Çeviriler, Gündem, Kadın - LGBTİ+

Mutsuz evliliğin ötesinde: İkili sistem kuramına bir eleştiri – Iris Young (Çeviri: Cansu Akkılıç)

Hartmann’ın makalesinin başlığı bile sosyalist feminizmin kendine özgü planının ne olduğunu gösteriyor: Altmışlı ve yetmişli yıllarda gelişen yeni feminist kuram dalgasının en iyi yönlerini Marksist teoriyle “evlendirmek” ve böylece Marksist teoriyi dönüştürmek. Hartmann, bu evliliğin şimdiye kadar başarılı olmadığını savunuyor. Marksizm ve feminizm arasındaki evliliğin, kapitalist sisteme göre patriyarkal sisteme daha fazla ağırlık veren bir teorik açıklama geliştirerek daha güçlü bir temele oturmasını öneriyor. Hartmann kadınların diğerlerinden farklı olan bu durumunu kapitalizmin bir etkisi olarak algılamak yerine (Engels, Mitchell, Dalla Costa ve Zaretsky’nin böyle yaptığına inanıyor), kadınların durumunu anlamada en azından patriyarkal sistemin de eşit derecede öneme sahip olduğunu anlamamız gerektiğini düşünüyor. Sosyalist feminist kuram, bu nedenle patriyarkal sistemin “hareket yasalarını”, patriyarkanın iç dinamiğini ve çelişkilerini araştırmalı ve bunların kapitalizmin iç dinamiğiyle nasıl etkileşime girdiğini ve bir ihtimal nasıl çatıştığını dile getirmelidir.

Sosyalist feminizme bu ikili sistem kuramını ilk defa öneren Hartmann’ın makalesi değil. Aksine, sosyalist feministlerin çoğu, ikili sistem kuramının bazı başka yorumlarını benimsemektedir. Buna rağmen, ikili sistem kuramının Marksizm ve feminizmin mutsuz evliliği arasındaki anlaşmazlığı gideremeyeceğini tartışacağım. Kadınların durumunun, farklı yapılara, harekete ve geçmişlere sahip iki farklı toplumsal ilişki sistemi tarafından koşullandırılmadığına inanmak için iyi sebepler var. Feminist Marksizm, iki sistemi, kapitalizmi ve patriyarkayı yansıtan, yalnızca iki teorinin yani Marksizm ve feminizmin “düğünü” ile yetinemez. Sosyalist feminizmin işi daha ziyade, kapitalist patriyarkayı, temel özelliğinin kadınların ezilmesi olan bir sistem olarak kavratabilen, Marksizm’in ve radikal feminizmin en iyi yaklaşımlarının bir araya getirildiği tek bir kuram geliştirmek olmalıdır.

İkili sistem kuramı

İkili sistem kuramının diğer pek çok savunucusu gibi, tek başına geleneksel Marksizm’in ve radikal feminizmin tatmin edememesi, Hartmann’ı fikirlerini geliştirme konusunda harekete geçirmiştir. Hartmann, geleneksel Marksist kategorilerin aslında cinsiyet körü olduğunu ve bu nedenle kapitalizmde kadınlara dair Marksist analizlerin cinsiyet farklılıkları ve hiyerarşiye açıkça odaklanma konusunda başarısız olduğunu belirtir.

Feminist kuram, cinsiyet hiyerarşisini tanımlamak ve analiz etmek için patriyarka kavramını geliştirerek bu başarısızlığı düzeltti. Bununla birlikte, radikal feminist kuramın Hartmann’a göre çeşitli sorunları var. Radikal feminizm kadınların durumunu belirlerken özellikle çocuk yetiştirme konusuna fazla odaklanır. Radikal feminist kuram, patriyarkayı, gerçek toplumsal ilişkilerde maddi temele sahip bir sistem olarak değil, yalnızca psikolojik veya kültürel bir olgu olarak görme eğilimindedir. Son olarak, radikal feminist anlatı, patriyarkayı, tarihin tamamında olmasa da çoğunda temelde değişmez olarak görme eğilimindedir.

Hartmann, o zamanlar hem geleneksel Marksizm’in hem de radikal feminizmin zayıflıklarını gidermek amacıyla ikili sistem kuramını önermiştir. Hartmann’a göre kadınların toplumdaki ezilmişliklerini hem kapitalizmin hem de patriyarkanın bir sonucu olarak anlamalıyız. Patriyarka şöyle tanımlanmıştır:

(…) erkekler arasındaki, maddi bir temeli olan ve hiyerarşik olsa da kadınlar üzerinde hakimiyet kurmalarını sağlayacak dayanışma ve karşılıklı bağımlılığı yaratan ya da kuran, toplumsal ilişkiler dizisi. (Hartmann, s.14)

Patriyarkal ilişkiler, geleneksel Marksizm tarafından analiz edilen ekonomik üretim ilişkilerinden farklı olgulardır. Sermaye ve patriyarka toplumsal ilişkilerin farklı biçimleridir ve gerekli herhangi bir ilişkide bulunmayan, hatta potansiyel çatışmalarda var olan farklı çıkar gruplarıdır. Her ne kadar toplumun patriyarka ve kapitalizme ait belirli öğelerini analitik olarak ayırmak zor olsa da bunu yapmalıyız. Üretim tarzından ve üretim ilişkilerinden farklı olarak, patriyarkaya özgü “hareket yasalarını” ayrıştırmalı ve kapitalizmin kendine has çelişkilerini anlamalıyız.[1]

İkili sistem kuramının tüm biçimleri, geleneksel Marksizm tarafından tarif edilen patriyarkal üretim ilişkilerinin ön kabulüyle başlar. Bir izahat yapmak gerekirse patriyarkanın ekonomik üretim ilişkileri sisteminden nasıl ayrı olduğunu açıklamak için iki olası yol olabilir. Bir taraftan, radikal feminist patriyarka kavramı ideolojik ve psikolojik bir yapı olarak devam ettirilebilir. Ortaya çıkan ikili sistem kuramı, bu ideolojik ve psikolojik yapıların toplumun maddi ilişkileri ile karşılıklı etkisini açıklamaya çalışacaktır. Diğer bir taraftan da patriyarkanın kendisi, üretimin toplumsal ilişkilerinden bağımsız olarak onunla etkileşime giren bir maddi toplumsal ilişkiler sistemi olarak açıklanabilir.

Juliet Mitchell’in Psikanaliz ve Feminizm‘deki yaklaşımı, bu alternatiflerin ilkine örnektir. Mitchell, patriyarkayı evrensel ve resmi bir yapı olarak kabul eder. “Patriyarka, belirli bir evrensel kültürü tanımlar; gelgelelim her bir spesifik üretim tarzı bunu farklı ideolojik formlarla dışa vurur.”[2]

Erkekler tarihin sınıf egemenliği yapılarına dahil olurken, kadınlar [toplumsal] örgütlenmenin (mevcut üretim sürecindeki konumları ne olursa olsun) aile bağlarıyla açıklanan kısmında konumlanmaya devam ettiler. Sınıf, tarihsel dönem ve belirli toplumsal koşullara ilişkin farklılıklar kadınsılığın ifade ediliş biçimini belirliyor ancak babanın hukukuna göre kadınların durumu karşılaştırmalı bir analize tabi tutulabilir.[3]

Mitchell’e göre patriyarkal yapılar -Freudyen teorinin de böyle ifade ettiğini iddia ediyor- üretim biçimindeki değişikliklerin tarih öncesi ya da tarih dışı ideolojik bir zemini olarak var olurlar. Bu ideolojik ve psikolojik yapı, ekonomik ilişkiler dışında aynı şekilde devam eder. Elbette, kadınların durumunun farklı toplumsal koşullarda somut olarak değişiklik gösterdiğini inkâr etmiyor. Biz, kadınların durumundaki bu değişimi, belirli bir üretim biçiminin belirli yapılarının patriyarkanın evrensel yapıları ile etkileşime girmesi olarak açıklıyoruz.

İkili sistem kuramının bu yorumu kadınların ezilmesini olur olmadık yerde tarihsellikten uzaklaştırmış ve genelleştirmiştir. Patriyarkayı tarih boyunca aynı temel yapıya sahip evrensel bir sistem olarak anlatmak ciddi kültürel, ırksal ve sınıfsal ön yargılara yol açabilir.[4] Farklı toplumsal koşullarda kadınların durumunun biçim ve karakterindeki farklılıkları, tek ve aynı evrensel patriyarkal sistemin sadece farklı “ifadeleri” olarak tanımlamak kadınların ezilmesinin derinliğini ve karmaşıklığını önemsizleştirmektedir.

Bununla birlikte, ikili sistem kuramının bu versiyonuyla ilgili asıl sorun, iddia edilen erkek egemen sistemde üretim biçimine eşit derecede ağırlık vermeyi ve bağımsız ele almayı başaramamasıdır. Tüm somut toplumsal ilişkileri üretim ilişkilerinin ekonomik sistemine ait görür. Böylelikle, özünde üretim ilişkileri sisteminden bağımsız olarak tanımladığı erkek egemen sisteme hiçbir maddi ağırlık bırakmaz. Dolayısıyla geleneksel üretim ilişkileri teorisine kadınların durumunun açıklanmasındaki temel rol sona erer. Patriyarka kuramı kadınlara uygulanan baskının biçimini belirler, geleneksel Marksist teori ise içeriğini, özgünlüğünü, farklılaşmasını ve değişim motorlarını sağlar. Dolayısıyla, ikili sistem kuramının bu versiyonu geleneksel Marksizm’i çürütme konusunda başarısızdır, çünkü Marksizm’in tarihsel olarak maddi toplumsal ilişkiler üzerindeki teorik hegemonyasına başvurur.[5]

İkili sistem kuramının birinci yaklaşımının bu zayıflıklarını kabul eden Hartmann, ikincisini seçer. Patriyarkanın somut ilişkiler yapısında maddi bir temeli olduğunu vurgular ve patriyarkal sistemin kendisinin tarihsel bir dönüşüme uğradığını savunur. Tam da bu yüzden, Hartmann’ın görüşünün bu güçlü yanları, patriyarkayı üretim ilişkilerinden farklı bir sistem olarak gören ikili sistem kuramı konusundaki argümanlarını zayıflatır. Hartmann’ın da savunduğu gibi, “patriyarkanın üzerinde durduğu maddi temel, esas olarak, erkeklerin kadınların emek gücü üzerindeki denetimlerindeyse” ve “erkekler bu denetimi, kadınların bazı asli üretken kaynaklara ulaşmalarını engelleyerek sürdürüyorsa” (Hartmann, s. 15), o zaman patriyarkayı analitik amaçlar için bile toplumsal üretim ilişkileri sisteminden ayırmak mümkün görünmemektedir. Hartmann’ın belirttiği gibi, modern kapitalizmdeki patriyarkal toplumsal ilişkiler aileyle sınırlı değilse aynı zamanda kapitalist işyerinde ve aile dışındaki diğer kurumlarda da mevcutsa bu patriyarkal ilişkileri hangi ilkeyle kapitalizmin toplumsal ilişkilerinden ayırabileceğimizi görmek zor. Hartmann, “iş bölümü gibi özelliklerin, sıklıkla hem patriyarkayı hem de kapitalizmi güçlendirdiğini ve baştan aşağı patriyarkal kapitalist bir toplumda, patriyarkanın mekanizmalarını ayrıştırmanın zor olduğu“nu kabul ediyor (Hartmann, s. 29). Fakat buna rağmen patriyarkayı ayırmamız gerektiği konusunda da ısrar ediyor. Bununla birlikte, eğer patriyarka ve kapitalizm birbiriyle aynı toplumsal ve ekonomik yapılarda tezahür ederse iki sisteme ait değil, tek bir sisteme ait olduklarını kabul etmek mantıklı görünmektedir.

İkinci yaklaşımı benimseyen ve patriyarkayı farklı maddi ilişkiler dizisi olarak gören bazı ikili sistem kuramcıları, bu sorunu, patriyarkayı kapitalist üretim biçiminin yanında var olan bir sistem ya da üretim biçimi olarak göstererek çözüyor. Örneğin Ann Ferguson, ailenin, tarih boyunca maddi kaynakların üretiminden farklı olarak belirli bir üretim türünün mekânı olduğunu savunur. Kapitalist ilişkilerden farklı olarak özgün üretim ilişkileriyle yapılan üretim türüne cinsel/duygusal üretim der. Günümüz çekirdek ailesinde erkekler kadınları, cinsel/duygusal emeklerine karşılık vermeden sömürürler. Böylece kadınlar, geleneksel Marksist anlamda, ayrı bir sınıf oluştururlar. Patriyarka ve kapitalizmin modern toplumlardaki karşılıklı ilişkisi, bu iki üretim tarzının birbiriyle örtüşen ve karşılıklı gerilim halinde olan ilişkisine dayanır.[6]Kapitalizmde aileyi feodal üretim tarzının[7] bir parçası olarak gören sosyalist feministler, günümüz toplumundaki kadınların durumu ile ilgili olarak, yeniden üretimi üretimden ayırt etmek isteyenler ile benzer bir konuma sahiptir.[8]Hartmann, benzer şekilde üretimin iki farklı “türünü” ya da “yönünü”, insanların üretimi ve şeylerin üretimi olarak birbirinden ayırır. Bununla birlikte, insanların üretimini farklı bir üretim tarzı olarak ortaya koymaz[9], yine de bu tür üretimi aileyle sınırlamak da istemez, ama gel gör ki ne nerede veya nasıl gerçekleştiği açıktır ne de şeyleri üreten insanların ilişkilerden nasıl ayırt edilebileceği.

Patriyarkayı hem somut ilişkiler sistemi hem de ideolojik ve psikolojik bir yapı olarak gören bir ikili sistem kuramına sahip olmak için, patriyarkayı ayrı bir üretim sistemi olarak ortaya koymak gerekir.Bununla birlikte bu yaklaşım neredeyse her zaman, Rosalind Petchesky’nin, genellikle aileyi ekonomiden ayıran ve aile içindeki belirli patriyarkal ilişkilerin tespitini yapan “ayrı alanlar modeli” olarak adlandırdığı şeye dayanmaktadır.[10] Gelgelelim, ayrı alanlar modeliyle ilgili birtakım sorunlar var.

Kapitalizmin belirleyici özelliklerinden biri, üretimin akrabalık ilişkilerinden ayrılması ve böylece toplumsal hayatın iki alanının yaratılmasıdır. Bu noktaya değinmek ve bu ayrılığın kadınlar açısından tarihsel olarak emsalsiz bir durum yarattığını göstermek, sosyalist feminist analizin temel başarılarından biri olmuştur.[11] Ayrı alanlar modeline dayanan birçok ikili sistem kuramcısı, kapitalizme özgü aile ve ekonomi arasındaki bu ayrımı evrensel bir şekle indirgeme eğilimindedir.[12]Üstelik kapitalizm içinde bile bu ayrılık yanıltıcı olabilir. Örneğin, Batya Weinbaum ve Amy Bridges, “The Other Side of the Paycheck” başlıklı makalelerinde, günümüzde kapitalizmin tahakküm ve kâr ihtiyaçlarına göre yalnızca üretim faaliyetlerini değil, aynı zamanda özel tüketimi de rasyonelleştirdiğini ve toplumsallaştırdığını savunuyorlar.[13]

Ayrı alanlar modeli patriyarkal ilişkilerin birincil alanını aile olarak kabul ettiğinden, ailenin dışında kalan kadınlar üzerinde kadınlara yönelik belirli baskıların niteliği ve sınıfı tespit edilemez. Ortalama bir ikili sistem kuramcısı, kadınların bugün iş yerlerinde maruz kaldığı cinsiyetçi baskının belirli biçimlerini tanımlama ve analiz etmede yeterli teorik donanıma sahip görünmüyor. ABD’de on altı yaşından büyük kadınların yarısından fazlası herhangi bir zamanda işteyken ve yüzde 90’dan fazlası hayatlarının bir döneminde ev dışında çalışırken böyle bir eksiklik, bizzat modern kapitalizmin çıkarlarına hizmet edebilir.

Bu daha genel olarak, herhangi bir ikili sistem kuramına esas itirazdır. Ne kadar formüle edilirse edilsin, ikili sistem kuramı, geleneksel Marksizm’in üretim ilişkileri, tarihsel değişimi ve kapitalizmin yapısı analizlerini temelde değiştirmeden sürdürmesine izin verir. Bu kuram, Hartmann’ın da belirttiği gibi, tamamen cinsiyet körüdür. Dolayısıyla ikili sistem kuramı, üretim ilişkilerinin cinsiyet körü analizini kabul eder ve sadece toplumsal cinsiyet hiyerarşisi ilişkilerine ayrı bir kavrayış eklemek ister. Buradan hareketle, ikili sistem kuramı, geleneksel Marksizm’den farklı olarak kadınların ezilmesini sadece Marksizm’in ana sorunlarına bir katkı maddesi olarak görme eğilimindedir.

Feministler, emek faaliyetinden doğan maddeci toplumsal ilişkiler kuramını geleneksel Marksizm’e bırakmaya istekli oldukları sürece, feminizm ve Marksizm arasındaki evlilik mutlu olamaz. Hartmann’ın iddia ettiği gibi, patriyarkanın temeli kadınların üretken kaynaklara erişmesini engelleyen kadın emeği üzerindeki denetim ise, patriyarkal ilişkiler bir bütün olarak üretim ilişkileriyle içsel olarak ilişkilidir. O yüzden, feminizm geleneksel teorinin yeterliliğini zorlamadığı sürece geleneksel Marksist teori feminizme hâkim olmaya devam edecektir. Geleneksel Marksist teori cinsiyet ilişkilerinin analizine ve kadınlara yönelik baskıya yer vermiyorsa bu teori üretim ilişkilerinin yetersiz bir teorisidir. Feminist sezgilerimiz ve tarihsel araştırmalarımız bir araya geldiğinde bize, kadın emeğinin herhangi bir üretim sisteminde merkezi bir yer işgal ettiğini ve cinsel hiyerarşinin herhangi bir tahakküm sisteminde çok önemli bir ilke olduğunu söylüyor.[14]Sözü edilen yaklaşımlara cevap oluşturacak biçimde, üretim ilişkileri ve toplumsal cinsiyet ilişkilerini ve kadınların durumunu temel unsurlar olarak ele alan, ilişkileri geliştiren ve güçlendiren toplumsal ilişkiler teorisine ihtiyacımız var. Marksizm’le evlenmek yerine feminizm Marksizm’i ele geçirmeli ve böyle bir teoriye dönüştürmelidir. Belirli bir tarihsel toplumsal oluşumun maddi toplumsal ilişkilerini, cinsiyet ayrımının temel bir özellik olduğu bir sistem olarak gören analitik bir çerçeve geliştirmeliyiz.

İş bölümü analizleri

Bu makalede, [toplumsal] cinsiyete dayalı iş bölümünün böyle bir kuramda ana kategori olması gerektiğini önereceğim ve bu kategorinin feminist bir tarihsel materyalizm anlayışıyla nasıl işleyebileceğini anlatacağım. Yaptığım okumalarda, birçok somut sosyalist feminist analiz, ikili sistem kuramını öne süren bazı feministler de dahil olmak üzere, ana kategori olarak patriyarkayı değil cinsiyet ayrımcılığını ele alıyor. Dolayısıyla cinsiyete dayalı iş bölümünün feminist tarihsel materyalizmin ana kategorisi olduğunu savunurken, zaten sosyalist feminist kuramın ayırt edici özelliğini açıkça ortaya koyduğumu düşünüyorum.

Geleneksel Marksizm, sınıfı, tahlillerinin ana kategorisi olarak görür. Feministler haklı olarak bu kategorinin kadınların özgül ezilmişliği ve hatta kimlik analizine yardımcı olmadığını iddia etmişlerdir. Sınıf kavramı gerçekten de cinsiyet körüdür. Sınıf kategorisinin bu kavramsal kusuru, tam olarak ikili sistem kuramının ortaya çıkmasına yardımcı oldu. Marksist teori toplumsal ilişkileri açıklarken temel konsepti sınıf olduğu ve cinsiyet farklılıkları ile cinsiyete dayalı hiyerarşilere dair bir açılım sunmadığı için, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin görünür hale gelebileceği farklı bir kategori ve başka bir sistem arayışı dışında bir alternatif kalmamaktadır. Ben bununla birlikte, başka bir alternatif daha olduğunu öneriyorum. Sınıf kategorisinin cinsiyet körü olduğunu ve bu nedenle kadınların durumunu açıklayamadığını kabul ederek, yine de iş bölümü kategorisini sınıf kadar ana kategori olmasa bile ana bir konuma yükselterek materyalist çerçeve içinde kalabiliriz. Bu kategori bize, emek faaliyetinin toplumsal ilişkilerini cinsiyete göre ayrıştırabilen bir şekilde analiz etme yöntemi sağlayabilir.

İş bölümü kategorisi, Marx’ın kendi çalışmasında neredeyse sınıf kategorisi kadar sık görülür ve her ikisini de eşit derecede muğlak ve belirsiz bir şekilde kullanır. Ayrıca, sınıf kategorisi Marksist teorik gelenek tarafından tekrar ele alınmış, sadeleştirilmiş ve geliştirilmişken, iş bölümü kategorisi neden geliştirilmeden kalmış merak ediyorum. Alman İdeolojisi’nde iş bölümü, sınıftan daha geniş ve daha ana bir kategori olarak işlenmiştir. Ayrıca, iş bölümünün sınıf içerisindeki belirli ayrılıklarını ve çelişkilerini açıklar.[15] İş bölümü kategorisi yalnızca sınıfa göre daha geniş bir fenomeni ifade etmekle kalmaz, aynı zamanda daha somuttur.[16] Sınıfta olduğu gibi, üretim araçları ve ürün ile olan ilişkiden ziyade, özellikle emeğin kendisinin faaliyetine ve o faaliyete özgü toplumsal ve kurumsal ilişkilerine atıfta bulunur.[17] Bireylerin iş bölümündeki yeri, bilinç ve davranışlarının yanı sıra farklı insanların iş birliği ve çatışmaları ile ilgili belirli ilişkileri de açıklar.[18]

Bir kategori olarak iş bölümünün bu nitelikleri hem analiz düzeyinde daha somut hem de sınıf kategorisinden daha kapsamlıdır; emek faaliyetinde yer alan ve bu faaliyetten kaynaklanan toplumsal ilişkilerin herhangi bir analizinde, onu vazgeçilmez bir unsur haline getirir. Her kategori farklı soyutlama düzeyine sahiptir. Sınıf analizi, bir bütün olarak bir üretim sistemi görüşüne sahip olmayı amaçlar ve böylece artı-değere sahip olmanın, denetimin ve mülkiyetin en kapsamlı toplumsal ayrılıklarını sorar. Bununla birlikte, böyle bir soyutlama düzeyinde, üretim ilişkileri ve tahakkümün maddi temelleri ile ilgili birçok şey de gizli kalmaktadır. İş bölümü analizleri, bir toplumdaki belirli etkileşim ve bağımlılık ilişkilerinin en somutlaşmış düzeyinde işlevini sürdürerek toplumu kompleks bir ağ yapısı içinde farklılaştırır. Bir toplumun üyeleri arasındaki temel yapısal ayrılıkları emek faaliyetindeki pozisyonlarına göre tanımlar ve bu ayrılıkların ekonomik işleyiş, tahakküm ilişkileri, politik ve ideolojik yapılar üzerindeki etkisini değerlendirir.

İş bölümünü, sınıf kadar önemli bir hassasiyet ve merkeziyet düzeyine yükseltmenin, cinsiyet ayrımının yanı sıra olguların analizi için de sonuçları olabileceğine inanıyorum. Örneğin, modern kapitalizmde profesyonellerin ve devlet çalışanlarının rolünü çevreleyen sorular, sınıf analizindense iş bölümü analiziyle daha iyi çözülebilir. Günümüz işçi sınıfında ve bir bütün olarak toplumdaki ırk gerilimin analizi, modern iş bölümündeki bakış açısının ırkla olan ilişkisini araştırmada fayda sağlayabilir. Son olarak, mevcut sosyalist toplumlardaki tahakküm ilişkilerinin tartışmasız varlığı, sınıftan ziyade iş bölümü perspektifiyle daha iyi analiz edilebilir.[19]

Bununla birlikte burada, feminist kuramın iş bölümü analizine etkileri ile ilgileniyorum. Şimdiye kadar, toplumsal bir oluşumun maddi ilişkilerinin tam bir analizinin, iş bölümünün spesifik analizini gerektirdiğini savundum ve bu analiz ne sınıf analizinden yola çıkar ne de onu değersizleştirir. Şimdiye kadar var olan her toplumda iş bölümünün kritik tarafı tüm toplumu etkileyen ayrıntılandırılmış cinsiyete dayalı iş bölümüdür. Dolayısıyla, toplumsal bir oluşumdaki üretimin ekonomik ilişkilerinin eksiksiz analizi, cinsiyete dayalı iş bölümüne özel dikkat gösterilmesini gerektirir.

Cinsiyete dayalı iş bölümü

Cinsiyete dayalı iş bölümü kavramından söz ederken bir toplumda cinsiyete göre ayrışmış emek yapılanmalarının tümüne değinmek istiyorum. Kadınların çocuk sahibi olma ve yetiştirme, hasta bakımı, temizlik, yemek pişirme vb. gibi geleneksel görevleri, aynı bir fabrikada üretilen nesnelerin yapımı gibi emek kategorisine dâhildir. Modern bir fabrikada yalnızca somut eşyaların yapımını belirtmek için üretim veya emek kategorisini kullanmak, Marksist teorinin gereksiz trajedilerinden biri olmuştur.[20] “Üretim ilişkileri” ya da “emek faaliyetinden kaynaklanan toplumsal ilişkiler” toplumun gerekli gördüğü herhangi bir görev veya faaliyette yer alan toplumsal ilişkiler anlamına gelmelidir. Yani örneğin; kendi toplumumuzda kadın fahişeler ile çalıştıkları pezevenkler veya organizasyonlar arasındaki ilişki, bu anlamda bir üretim ilişkisidir. Cinsiyete dayalı iş bölümü kategorisinin kullanılması, bütün bir toplumun emek faaliyetinden kaynaklanan toplumsal ilişkileri toplumsal cinsiyet ekseninde analiz etmesinde gerekli araçları sağlar.[21]

En azından bana göre, cinsiyete dayalı iş bölümü analizi şu soruları cevaplamaya çalışacaktır: Belirli bir toplumsal formasyonda cinsiyete dayalı iş bölümünün ana hatları nelerdir ve cinsiyete özgü görevlerin niteliği ve toplumsal anlamı nedir? Cinsiyete dayalı iş bölümü ekonomik örgütlenmenin diğer yönlerinin temelini nasıl oluşturur ve toplumsal cinsiyet hiyerarşisi de dahil olmak üzere toplumdaki iktidar ve tahakküm ilişkilerinin temelinde ne vardır? Cinsiyete dayalı iş bölümü cinsellik ve akrabalık ile nasıl ilişkilenir? Cinsiyete dayalı iş bölümünün özel olarak bu yapılardaki kökeni ve dönüşümünü ne açıklar? Cinsiyete dayalı iş bölümündeki dönüşümler, kadın erkek ilişkilerinde, diğer ekonomik ilişkilerde, politik ilişkilerde ve ideolojik yapılardaki değişikliklere nasıl yol açtı? Cinsiyete dayalı iş bölümü analizlerinin ikili sistem kuramının yaklaşımına göre birtakım avantajları vardır. Cinsiyet ilişkilerini ve kadınların konumunu tarihsel materyalist analizin merkezine yerleştirir. Toplumsal üretim ilişkilerine ilişkin Marksist bir açıklama, cinsiyete dayalı iş bölümü analizi yoluyla kadınların özgül durumuna odaklanmalıdır. Bunun yapılmaması, yalnızca zaten yeterince kötü olan erkek egemenliğinin önemini azaltmak ya da görmezden gelmekle kalmaz, aynı zamanda bir bütün olarak ekonomik ve toplumsal ilişkiler yapısının önemli unsurlarının eksikliğiyle de sonuçlanır. Örneğin; Yunan ve Roma toplumunun ekonomik organizasyonu ve oradaki üretimin köleci tarzında kadınların hane halklarını yönetmesi kesinlikle bir fark yaratıyordu. Kadınlar, aile köleleriyle doğrudan bir ilişkiye sahipken, erkekler ticaret ve savaş için hareketliliğin yanı sıra kültür üretimi ve politik katılım için de boş zamanlara sahipti.[22]Ortaçağ Avrupası’ndaki yönetici sınıftaki kadınlar için de benzer bir noktaya değinilebilir.[23]

Cinsiyete dayalı iş bölümü analizi, cinsiyet ilişkilerini, üretim ilişkilerinin yalnızca merkezi bir yönü olarak değil, aynı zamanda yapının temeli olarak ele almayı da mümkün kılabilir. Cinsiyete dayalı iş bölümü ilk iş bölümüdür ve sözüm ona ilkel toplumlarda, tek kurumsallaşmış iş bölümüdür. Bu nedenle, kafa ve kol emeği arasındaki bölünme gibi diğer toplumsal iş bölümü biçimlerinin gelişimi, ancak cinsiyete dayalı iş bölümündeki dönüşümlere ve bu türden değişikliklerin her bir cinsiyetin üyeleri arasındaki ilişkilere ve kendilerine sağladığı potansiyellere etkisi ile açıklanabilir.

Daha da önemlisi, ciddi ampirik araştırmalar, cinsiyete dayalı sınıfın radikal feminist açıklamasının tarihsel materyalist teoriye uygun olabileceğini ortaya çıkarabilir. Bunu yapmak, Shulamith Firestone’un Cinselliğin Diyalektiği’nde yaptığı gibi, sınıf egemenliğinin cinsiyet baskısından kaynaklandığını iddia etmek olmayacaktır.[24] Daha ziyade, sınıflı toplumun cinsiyete dayalı iş bölümündeki değişimlerden ortaya çıkışını açıklayacaktır. Engels Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’nde bu çizgide bir şey önermesine rağmen, ortaya çıkan sonuçları tespit etmekte başarısız oluyor. Yakın zamanda, Elise Boulding, The Underside of History’de sınıfın yükselişi ve sınıflı toplumlar arasında bir bağ olduğunu ve erken dönem toplumlarda belirli bir noktada erkeklerin bir ticarette uzmanlaşmaya başladığını, ancak kadınların böyle bir durumu olmadığını öne sürdü.[25]

Cinsiyete dayalı iş bölümü analizi ayrıca, kadınların ikincil konuma itilmesinin kökenini ve bunun sürdürülmesini sosyo-yapısal terimlerle açıklayabilir. Örneğin ne biyolojik ne de psikolojik bir açıklama erkeklerin belirli bir toplumda neden kurumsallaşmış bir üstünlük konumunda olduğunu gösteremez. Erkekler, ancak emek faaliyetinden kaynaklanan toplumsal ilişkilerin örgütlenmesiyle kadınların sahip olmadığı kaynaklar üzerinde denetim ve erişim sağladığında, bu tür kurumsallaşmış bir üstünlük pozisyonunu işgal edebilir. Cinsiyete dayalı iş bölümü, üretim araçlarına ve denetim olanağına sahip olmaya ilişkin ayrımcı hakkın nasıl ortaya çıktığını açıklamaya yardımcı olabilir ve böylece erkek egemenliğinin kökenini, nasıl sürdürüldüğünü ve değiştiğini de açıklamaya yardımcı olabilir.[26]

Kadınların durumu ve ezilmişliğinden kaynaklı biyolojik ve psikolojik unsurların elbette bir etkisi var. Örneğin, çoğu toplumda cinsiyete dayalı iş bölümünü şart koşan birçok faktörden biri, kadınların biyolojik üreme işlevidir. Dahası, cinsiyete dayalı iş bölümünün herhangi bir açıklaması, cinsiyetlerin olduğunu, yani sosyo-kültürel bölünmenin ve insanların biyolojik cinsiyetlerine göre sınıflandırıldığını varsayar. Herhangi bir cinsiyete dayalı iş bölümü cinsiyet tanımlamasını ve sembolik bir detaylandırılmayı gerektirdiğinden, biraz cinsiyet açıklamasına ihtiyacımız var. Bence böyle bir açıklama psikolojik olmalı. Şimdiye kadar cinsiyet ayrımcılığının kökenleri, sembolik ve ideolojik önemi ve sonuçlarına dair elde ettiğimiz en iyi açıklama, Dorothy Dinnerstein’ın The Mermaid and the Minotaur ve Nancy Chodorow’un Anneliğin Yeniden Üretimi gibi çalışmalarda Freudcu bakış açısının feminist olarak sahiplenilmesidir. Bu tür çalışmalar, bildiğimiz gibi kadınların küçük çocuklarla ilişkilerinin cinsiyet ayrımcılığının gelişimini belirlediğini ve kadınların neden çoğu kültürel ideolojide “öteki” olarak görüldüğünü açıkladı.[27]Bununla birlikte cinsiyet kimliğinin kökenleri ve sembolik yapısının bu tür biyolojik açıklamalarını, erkeklerin kadınlar üzerindeki toplumsal gücü ve göreceli ayrıcalıklı konumlarının açıklamalarıyla karıştırmamak gerekir… Bu farklı açıklamalar birbirlerini güçlendirebilirken, aynı zamanda farklı analiz düzeylerine aittirler. Hartmann’ın kendisi patriyarkanın temeli, belki de cinsiyetin bile temeli olarak cinsiyete dayalı iş bölümünü ele alıyor gibi görünüyor.

Bütün bilinen toplumlarda geçerli toplumsal bir icat olan cinsiyete dayalı katı iş bölümü, çok ayrı iki toplumsal cinsiyet ile erkeklerin ve kadınların ekonomik nedenlerle bir araya gelmeleri ihtiyacını doğurur. (…) Cinsiyete dayalı iş bölümü aynı zamanda, erkekler ve kadınların yaşamda farklı deneyimlere sahip oldukları cinsel alt kültürlerin de temelidir; bu iş bölümü, (toplumumuzda) yalnızca ev işi yapmamakla ve istihdamda daha iyi yere sahip olmakla değil, fakat aynı zamanda psikolojik olarak da yürütülen erkek iktidarının maddi temelidir. (Hartmann, s.16)

Cinsiyete dayalı iş bölümü analizleri, emeğin toplumsal ilişkilerini cinsiyete özgü terimlerle maddeci analize tabi tutmamızı mümkün kılarken, genel olarak tüm kadınların ya da belli bir toplumdaki tüm kadınların ortak ve birleşik koşullara sahip olduğunu varsaymamızı da gerektirmez. Bunun, böyle bir analizin başlıca iyi yönlerinden biri olduğuna inanıyorum. İkili sistem kuramı, kadınlara yönelik baskının altında yatan ayrı bir sistemi öne sürdüğü için, tarihsel konumumuz veya durumumuz ne olursa olsun, kadınlar olarak aynı durumda olduğumuzu iddia etme eğilimindedir. Buna rağmen, cinsiyete dayalı iş bölümü analizi, cinsiyete özgü durumlara ve kadınların ezilmişliğine bu yanlış belirlemeyi de önleyebilir. Cinsiyete dayalı iş bölümü analizi, emek ve bölüşüm ilişkilerinin cinsiyet yapılanmasındaki göze çarpan yönlerini öne çıkarır ve belirli bir toplumdaki belirli görev ve işlevlerin her zaman veya genellikle tek bir cinsiyet tarafından gerçekleştirildiğini anlatır. Bu, onu o cinsiyetin tüm üyelerinin ortak durumuyla ilgili herhangi bir iddiaya bağlamaz. Bazı toplumlarda her kadın bazı görevleri yerine getirmek zorundadır, ancak çoğu toplumda cinsiyete özgü olsa bile kadınların görevleri ve pozisyonları değişir.

Cinsiyete dayalı iş bölümü analizi, açıklamalarında kadınların belirli farklılıklarını hesaba katmakla kalmaz, aynı zamanda bu tür farklılıkları ikili sistem kuramından daha iyi açıklayabilir. Özellikle, bir toplumda kadınların ikincil konuma itilmelerinin şekli veya seviyesindeki farklılıkları açıklamak, kadınların bir toplumda somut olarak yaptıklarına atıf yapmayı gerektirir. Örneğin, kadınların silah ve savaşa erişimi olduğunda, bunların erkeklerin tekelinde olduğu zamana göre erkeklerle daha eşit bir konumda olma eğilimleri şaşırtıcı değil.[28] Dahası, cinsiyete dayalı iş bölümü analizi, neden birkaç toplumda -örneğin İrokualar- kadınların ikincil bir pozisyonda görünmediklerini açıklamakta faydalı olabilir.[29]

Cinsiyete dayalı iş bölümü olgusuna merkezi bir yer verirken, onun belirli bir toplumda kadınların durumunun tüm yönlerini açıklayabileceğini iddia etmiyorum. Sadece, kadınların durumuna ilişkin belirli bir olguyu anlatırken veya açıklarken, kişinin cinsiyete dayalı iş bölümüyle olan ilişkisini ifade etmesi gerektiğini söylüyorum. Cinsiyete dayalı iş bölümünün, her zaman kadınların durumunun bazı yönlerinin açıklanmasından ayrı olması -ama neredeyse hiçbir zaman tek parçası olmaması- gerektiğini düşünüyorum.[30]

Feminist bir tarihsel materyalizm için cinsiyete dayalı iş bölümü analizini önerirken, aynı zamanda bir bütün olarak toplumsal formasyonun ekonomik yapısını ve tahakküm ilişkilerini anlamanın, cinsiyete dayalı iş bölümünün yapısına dikkat etmeyi gerektirdiğini iddia ediyorum. Bu kategori aracılığıyla sosyalist feministler, bir yandan sınıf, tahakküm, üretim ve bölüşüm ilişkilerini, diğer yandan da kadınların ezilmesini aynı sosyo-ekonomik sistemin yönleri olarak görebilirler. Bu şekilde tüm Marksistlerden kadınların durumunu ve üzerlerindeki baskıyı toplumsal formasyon analizlerinin ayrılmaz bir parçası olarak görmelerini talep edebiliriz.

Bu bölümdeki maddelerin temel amacı, bir toplumdaki toplumsal üretim ilişkilerinin açıklamasında cinsiyet ayrımını önemli bir unsur olarak gören feminist materyalist bir kuram için bazı perspektifler önermektir. Kapitalist sistemin anlaşılmasında kadınların konumunu çok önemli gören bir teoriye duyulan ihtiyaç şimdiye kadar net olmalı. Aşağıdaki bölümde, kapitalizmde kadınların durumuna ilişkin böyle bir teoriye karşılık gelebilecek tarihsel bir açıklama yapacağım.

Cinsiyet ayrımı ve kapitalist patriyarka

Herhangi bir tarihsel açıklama, belirli bir teorik çerçeve içinde yorumlanan yeniden yapılanmadır. Bu, diğer tarih alanları kadar kadın tarihi için de geçerlidir. Kişinin teorik yaklaşımı, tarihsel yorumlama şeklini zaten etkilediği için, bu yorum teoriyi doğrulayamaz veya onaylayamaz. Hartmann, aile ücretinin kapitalizm tarihindeki rolüne ilişkin açıklamasını, patriyarkanın kapitalizmle birlikte kapitalizmle çelişen bağımsız bir yapı olarak var olduğu iddiasını destekleyen ampirik kanıtlarmış gibi ortaya koyuyor. Ama onun açıklaması aslında ikili sistem kuramına dayanıyor.

Hartmann, makalesinin yanı sıra “Kapitalizm, Ataerkillik ve Cinsiyete Göre İş Ayrımı”[31] başlıklı tezinde de modern çağda kadınların üzerindeki baskının karmaşık ve yaygın olduğuna dair bize tartışılmaz kanıtlar sundu. Tarihsel anlatımlarında, kadınların kapitalizmde emek sürecindeki ve bir bütün olarak ekonomideki rolüne dair yapıların ve değişimlerin somut açıklamalarını bize vererek Marksist feminizmi bir adım ileriye taşıdı. Bu çalışmadan sonra, hiç kimse kapitalizmde kadınların ezilmediğini, yalnızca bir yan etkinin söz konusu olduğunu ya da ezilmişliğin artık ortadan kalktığını iddia edemez. Sorun, kapitalist toplumda kadınların cinsiyete dayalı ezilmişliklerinin söz konusu olup olmadığı değil, kadınlar bu özgül ezilmişliğini nasıl yorumlamamız gerektiğidir. Hartmann ve diğerleri, kapitalist toplumda kadınların ezilmişliğinin temelinin kapitalizmin yapısında ve dinamiklerinde değil, patriyarkanın bağımsız bir dizi yapısında dinamiklerinde olduğunu iddia ediyor. Diğerleri, Ehrenreich’ın İngilizce’deki adıyla “For Her Own Good” kitabındaki gibi, kapitalizmde kadınların özel durumunun, meta ekonomisinin yapısı ve burjuva ideolojisinin ihtiyaçlarının karşılığı olduğunu iddia ediyor.[32]Konu, kapitalizmde patriyarkanın ayrı bir sistem olarak mı yoksa kapitalizmin kendi iç yapısının bir parçası olarak mı anlaşılması gerekire dönüşüyor.

Hartmann, kapitalist toplumda kadına yönelik baskıya ilişkin anlattıklarında, kapitalist yapının modelini ve dinamiğini cinsiyet körü olarak varsayar. Ona göre, kapitalizmin mantığında hiçbir şey, işçiler arasında cinsiyet (veya ırk) gibi atfedilen özellikler doğrultusunda farklılaşmayı gerektirmez. Gerçekten de Hartmann, kapitalizmin doğası hakkında liberal ve Marksist teorisyenlerin benzer şekilde benimsediği bir görüşü paylaşıyor: Kapitalizmin içsel eğilimi iş gücünü homojenleştirmek, cinsiyet, ırk, etnik köken vb. temelinde atfedilen statülerin önemini azaltmak. On beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyıla kadar kapitalizmin gelişmesinin kadınlar üzerindeki erkek egemenliğini baltaladığını ve kadınları erkeklerden bağımsız ve erkeklerle eşit konuma getirmekle tehdit ettiğini iddia ediyor. “Saf kapitalizmin teorik eğilimi, emekçiler arasındaki tüm keyfi statü farklılıklarını ortadan kaldırarak, tüm işçileri piyasada eşit hale getirmek olurdu.”[33] Kapitalizmin iç dinamiğinin bu tür bir homojenleşme eğiliminde olduğu göz önüne alındığında, yalnızca ayrı bir patriyarkal sistem işleyişinin kadınlar üzerinde devam eden tahakkümü ve kadınların eşitsiz konumunu açıklayabileceğini iddia ediyor.

Cinsiyet körü kapitalizm kabulünden vazgeçmenin, kapitalist toplumda kadının statüsünün tarihine daha açık bir şekilde yaklaşılmasına izin verdiğine inanıyorum. Kapitalizmin bizzat kendisinin cinsiyete göre nasıl yapılandırıldığını soran bir cinsiyete dayalı iş bölümü analizi, kapitalizmin yapısının ve dinamiğinin bir işlevi olarak kapitalizmde kadınların durumunu açıklayabilir. Benim tezim, kadınların marjinalleştirilmesi ve dolayısıyla ikincil bir iş gücü olarak işlev görmesinin kapitalizmin zorunlu ve temel bir özelliği olduğudur.

Heleieth Saffioti, Women in Class Society adlı kitabında, kadın emeğinin dışlanmasının kapitalizm için gerekli olduğunu ve kapitalizmde kadınların durumunu anlamanın anahtarı olduğunu savunuyor. Kapitalizm doğası gereği potansiyel olarak üretken insanların hepsinin istihdam edilmemesini zorunlu kılan ve aynı zamanda istihdam edilen nüfus oranında dalgalanma gerektiren ilk ekonomik sistem olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle, sistemin varlığı için birincil işçilerin çekirdeğini dışlanmış ve ikincil işçilerden ayırmak için bazı kriterlerin bulunduğunu ileri sürüyor. Patriyarkal ideolojinin önceden var olması, kadınların küçük çocuklara yakın olma zorunluluğuyla birleştiğinde, cinsiyete dayalı iş gücünün bölünmesi için en doğal özellik haline getirildi.[34] Kapitalizm, toplumda ırk ve etnisite mevcut olduğunda bu kriterleri de kullanır, ancak cinsiyet ayrımı her zaman en açık ve kalıcı olanıdır; çünkü kadınların “asimile” olma olasılığı düşüktür.

Hartmann, kapitalizme boyun eğmemizin kaynağının kapitalist sistemle etkileşime giren ayrı bir toplumsal ilişkiler sisteminden kaynaklandığının kanıtı olarak, kadınların toplumda ikincilleştirilmesinin kapitalizmden önce de var olduğu tartışılmaz gerçeğini aktarır.[35] Yine de bu sonuca varmamıza gerek yok. Bir Marksist, kapitalizmden önce sınıflı toplumun olmasının, tüm sınıflı toplumların kapitalist sistemden bağımsız ortak bir yapıya sahip olduğunu gösterdiğini iddia etmez. Sınıflı toplumlar sistematik bir tarihsel dönüşüm geçirir. Onu diğer toplumsal ilişkilerdeki değişiklikler yüzünden esasen aynı olarak gören tarih dışı erkek egemen bakış açısının zayıflığına daha önce işaret edilmişti. Hartmann’a kadınların ezilmişliğinin biçim ve karakterinin köklü bir tarihsel dönüşüme uğradığı konusunda katılıyorsak, o zaman kapitalizm öncesi patriyarkanın varlığının, artık kapitalist toplumlardaki patriyarkanın kapitalist sistemin kendisinden bağımsız bir toplumsal ilişkiler yapısında temeli olduğuna dair bir kanıt olarak sayılmasına da gerek kalmıyor.

Kapitalizm öncesi toplumlarda kadınlar hiçbir şekilde erkeklerle toplumsal olarak eşit değilken, tüm kanıtlar durumumuzun kapitalizmin gelişmesiyle kötüleştiği sonucuna işaret ediyor. Kapitalizm öncesi toplumda kadınlar bir dizi önemli beceriye yön veriyordu ve bu nedenle emekleri ve bilgileri aile, hane ve köy için vazgeçilmezdi. On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda pek çok loncada kadınlar erkeklerle eşit şartlarda yer alıyordu ve hatta bazılarını yönetiyordu. Kadınlar sanayi ve ticaretle uğraşıyordu. Kapitalizm öncesi kültür, evliliği ekonomik bir ortaklık olarak algılıyordu; erkekler kadınları “desteklemeyi” beklemiyorlardı. Yasalar, kadınların kendi isimleriyle sözleşme yapmalarına ve evlilikte bile kendi mallarını ellerinde tutmalarına izin vererek bu görece eşitliği yansıtıyordu.[36]

On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde kadınların ekonomik bağımsızlığı neredeyse tamamen baltalanmıştı ve yasal hakları yoktu. Kapitalizm, tarihinde ilk defa kadınları ekonomik faaliyetin sınırlarına itmişti. Kadın emeğinin kapitalizm tarafından dışlanması, hiçbir zaman kadın emeğinin toplumsallaştırılmış ekonomiden tamamen uzaklaştırıldığı anlamına gelmedi. Örneğin 1866 yılında Fransa’da kadınlar toplam sanayi iş gücünün yüzde 30’unu oluşturuyordu.[37] Daha doğrusu kadınlar, ucuz emek rezervi olarak hizmet veren ikincil bir iş gücü olarak tanımlandı.

Kapitalizmin tarihi boyunca kadınlar, Marx’ın yedek işgücü ordusu olarak tanımladığı klasik işlere hizmet etmişlerdir.[38] Halihazırda istihdam edilenleri yerinden etmeden yeni üretim alanlarına çekilebilecek bir işçi havuzu ve tüm işçilerin hem ücretlerini hem de mücadele etme isteğini düşük tutmak için kullanılabilecek bir havuz olarak hizmet ettiler. Kapitalizm tarihinde yeni ve genişleyen endüstrilerde çok sayıda yeni işçiye ihtiyaç duyulduğunda, ihtiyacı karşılayanlar çoğu kez kadınlardı. Örneğin, New England’daki ilk tekstil fabrikaları, matbaacıların yaptığı gibi kadınları bilfiil işe aldı.[39] Günümüzde “kadın işi” olarak kabul edilen mesleklerin çoğu, on dokuzuncu yüzyılda çok sayıda açılan ve görece kalifiye işçi gerektiren istihdam alanlarıydı. Bu, örneğin hemşirelik için olduğu kadar satış işleri, telefon çalışanları ve büro çalışanları için de geçerli.[40]

İşverenler, ücretleri düşük tutmak ve işçilerin uysal kalmalarını sürdürebilmek için her zaman işçiler arasındaki bölünmeleri abartma eğiliminde olmuşlardır. Kadınlar bu tür amaçlar için mütemadiyen kullanılmıştır. Kapitalizmin tarihi boyunca kadınlar, hazır bir grev kırıcı havuzu olarak hizmet ettiler. Sanayileşme tarihinde kapitalistler, üretimi makineleştirme sürecinde sürekli olarak erkekleri kadın ve çocuklarla değiştirdiler. Erkeklerin iradesi ve beklentileri azaldıktan sonra onları tekrar işe aldılar, kadınları ve çocukları ise uzaklaştırdılar.[41]Buna benzer bir örüntü 1930’ların buhranı sırasında da işlemiş görünüyor. İşverenler, erkeklerin ücret beklentileri düşene kadar yüksek ücretli erkekleri daha düşük ücretli kadınlarla değiştirdiler, bu noktada işverenler bir kez daha kadınları erkeklerin yerine koydu.[42]Günümüz işgücünün cinsiyet ayrımcılığına dair literatür genellikle cinsiyete dayalı işlerin yirminci yüzyıl açısından yeni olduğunu öne sürüyor. Bununla birlikte kapitalizmin tarihine yakından bakıldığında, karma işlerin nadir olduğu ortaya çıkacaktır. Üstelik, kadınların belirli zamanlarda hâkim olduğu işler, benzer becerilere sahip erkek işlerine göre genellikle daha az ücret ve prestij kazanmıştır.[43] Böylece kadınlar her zaman ikincil bir işgücü olarak hizmet etmişlerdir.

Önceden var olan patriyarkal ideoloji ve kadın emeğinin haneye yakın geleneksel konumu, başlangıçta kadın emeğinin dışlanmasını ve ikincil konuma itilmesini mümkün kıldı. Buna ek olarak, burjuva ideolojisi büyük ölçüde yayıldı ve romantikleştirildi, aynı zamanda kadınların ev içi bir alanla ilişkisinin artmasını ve ev dışındaki işle ilişkisinin ayrılmasını önemsizleştirdi. Kadını çalışamaz olarak tanımlayan “kadınlık” ideolojisi, zaten çalışmaya başlamış olan kadınların dışlanması sürecinin bir sonucu ve gerekçesi olarak ortaya çıktı. Nedense on dokuzuncu yüzyıla kadar görülmeyen bir biçimde, kadınların gerçek mesleğinin annelik olduğunu, ağır işlerde çalışamayacak kadar narin olduğunu, kadınlara uygun işin ailesi için bir çatı ve rahat bir ortam yaratmak ve onları beslemek olduğunu iddia eden bilimsel incelemeler ortaya çıktı.[44]

Kapitalistler, kadınlara verilen düşük maaşları ve vazgeçilmezlik iddialarını meşrulaştırmak ve kadınları örgütlenmekten alıkoymak için ev içi kadınlığı ideolojisini aktif olarak desteklediler ve desteklemeye devam ediyorlar.[45] Yalnızca burjuva ya da küçük burjuva kadınlar kadınlık ideolojisine karşılık gelen bir hayat yaşayabildiğinden, bu ideoloji işçi sınıfının sınıf atlama arzularında etkili bir güç olarak hareket etti. Kadınlar kadınlık imajını içselleştirdiler ve hem erkekler hem de kadınlar “çalışmayan” eşi bir statünün işareti olarak kabul ettiler. Burada, işçi sınıfı arasında ücretli işçi olmayan bir eşin, küçük meta üretimi yoluyla gelir elde etmek veya satın almayı daha az gerekli kılacak yiyecek ve giyecek üretmek için serbest bırakıldığına dikkat edilmelidir.

Erkek işçiler, Hartmann’ın tartıştığı aile ücreti mücadelesinde ve hemen hemen aynı dönemde meydana gelen kadın ve çocuklar için koruyucu haklar mücadelesinde cinsiyetçi motivasyonlara sahipti ve cinsiyetçi argümanlar kullandılar. Kapitalizmin o zamana kadarki tarihi göz önüne alındığında, bu yönlendirmeler ve argümanlar, kadınlara dışlayıcı ve ikincil bir konum veren kapitalist cinsiyete dayalı iş bölümünün bir etkisi ve sağlamlaşması olarak görülebilir. Yani erkek işçilerin cinsiyetçiliği, kapitalizmden bağımsız bir toplumsal ilişkiler sistemine başvurmaksızın kapitalist sistemin esasen erkek egemen karakterini görerek açıklanabilir. Bunu, kapitalizmin kadın emeğini dışlayarak erkeklere belirli bir ayrıcalık ve statü veren, tarihsel olarak belirli bir biçim ve yapıya sahip olan cinsiyete dayalı iş bölümünün nasıl ekonomik bir sistem olduğunu görerek açıklayabiliriz.

Kapitalizm, çoğu ikili sistem kuramcısının öne sürdüğü gibi, sadece cinsiyet hiyerarşisini kullanmaz veya ona uyum sağlamaz. En başından beri erkekleri birincil ve kadınları ikincil olarak tanımlayan cinsiyet hiyerarşisi üzerine kurulmuştur. Kapitalizm altında kadın ezilmişliğinin kendine özgü biçimleri, doğası gereği esastır.[46]Bu elbette, cinsiyet hiyerarşisinin kapitalizmden önce var olmadığı anlamına gelmez; kapitalizmde cinsiyete dayalı iş bölümünün gelişiminin, cinsiyetçi ideolojinin ve feodal toplumlardaki cinsiyete dayalı iş bölümünün varlığına bağlı olmadığı anlamına da gelmez. Kapitalizmin diğer pek çok yönü feodal toplum dolayısıyla gelişti, ancak belirli bir noktada bu gelişmeler özellikle yeni bir biçim aldı.

Kadın emeğinin dışlanmadığı bir kapitalist toplum örneği bulabilirsek, onu kapitalizmin yapısının dışında bir özellik olarak görme hakkına sahip olabiliriz. Ancak böyle bir örnek bulamıyoruz. Ester Boserup’un “Women’s Role in Economic Development” adlı kitabında, kapitalist ve “modern” endüstriyel yöntemlerin devreye girmesiyle birlikte üçüncü dünya ekonomilerinde kadınların durumunun daha da kötüye gideceği ayrıntılı olarak belgelenmiş. Kapitalizm, ekonominin merkezinde kadın işinin olduğu bir topluma girdiğinde bile, kadın emeğinin dışlanmasına etki etme eğilimindedir.[47] Kapitalist ekonomide kadınların dışlanması gerektiğini iddia ederken, kadınların dışlanmasının gerçekleşmediği bir kapitalizmi mantıksal olarak tasavvur edemeyeceğimizi söylemiyorum. Daha ziyade, başlangıçta bir cinsiyet ayrımı ve önceden var olan cinsiyetçi bir ideoloji göz önüne alındığında, kadınların ikincil bir işgücü olarak işlev gördüğü patriyarkal bir kapitalizmin tek tarihsel olasılık olduğunu iddia ediyorum.

Nesnel sonuçlar

Bir kuram tutarlılık, istikrar, sadelik, açıklama gücü vb. standartlarına göre değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, saydıklarıma ek olarak toplumsal bir kuram, pratik uygulamalarına göre de değerlendirilmelidir. Siyasi bir hareketin parçası olması amaçlanan bir kuram, o hareketin hedeflerini ne kadar ilerletebileceğine göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle, bu sonuç bölümünde, ikili sistem kuramının, yalnızca Marksizm’le evli olmaktan çok, gözden geçirilmiş bir Marksizm’in ayrılmaz bir parçası olan feminist materyalist bir teoriye duyulan ihtiyacı daha da ileri götüren bazı istenmeyen pratik uygulamalara sahip olduğunu ileri sürüyorum.

İkili sistem kuramı, başlangıçta belirli bir somut neden için geliştirildi. Sol, erkek egemendi, bariz bir şekilde cinsiyetçiydi ve feminist kaygıları sadece burjuva fikirler olarak görmezden gelmişti. Öfkeli ve canına tak eden sosyalist kadınlar, kadın gruplarını oluşturmaya ve solun problemlerini düzeltmek, feminist pratiği ve teoriyi geliştirmek için bağımsız bir kadın hareketine ihtiyaç olduğunu tartışmaya başladı. İkili sistem kuramı, bağımsız bir kadın hareketi için bu argümanın bir unsuru olarak kısmen ortaya çıktı. Kapitalizm ve patriyarkanın, sınıfçılık ve cinsiyetçiliğin, bunların her birinin farklı toplumsal sistemlerde bir kaynağı varsa, o zaman karma soldan bağımsız bir kadın hareketinin gerekliliği mantıklı gelir.

Genelde feministlerin dile getirdiği tüm bu somut nedenlerden ötürü, bağımsız bir kadın hareketinin bugün hem kadınlar hem de sol için kesinlikle gerekli olduğuna olan inancımı açıkça belirtmeme izin verin. Kadınlar, erkekler dışında birbirleriyle olumlu ilişkiler geliştirecek bir alana sahip olmalıdır. Erkek egemenliğinin veya paternalizmin olmadığı destekleyici bir ortamda kendimizi örgütleme, karar verme, konuşma ve yazma becerilerimizi geliştirmeyi en iyi şekilde öğrenebiliriz. Bağımsız bir kadın hareketi, cinsiyetçiliğe karşı mücadelenin gerekliliğini gören ancak bu mücadeleyi sosyalizm mücadelesiyle bütünleştirme gerekliliğini henüz görmemiş olan kadınlara en iyi şekilde ulaşabilir. Ve bunun gibi şeyler…

Bağımsız bir kadın hareketinin şüphe götürmez pratik gerekliliği, yine de ikili sistem kuramına olan ihtiyacı göstermez. Erkeklerin ve kadınların kapitalist patriyarkal cinsiyete dayalı iş bölümü içindeki farklı konumları, kendi becerilerimizi geliştirebilecek, kendi kararlarımızı verebilecek ve erkeklere ve onların cinsiyetçiliğine karşı mücadele edebilecek bir konumda olabilmemiz için kadınların ayrı örgütlenmeleri gibi stratejik bir zorunluluk yaratıyor. Pek çok sosyalist feministin çıkardığı bu zorunluluktan, yani bunların iki ayrı sisteme karşı iki ayrı mücadele olduğu sonucuna varılmasına gerek yok.

Kapitalizme karşı mücadeleden farklı olarak, patriyarkaya karşı mücadelenin pratik düzeyde ne anlama geldiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Örneğin, kadınların üreme hakları meseleleri tartışmasız kadın kurtuluş mücadelesinin ön saflarında yer almaktadır. Kapitalizme karşı mücadeleden farklı olarak, özellikle patriyarkaya karşı mücadeleyi içeren herhangi bir sorunlar toplamı seçilebilirse, bunun bu olacağını düşünebilirsiniz. Yine de gerçek mücadele, içinde yaşadığımız birleşik ve kuvvetli kapitalist patriyarkaya karşı olmuştur ve olmalıdır. Yüksek mahkemenin Hyde Amendment (ç.n- ABD’de, kadının hayati tehlikesi yok ise veya hamilelik ensest veya tecavüz sonucu gerçekleşmediyse federal fonların kürtaj ödemesi için kullanılmasını yasaklayan yasal bir hüküm) konusundaki son kararının ışığında, yoksulların ve üçüncü dünya kadınlarının üreme haklarının diğer kadınlardan daha ciddi biçimde tehdit altında olduğunu her zamankinden daha fazla biliyoruz. Bunu görmemek, geçmişte kadın hareketinin ciddi bir başarısızlığı oldu. Kadınlar üreme özgürlüğü meselelerini gündeme getirirken, kapitalist patriyarkal sağlık sisteminin gerçekliğiyle yüzleşiyor. Dahası, mevcut üreme hakları mücadeleleri zorunlu olarak, şu anda mali bir krizin ortasında olan kapitalist patriyarkal devletin yapılarıyla yüzleşmeyi içeriyor. O halde, somut bir perspektiften bakıldığında, patriyarkal yapılara karşı mücadelenin bu en önemli yönlerini kapitalist yapılara karşı mücadeleden ayırmak mümkün değildir.

Cinsel istismara karşı feminist mücadeleyi, kapitalizme karşı mücadeleyi gerektirmeyen patriyarkal yapılara karşı bir mücadele olarak önerebiliriz. Bu mücadelede birkaç eylemin, tecavüz danışmanlığı veya “geceyi geri al” devriyeleri gibi, açıkça antikapitalist bir hamleye sahip olması gerekmez. Ancak örnek verecek olursak işyerinde cinsel taciz ve istismar gibi olaylar modern kapitalist üretim ilişkileri için gerekli olan hiyerarşi ve tabiiyet sisteminden ayrı ele alınamaz. Şu veya bu şekilde cinsel taciz, kadın işçilerle başa çıkmanın rutin bir yoludur ve birçok fabrika ve ofis ortamındaki üstün-ikincil ilişkinin ayrılmaz bir parçasıdır. Kadın bedeninin cinsel anlamda nesneleştirilmesi, kadın bedenini zevk, lüks ve rahatlık sembolleri olarak sürekli sömüren ve açığa çıkaran kapitalist satış hırsından kesinlikle ayrılamaz.[48]

Bana göre, erkek egemenliği ve kapitalizmin farklı politik mücadeleler gerektiren ayrı sistemler olduğu fikrini reddetmek için aciliyeti olan pratik nedenler var. Böyle bir yaklaşım, feminist politik eylemi anti-kapitalist sosyalist politik eylemin ötesinde görmeye devam ediyor. Bu yaklaşım, diğer sosyalistlerle doğrudan yüzleşme konusunda başarısız olurken, kendilerini sosyalist feminist olarak tanımlayanlara çifte yük getiriyor.

Feminizmin etkisinin bir sonucu olarak, birçok sosyalist kişi ve örgüt, kendi cinsiyetçi önyargılarını ve pratiklerini inceleme konusunda daha bilinçli hale geldi ve kadınları örgütleme ve kadınların sorunlarıyla ilgilenme ihtiyacının daha çok farkına vardı. Ancak sosyalistler genel olarak, kadınların ezilmesine karşı yürütülen mücadeleyi kapitalizme karşı mücadelenin merkezi bir yönü olarak görmezler. İkili sistem kuramı, kadınların ezilmesinin kapitalizm dışında başka bir sistemde odak noktası olduğu konusunda ısrar ederek buna teşvik eder. Sonuç olarak, sosyalist hareket içinde kadınların yaşadığı sorunlar ayrı tutuluyor, genellikle yalnızca kadınlar tarafından ele alınıyor ve karma sosyalist hareket bir bütün olarak kadınların ezilmesiyle ilgili konuları diğerleri kadar ciddiye almıyor.

Kapitalizmi esasen erkek egemen olarak gösteren kadınların kapitalizmde ezildiğini anlatan teori, feminist siyasi pratik ile kapitalist kurumları ve ilişkileri dönüştürme mücadelesi arasındaki ilişkiyi değiştirebilir. Kadınların ötekileştirilmesi ve ikincil bir iş gücü olmamız tarihsel olarak geliştiği için kapitalizmin merkezinde yer alıyorsa ve bugün hala varsa, o zaman kadınların ezilmesine ve bu toplumda ötekileştirilmemize karşı verdiğimiz mücadelemizin kendisi antikapitalisttir.

Barbara Ehrenreich, bir sosyalist feministi iki kat daha fazla toplantıya giden bir sosyalist olarak tanımlamıştır.[49] Mevcut sosyalist feminizm anlayışı, feminist pratiği sosyalist pratiğe ek olarak görme eğiliminde olduğundan, bu tanım tamamen dilden uzaktır. Biz bu evlilikte şu anda, evde ev işlerini yapmak zorunda olan bezmiş sekreterler gibiyiz.

Benim görüşüme göre, sosyalist feminist politikayı ayıran şey, feminist örgütlenmede ilkelere bağlılığın kendi içinde geçerli sosyalist politik bir çalışma olarak kabul edilmesi ve tüm sosyalist politik çalışmaların, en azından kadınların ezilmesine veya kadınların sosyalist bir hareketle ilişkisine yönelik çalışmaların, sonuçları hakkında açık soruların ortaya atıldığı ölçüde feminist bir boyuta sahip olması gerektiği. İkili sistem kuramı, sosyalist feminist politikanın anlamı hakkındaki bu iddiayı haklı çıkarmak için teorik bir temel sağlamaz. Yalnızca, kadınların ezilmesinin koşullarını, bu baskının esas unsur olduğu bir sistemde yer aldığını düşünen bir teori bu temeli verebilir.

İngilizce orijinalinden Cansu Akkılıç tarafından Umut Gazetesi için çevrilmiştir.

Iris Young, “Beyond the Unhappy Marriage: A Critique of Dual Systems Theory”, s. 43-69

Kaynak: Women and Revolution: A Discussion of the Unhappy Marriage of Marxism and Feminism (South End Press Political Controversies Series) Editör: Lydia Sargent, 1981


[1] İkili sistem kuramının diğer bazı analizleri için bkz. Linda Phelps, “Patriarchy and Capitalism,” Araştırma, Cilt. II, no. 2, 1975; Zillah Eisenstein, “Developing a Theory of Capitalist Patriarchy,”, Capitalist Patriarchy and the Case for Socialist Feminism (NEW York: Monchly Review Press, 1979), s. 5-40

[2] Juliet Mitchell, Psychoanalysis and Feminism (New York: Vintage Books, 1975), s.409

[3] age., s.406

[4] Bkz. Mina Davis Caufield, ”Universal Sex Oppression: A Critique from Marxist Anthropology,” no.10-11, 1977, s.60-77

[5] McDonough ve Harrison’ın, Mitchell’in “Patriarchy and Relations of Production,”eseri ile Kuhn and Wolpe’ın, Feminism and Materialism (London: Routeledge and Kegan Paul, 1978), s.12-25 çalışmalarının karşılaştırmalı eleştirisi

[6] Ann Ferguson, “Women as a New Revolutionary Class,” Editör: Pat Walker, Between Labor and Capital (Boston: South End Press, 1979), s. 279-312

[7] Bu temelde Mitchell’in ifade ettiği “Women’s Estate” (New York: Vintage Books, 1973); ayrıca bkz. Sheila Rowbotham, Women’s Consciousness, Man’s World (Middlesex: Penguin Books, 1973), s.61-63

[8] Bkz. Jane Flax, ”Do Feminists Need Marxism?” Araştırma, Cilt. III, no. 1, 1976, s.55

[9] Ferguson’un çekirdek aileyi ayrı bir üretim tarzı olarak tanımlamasında açık sorunlar var, ancak bunları analiz ederken bu makalede yer kaplamak istemiyorum. Birincisi, cinsel/duygusal üretim fikrine göre, herhangi bir maddi şey üretilmiyor gibi görünüyor; marksist anlamda herhangi bir maddi şey üretmeyen bir üretim tarzı kavramını kavramak zor. İkincisi, onun fikri, cinsel/duygusal üretim tarzının kapitalist üretim tarzından bir tür bağımsız olabileceğini anlatıyor. İçinde hiçbir maddi şey üretilmediği göz önüne alındığında, bu tür bir bağımsızlık geçerli değil.

[10] Bkz. Rosalind Petchesky, ”Dissolving the Hyphen: A Report on Marx­ist Feminist Groups 1-5,” Eisenstein, s.373-387

[11] Bkz. Eli Zaretsky, Capitalism, the Family and Personal Life (New York: Harper and Row, 1976); Ann Oakley, Women’s Work: The Housewife Past and Present (New York: Vintage Books, 1974); Roberta Hamilton, The Liberation of Women: A Study of Patriarchy and Capi­talism (London: George Allen and Unwin, 1978)

[12] Engels, bu analizlerin çoğunun başlangıç noktası olan Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’nde de aynı eğilimi gösterir. Emeği tüm tarihsel dönemler boyunca özel emek ve kamusal emek olarak ayırır.

[13] Batya Weinbaum and Amy Bridges, “The Other Side of the Paycheck: Monopoly Capital and the Structure of Consumption,” Eisenstein, s. 190-205

[14] Sınıflı toplumun temeli ve erkek egemen ailede devlet hakkında yakın zamanda çıkan teşvik edici ve ikna edici bir anlatım için bkz. Sherry B. Ortner, “The Virgin and the State,” Feminist Studies, Cilt. 4, no. 3, Ekim 1978, s. 19-36

[15] Karl Marx, Friedrich Engels, Alman İdeolojisi, editör: C.J. Arthur, (New York: International Publishers, 1970), s.43; s. 54

[16] age., s.65

[17] age., s.52

[18] age., s. 68. İşbölümü kavramının Marksist kuramda ve özellikle Alman İdeolojisi’ndeki anlamının daha eksiksiz açıklamaları için, Peter Berger, Marxism and Sociology, Andreas Hegedus, “The Division of Labor and the Social Structure of Socialism,” (New York: Appleton-Cenıury Crofcs, 1979), s. 128-145; ayrıca bkz. Bertell Ollman, Alienation (Cambridge: Cambridge University Press, 1971), 24. bölüm

[19] Bkz. Hegedus, age.

[20] Bkz. Raymond Williams, Marxism and Literature (Oxford University Press, 1977), s.75-95

[21] Bu makalenin önceki basımlarında, yaygın kullanıma uygun olarak bu kategoriyi “cinsel iş bölümü” olarak tanımlamıştım. Bununla birlikte, o zamandan beri, “cinsiyete dayalı iş bölümü”nün anlatılmak isteneni daha iyi yakaladığı sonucuna vardım, çünkü “[toplumsal] cinsiyet” kavramı aracılığıyla, biyolojik veya “doğal” bir bölünmeden ziyade, bölünmenin toplumsal anlamı üzerine odaklanmaktadır

[22] Antik Yunan toplumunda kadınların hane halkıyla ilişkisinin ekonomik ve politik sonuçları için bkz. Marilyn Arthur, “Liberated Women: The Classical Era”, Bridenthal ve Koonz, Becoming Visible (New York: Houghton Mifflin, 1977), s. 60-89; ayrıca bkz. Elise Boulding, The Underside of History (Boulder, Colorado: Westview Press, 1976), s. 257-263

[23] JoAnn McNamara ve Suzanne F. Wemple, “Sanctity and Power: The Dual Pursuit of Medieval Women,” Editör: Bridenthal ve Koonz, age.; ayrıca bkz. Elizabeth Janeway, Man’s World, Woman’s Place (New York: Dell Publishing Cornpany, 1971), s. 13-22

[24] Cinselliğin Diyalektiği’nde (New York: Bantam Books, 1970) Firestone, kadın ezilmişliğini materyalist bakış açısıyla anlatmaya çalışıyor. Onun anlatımıyla ilgili sorun, sınıfı cinsiyete göre açıklaması değil, tamamen psikolojik bir yerden görmesi.

[25] Boulding, age.

[26] Örneğin, bir toplumun anasoylu veya babasoylu olup olmadığının büyük ölçüde cinsiyete dayalı iş bölümüne bağlı olduğuna dair pek çok kanıt var. Bkz. Bette S. Denich, “Sex and Power in the Balkans”, Editör: Rosaldo ve Lamphere, Woman, Culture and Society (Stanford University Press, 1974)

[27] Nancy Chodorow, The Reproduction of Mothering (Berkeley: Berkeley University Press, 1978); Dorothy Dinnerstein, The Mermaid and the Minotaur (New York: Harper and Row, 1976)

[28] Boulding, age.

[29] Judith Brown’ın Irokua kadınlarının görece yüksek statülerine ilişkin anlatımlarının çoğu, onların üretimdeki rolüne ve bu rol sayesinde sahip oldukları kaynaklar üzerindeki denetimine bağlı. “Iroquois Women: An Ethnohistorical Note” kitabının Toward an Anthropology of Women bölümüne bakınız, Editör: Rayna Reiter, (New York: Monthly Review Press, 1976)

[30] Mary Ryan’ın “Womanhood in America from Colonial Times to the Present” adlı kitabı (New York: New Viewpoims, 1975) önerdiğim yaklaşımın uygulanmasına bir örnek olarak alınabilir. Anlatımında ve açıklamalarında her zaman kadınların hem ev içinde hem de ev dışında ekonomik durumuna ve emek faaliyetlerine atıfta bulunur. Ancak, hiçbir zaman durumun bütünlüğünü iş bölümü analizine indirgemiyor ve her zaman belirli başka unsurları da dahil ediyor.

[31] Heidi Hartmann, “Capitalism, Patriarchy and Job Segregation by Sex,” Editör: Eisenstein, age, s.206-247

[32] Barbara Ehrenreich ve Dierdre English, For Her Own Good (Garden City, N.Y.: Doubleday Anchor Press, 1978)

[33]Hartmann, age., s.207

[34]Heleith Saffioti, Women in Class Society (New York: Monthly Review Press, 1978), özellikle 12. bölüm

[35]Hartmann, age., s.209-211

[36]Ehrenreich ve English, age., s.6-9; Alice Clark, Working Life of Women in the 17th Century (New York: Harcourt, Brace, and How, 1920); Ann Oakley, Women’s Work, age., 2. Bölüm; Kathleen Case, ”The Cheshire Cat: Reconstructing the Experience of Medieval Women”, Editör: Berenice A. Carroll, Liberating Women’s History (Chicago: University of Illinois Press, 1976), s.224-249; Mary Ryan, age., s.19-82

[37]Saffioti, age., s.53

[38]Marx, Capital, Cilt I (New York: lnternational Publishers, 1967), s.631-639

[39]Elizabeth Faulkner Baker, Technology and Women’s Work (New York: Columbia University Press, 1964) 1. Bölüm

[40]Ayrıca bkz. Alice Kessler-Harris, “Women, Work and the Social Order,” Editör: Carroll, age., s.335

[41]Baker, Bölüm l: Kessler-Harris, “Stratifying by Sex: Understanding the History of Working Women,” Edwards, Reich, ve Gordon, Labor Market Segmentation (Lexington, MA: D.C. Heath and Company, 1975), s.217-242

[42]Jane Humphries, “Women: Scapegoats and Safety Valves in the Great Depression,” Review of Radical Political Economics içerisinde, Cilt 8, no.l, Bahar 1975, s.98-121

[43]Baker, age. ve Kessler-Harris, “Stratifying by Sex … ” ikisi de ABD’de on dokuzuncu yüzyılda cinsiyet ayrımının derecesini detaylandırıyor; Avrupa için karşılaştırılabilir bir açıklama için bkz. Teresa M. McBride, “The Long Road Home: Women’s Work and lndustrialization”, Bridenthal ve Koonz, age.

[44]Ehrenreich ve English, age.; Ryan, 3. bölüm; Ann D. Gordon and Mari Jo Buhle, “Sex and Class in Colonial and Nineteeth Century America,” Carroll, age.

[45]Kessler-Harris, “Women, Work and the Social Order,” s. 333-337

[46]Ann Foreman, kapitalizmde kadınlara biçilen belli ev içi emeğin, kapitalizme özgü bir emek biçimi olduğunu ileri sürer. Yani, kapitalizmin yarattığı tek emek biçimi ücretli emek değildir; aynı zamanda özelleştirilmiş ev içi emeği yaratır ve Foreman bunun kapitalist üretim tarzının ayrılmaz bir unsuru olduğunu savunur. Bkz. Femininity as Alienation (Londra: Pluto Press, 1977)

[47] Ester Boserup, Women’s Role in Economic Development (New York: St. Martin’s Press, 1970); ayrıca bkz. E.M. Chaney ve M. Schmink, “Women and Modernization: Access to Tools,” Nash ve Safa, Sex and Class in Latin America (New York: Praeger, 1976)

[48] Bkz. Ryan, age., s.251-304

[49] Working Papers in Socialist Feminism, New American Movement’tan temin edilebilir

Paylaşın