Eşber Kaya, Umut Yazıları

Çiftçi üretimden vazgeçerken – Eşber Kaya

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan “Adrese dayalı nüfus kayıt istatistikleri” köyden kente göçün devam ettiğini gösterdi. Verilere göre 2013’te 6 milyon 633 bin olan belde ve köy nüfusu 2019’da 6 milyon 3 bine, 2020’de ise ilk kez 6 milyonun da altına inerek 5 milyon 878 bine geriledi. Buna göre Türkiye nüfusunun yüzde 9 oranında arttığı 2013-2020 arasında köy nüfusu yüzde 11,4 azaldı. Türkiye’de 2019 yılında %92,8 olan il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2020 yılında %93 oldu. Diğer yandan belde ve köylerde yaşayanların oranı %7,2’den %7’ye düştü.

BirGün gazetesinden Ozan Gündoğdu’nun haberine göre, köylerin durumuna ilişkin en çarpıcı veri, köy nüfusunun azalmasıysa, en az onun kadar çarpıcı diğer gelişme de, göç edenlerin yaşı. Verilere göre yaşlı köy nüfusu artarken, gençler köyleri boşaltıyor. 65 yaşının üzerindeki köy nüfusu 2013’te 896 binken, 2020’de 1 milyon 49 bine çıkarak yüzde 17 oranında yükseldi. Buna karşılık 65 yaş altı köy nüfusu 2013’te 5 milyon 737 binken, 2020’de 4 milyon 828 bine geriledi. Üstelik nüfusun yaşı azaldıkça kentte yaşama isteği de artıyor. 2013’te 35 yaşın altında köy nüfusu 3 milyon 500 bin kişiyken, 2020’de 2 milyon 717 bin kişiye düşmüş durumda. Başka bir hesapla 2013 ile 2020 arasında köylerde yaşayan 35 yaş altındaki her 100 kişiden 22’si kente göç etti. (1)

Ancak bu verileri değerlendirirken hataya düşmemek için 6360 sayılı yasa ile ve öncesinde büyük şehir olarak tanımlanan illerde, köy tanımının kullanılmayıp mahalle tanımının kullanıldığını hatırlamakta fayda var. O yüzden TÜİK verilerini (2) bu şekliyle değerlendirmek gerekir. Daha doğru bir çıkarım yapabilmek adına tarımsal istihdam verilerinin bu verilerle birlikte ve belki de öncelikle değerlendirilmesi daha sağlıklı olacaktır.

AKP iktidarı boyunca yaşayarak gözlemlediğimiz, üretim yerine ithalatı önceleyen ve istihdamı yerelleştirmek yerine asgari ücretliler ordusu yaratmayı amaçlayan politikaların doğal bir sonucu olarak köylüler köylerinden vazgeçiyorlar. Yıllardan beri yaşamlarını sürdürdükleri köylerindeki tarlalarında bekçi konumuna getirilen köylü, tarım dışı sektörlerde ve güvencesiz şartlarda çalışmak zorunda bırakılıyor.

Daha önceki yazılarda da belirttiğim gibi, kendine rehber olarak neoliberal politikaları ve uluslararası tekellerin tarım sektörüne tahakkümünü alan AKP hükümetleri; adeta göz göre göre batmakta olan tarım gemisinde keman çalıyor. Sorunun özü ile ilgilenmeyi kendilerine zul gören AKP’li bakanların tek ilgilendiği konu ise çiftçinin cebindeki telefonun markası.

Tarımı kendine esir eden ve 80 darbesinden beri uygulanmakta olan neoliberal politikalar sebebi ile tarımdaki planlı üretim ve üreticinin kooperatifler ve KİT’ler eli ile piyasa belirleyici özelliği ortadan kaldırılmıştı. Kalan son tarımsal KİT’ler de AKP tarafından yağmaya kurban edildi. Bu hali ile sürdürülebilir olmaktan uzaklaşan tarım sektöründen çiftçinin kopuşu da yıldan yıla hızlandı.

Zaten Demirel zamanından beri tarımdan geçimini sürdüren kesimi %10’un altına indireceğiz söylemi de nihayet AKP döneminde gerçekleşmeye yüz tuttu. Tarımsal alandaki sektörel istihdam yıldan yıla azalırken, çok uluslu gıda tekellerinin sektördeki yükselişi de bu oranda arttı. TÜİK verilerine göre, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında tarımsal istihdamdaki kişilerin oranı %34,9 iken son açıklanan veri olan 2020 yılı Ekim ayı döneminde bu oran %17,6 olarak gerçekleşti. Bu gerçekleşme oranı 2019 yılının aynı dönemine göre bile %4,6’lık bir düşüşe işaret ediyor.

Tarımdaki ithalatçı yaklaşımlar, tarım arazilerinin ranta peşkeş çekilmesi, maden ve enerji üretim santrallerinin tarımsal üretim yapılan arazi ve köyleri yutması, insan eli ile yaratılmış iklim krizi, yüksek girdi maliyetleri, ürünün piyasada hak ettiği değere ulaşamaması ve sektörel olarak bir yok oluşa sürüklenmek istenen tarım politikalarının doğal bir sonucu olarak da kırsalda geçimini çiftçilikle sağlayan insanların geçim derdi ile şehre göçleri kaçınılmaz oluyor. Zaten taşımalı eğitim sebebi ile kapatılan köy okulları sebebi ile çocuğunu okutamayan, her ne kadar çalışırsa çalışsın kazancını banka ve hükümete tahvil eden çiftçi, köyden kente göçerek yeni varoşlar oluşturup, diğer sektörler için ucuz iş gücü haline dönüşüyor.

Genç nüfusun kırsaldan ve kendi tarlasından ayrılmasının en basit olumsuz sonucunu ise tarımsal faaliyetin deneyim aktarımına dayalı olduğunu göz önünde bulundurursak değerlendirebilmemiz mümkün olacaktır. Eskiden tarlasında ‘’bekçi’’ bile olsa bir şekilde tarımsal üretimin içerisinde olan insanlar artık tarladan ve üretimden tamamen uzaklaşmış olacaklarıdır. Kuşaktan kuşağa bilgi ve deneyim aktarımı olmadan tarımsal üretimin devamının zorlaşacağını söylemek abes olmaz.

Başta küçük üreticiler olmak üzere üretimden vaz geçen her çiftçinin sorunu, açlık ve kıtlık olarak bir toplumsal bir kriz haline dönüşecektir. Sorunların doğru tespiti temelinde bir araya gelmesi gerekenler artık sadece üretici ve tüketici örgütleri değil aynı zamanda tüm sendikalardır. Toplum sağlığı, sağlıklı gıda üretimi ve gıda güvencesinin önündeki en önemli engel olan AKP ve onun tarım politikaları ile baş edebilmek öncelikli hedef olarak belirlenmedikçe tarımın ve çiftçinin kurtuluşu mümkün olmayacaktır.

Paylaşın