifakının tahmin etmesi zor olmalıdır.

Faşist ittifak elbette ki saldıracak, gözaltı yapacak, birilerini suçlayacak ve kendince bir savaş hazırlığı yapacak ama burada ki mesele de onun bu hazırlıklarını boşa düşürecek mücadele biçimleri geliştirmektir. Hem direniş ve cesaret hem de özgürlük bütün toplumun mücadelesiyle olacaktır. Boğaziçi’nin bugün başlattığı yarına devam eden bir süreklilik olmalıdır.

Paylaşın