Cenk Ağcabay, Gündem, Umut Yazıları

Covid-19 Bir Sağlık Sorunudur Martin Luther King’le Ne İlgisi Var Demeyin! – Cenk Ağcabay

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) uzmanlarından oluşan heyet Çin’deki incelemelerini tamamladı ve dün Çin sağlık uzmanları heyetiyle ortak bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında, WHO heyeti ve Çin heyeti virüsün kaynağı konusundaki incelemelerine dair çeşitli açıklamalar yaptı.

Yapılan açıklamalar, Batı kamuoyunda genel olarak hoşnutsuzlukla karşılandı. Hoşnutsuzluğun nedeni, WHO heyetinin yaptığı açıklamalarda yer alan kimi unsurlardı. WHO heyetine Başkanlık yapan İsviçreli bilim insanı Peter Ben Ermanek, Covid-19’a neden olan virüsün kaynağının hangi hayvan olduğunun tespit edilemediğini duyurdu.

Embarek, Covid-19’un aracı türler vasıtasıyla insanlara geçme olasılığının yüksek bir ihtimal olduğunu ancak bunun aydınlatılması için daha fazla spesifik çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Çinli bilim heyetinin başkanı Lian Wannian virüsün hayvandan insana geçmiş olma ihtimalinin yüksek olduğunu fakat hangi hayvan olduğunun henüz bilinmediğini belirtti.

Heyetlerin ortaklaştığı nokta, virüsün kaynağına dair yeterli verilere sahip olunmadığının saptanmasıydı. Batı kamuoyunu hoşnutsuz kılan ana unsur ise, Çinli bilim insanlarının bir süredir ileri sürdüğü bir tezin basın toplantısında WHO heyeti tarafından reddedilmemesi, tersine bu olasılığın araştırılması gerektiği yönünde vurgular yapılmasıydı.

Çinli bilim insanları bir süredir, virüsün Çin’e ithal edilen dondurulmuş gıdalarla dışarıdan gelmiş olma olasılığının bulunduğunu, yaptıkları çeşitli çalışmaların onları bu sonuca götürdüğünü bilimsel raporlarla ifade ediyordu. Embarek’te konuşmasında, Çin’de 2019 yılı aralık ayından önce virüsün bulunduğuna dair bir bulguya ulaşamadıklarını ve virüsün “dondurulmuş gıda ve ürün ticareti yoluyla bulaşmasının olasılıklar arasında olduğunu” dile getirdi.

WHO heyetinde yer alan Hollandalı Virolog Marion Koopmans konuşmasında, “gerçekten nerede olursa olsun erken dolaşımın kanıtlarını aramalıyız” diyerek Çinli bilim insanlarının tezinin araştırılması gerektiğine işaret etti. Bu kadarı dahi Batı kamuoyunu çileden çıkarmaya yetti.

New York Times gazetesi konuyla ilgili haberinde öfkeli bir tarzda, WHO heyetindeki bilim insanlarının “Çinli yetkilileri aşağılamak yerine övdüğünü”, bununla da kalmayıp, Çinli yetkililerin “çekişmeli yönler içeren anlatısının kritik bazı bölümlerini” desteklediğini belirtiyordu. NYT’ye göre, Batılı bilim çevreleri bu tezi kesinlikle reddetmişti. (China Scores a Public Relations Win After W.H.O. Mission to Wuhan, Feb)

Gazetenin işaret ettiği “kritik bazı bölümler”, virüsün “dondurulmuş gıda aracılığıyla” taşınması ve virüsün daha önce başka yerlerde var olması olasılıklarıydı. Batılı bilim çevreleri kesinlikle reddetmişti ama mesela İtalya’nın Ulusal Kanser Enstitüsü araştırmacıları virüsün İtalya’da Eylül 2019’da var olduğunu kurumun bilimsel dergisi Tumori Journal’da yayınladıkları vaka araştırmalarına dayanan bir makalede Kasım 2020’de göstermişlerdi. (Researchers find coronavirus was circulating in Italy earlier than thought, 16 Nov, swissinfo.ch)

WHO bu bilginin ortaya çıkmasının ardından yaptığı açıklamada, salgının ilk olarak Wuhan’da ortaya çıktığının rapor edildiğini belirtmiş, ancak “virüsün başka bir yerde sessizce dolaşmış olma ihtimali göz ardı edilemez” demişti. Yani, WHO heyetinin bağlı olduğu kurum zaten İtalyan bilim insanlarının bulguları nedeniyle bu olasılığı dikkate alıyordu. Kuşkusuz heyet üyeleri de bu bilgilere sahipti.

Bir grup İtalyan bilim insanı geçen Mart ayında yaptıkları bir açıklamada, salgının en sert vurduğu Lombardy bölgesinde 2019’un son çeyreğinde “ağır zatürre ve grip vakalarında olağandışı bir artış olduğunu” ve bunun koronavirüsün bölgede düşünülenden daha önce gezinmekte olduğu yönünde bir işaret olabileceğini dile getirmişti. Fransız bilim insanları da yaptıkları bazı araştırmalar sonucunda, virüsün Fransa’da bilinenden daha erken bir tarihte dolaşmakta olduğunu saptamışlardı.

New York Times’ın başvurduğu bazı Batılı bilim insanlarıysa, basın toplantısında “virüsün daha önce başka yerde dolaşması olasılığının” WHO heyeti tarafından kabul edilmesinin çok tehlikeli sonuçlar yaratacağını savunuyorlar.  Çin heyetiyle birlikte WHO heyetinin de dile getirdiği yaklaşımın, “dikkati diğer ülkelere kaydırmaya” neden olacağını ve “soruşturmanın odağını kaybetmesi” ile sonuçlanacağını belirtiyorlar. Çin’de ilk günlerde neler olduğunu bilmenin yeni bir pandemiden kaçınmak için zorunlu olduğunda ısrar edilmesi gerektiğini bildiriyorlar.

New York Times gazetesi, “dışarıdan kontrollere sert direniş gösteren Çin hükümetinin” heyetlerin düzenlediği basın toplantısında ifade edilen görüşlerle bir “halkla ilişkiler zaferi” elde ettiğini belirtti. Amerikan emperyalizminin etkili kurumlarından Council On Foreign Relations’ın Küresel Sağlık uzmanlarından Yanzhong Huang basın toplantısı için, “bu” dedi, “Çin’in kendi resmi anlatısı için aldığı en yetkili destektir”.

Huang WHO’nun Çin’e baskıyı sürdürmesi gerektiği kanısında, ona göre, bir ziyaret yeterli değil, çünkü “heyet tüm çalışmalarını Çin yetkililerinin oluşturduğu parametrelere bağlı olarak yaptı”. NYT Huang’la benzer vurgular yapıyor ve Batılı hükümetlerin ve bilim çevrelerinin heyetlerin yaptığı açıklamayı kuşkuyla karşıladığını, Çin hükümetine güvenmediğini tekrarlıyor.

 ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü konuyla ilgili açıklamasında, ABD hükümetinin WHO raporunu görmeden konuyla ilgili görüş bildirmeyeceğini, Çin hükümetinin heyete ne derece açık davrandığını ve heyetin elde ettiği bilgileri tam olarak öğrendikten sonra görüş oluşturacağını belirtti.

WHO heyeti Çin’e ulaştıktan sonra yaptığı basın toplantısında, Çin hükümetine sert sorular soracaklarını ve ciddi bir inceleme yapacaklarını ifade etmiş; araştırmalarını sürdürdükleri günlerde basın açıklamalarıyla, sosyal medya paylaşımlarıyla kendi faaliyetleri ve Çin yetkililerinin tutumu konusunda kamuoyuna geniş bilgi vermişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, WHO heyetinin yaptığı karşıt yöndeki tüm açıklamalara, heyetin sosyal medyada yayınladığı fotoğraf ve videolara rağmen, kendi açıklamasında, “açıkça, bundan sonra gelişecek pandemileri önlemek için bizim ihtiyaç duyduğumuz, tüm dünyanın ihtiyaç duyduğu açıklığı Çinliler şimdiye kadar göstermedi” dedi. 

Batı kamuoyundaki memnuniyetsizliğin kaynağı, haberde de özel olarak defalarca belirtildiği gibi, heyetin Çinli meslektaşlarıyla olan samimiyeti ve Çin’in “resmi anlatısı” olarak ifade edilen tezi reddetmemesidir.

Haberde görüşlerine yer verilen Georgetown Üniversitesi Bulaşıcı Hastalıklar uzmanı Daniel R. Lucey, “eğer” diyor, “heyet öze dair hiçbir şey ortaya çıkaramadıysa insanların bunları hepsi bir şovdu demesi riski doğar”. Yani Lucey, bizim uzmanlarımız da olsa, araştırmalarında eğer bizim istediğimiz sonuçlara ulaşamadılarsa, yaptıkları şovdur anlamındaki bu ifadelerle Batı kamuoyuna hakim olan memnuniyetsizliği çarpıcı bir tarzda dile getiriyor.

Batı kamuoyu ne WHO heyetinin, ne İtalyan, Fransız bilim insanlarının korona virüsün var oluşunun tarihine dair bulgularına güvenmiyor; kendi resmi korona anlatısını desteklemediği takdirde kendi bilim insanlarının sunduğu verileri görmezden gelmeyi tercih ediyor. Trump gitti Biden geldi ve ABD’de tüm kurumlar ve anlayışlar yerli yerinde duruyor. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, WHO raporunda bulunanların ve diğer bilgilerin ABD istihbarat çevreleri tarafından inceleneceğini ve bunlardan sonuçlar çıkarılacağını söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün bu açıklamalarına yanıt, WHO heyetinde yer alan İngiliz Uzman Peter Daszak’tan geldi. Daszak Twitter hesabından paylaştığı mesajda, ABD başkanı Biden’a “istihbarat çevresine çok fazla güvenmemesini” tavsiye etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın rahatsızlığının kaynağında yatan temel unsur, Çin’in ABD Büyükelçisi Cui Tiankai’nin geçtiğimiz günlerde ABD yönetimine, WHO heyetinin virüsün kaynağına ilişkin ABD’de araştırmalar yapması önerisinde bulunmasıdır. ABD yönetimi doğal olarak bu öneriyi hemen reddetti. Batılı “resmi korona anlatısı” açısından kabul edilemez olan bu öneriyi destekleyen kimi ögelerin WHO heyetinin açıklamalarında yer alması Batı kamuoyundaki hoşnutsuzluğun temelini oluşturuyor. WHO heyetinde yer alan Batılı bilim insanları yakında “Çin ajanı” ilan edilirse şaşırmamak gerekir. Bunun için ABD “istihbarat çevrelerinin” yapacağı incelemenin sonuçlarını beklemek gerekiyor.

Yeni Başkan Biden “istihbarat çevrelerine” güveniyle tanınıyor ve “istihbarat çevreleri” de ona çok güveniyor. Biden’a sarsılmaz bir güven duyan sadece istihbarat çevreleri değil. ABD silah tekelleri de Biden’a sarsılmaz bir güven duyuyor. Biden’ın Savunma Bakanı yardımcılığı görevini verdiği Kathleen Hicks Senato’da yaptığı konuşmada, “bakanlığının en önemli hedefinin nükleer silahların modernizasyonu projesini gerçekleştirmek” olacağını söyledi.

Yapılan bazı araştırmaları gündeme getiren Hicks, araştırmalara göre, Amerikan halkının büyük çoğunluğunun zenginliklerinin ve güvenliklerinin Amerikan sınırları ötesindeki olaylarla yakından bağlantılı olduğu inancına sahip olduğunu gösterdiğini belirtti. Böyle bir inancın gerektirdiği politikanın Amerika’nın askeri güçlerini ve faaliyetlerini sınırları ötesinde arttırması anlamına geldiği son derece açık.

Hicks, Amerika’nın emperyalist yönetici elitinin sık sık dile getirdiği bir anlayışı “araştırmalara” dayanarak yineliyor. Silah tekelleri, CİA, ordu yönetimi keyifle ellerini ovuşturuyor. Güvendikleri dağlara kar yağmadığını keyifle izliyorlar.

Melvin Goodman’ın belirttiği gibi, Martin Luther King Jr. Vietnam Savaşı’na muhalefet ederken, Amerika’nın dünya hakimiyeti için başkalarıyla savaşmaya değil, “küresel yoksulluk ve adaletsizlikle savaşmaya” ihtiyacı olduğunu dile getiriyordu. Onun adını taşıyan hastane Los Angeles’ın en yoksullarının daha çok Latin’lerin yaşadığı bölgesinde bulunuyor. (Dying of Covid in a ‘Separate and Unequal’ L.A. Hospital, Feb 8)

King’in ismini taşıyan hastane aynı zamanda Los Angeles’ın Covid’den en yüksek ölüm oranına sahip olan hastanesiymiş. Hastanenin yöneticisi Dr. Elaine Batchlor, “Biz düşük gelirli topluluklara ayrı ve eşitsiz bir hastane sistemi ve ayrı ve eşitsiz bir yatırım sistemi yarattık. Şimdi Covid’le bunun orantısız sonuçlarını yaşıyoruz” diyor. Hastanesindeki personel, tıbbi cihaz, ilaç eksikliklerine vurgu yapıyor. Los Angeles’taki bazı büyük hastanelerin ölüm oranlarıyla bu örnek karşılaştırıldığında ortaya çıkan büyük fark hakkında konuşan bazı sağlık çalışanları, “Amerikan rüyası” hakkında önemli açıklıklar sunuyorlar. 

Bazı hastalarını Los Angeles’ın en yüksek ölüm oranına sahip hastanesinden kaynakları güçlü, salgından daha az etkilenen büyük hastanelere taşımaya ve kurtarmaya çalışan Dr. Prasso, “Bunu başaramadık. Hiç kimse onların sigortasını kabul etmedi” diyor. Yani yeterli sağlık sigortasına sahip olmayan yoksul emekçiler tedavi şansına sahip olmasına rağmen ölüme terk edilmiş.  

Hastaların taşınmak istediği büyük ve donanımlı hastanelerden birinin yöneticisi olan Dr. Vadim Gudzenko, geliştirdikleri tedavi yöntemiyle diğer hastanelerden getirilen hastaların üçte ikisinin tedavisinin başarılı olduğu bilgisini veriyor, bazı hastaları ise kabul edemediklerini söylüyor. “Bu durum bu ülkede tıbbın çirkin tarafıdır” diyor.

Zenginliklerinin ve güvenliklerinin Amerikan sınırları ötesindeki olaylarla yakından bağlantılı olduğunu düşünen büyük çoğunluk herhalde ölüme terk edilen yoksul Amerikalılar değil. Amerikan emperyalizmi her yıl 1 trilyon dolar civarında parayı silah tekelleri, CİA, Ordu ve Savunma Bakanlığı anlaşmalı şirketlere dağıtıyor. Dünya hakimiyeti hedefi doğrultusunda dağıtılan bu parayı paylaşanlar ülkenin “güzel tarafını” doyasıya yaşıyorlar. Bir hastane yatağı çok görülen yoksul emekçiler ülkenin “çirkin tarafıyla” sürekli boğuşmak zorunda. Ülkenin “güzel tarafını” yaşayanlar doğal olarak zenginliklerinin ve güvenliklerinin Amerikan sınırları ötesindeki olaylarla yakından bağlantılı olduğunu biliyorlar ve Biden yönetiminin de bu konudaki emperyalist hassasiyetinden eminler.

Haksız değiller ve Biden yönetimi Amerikan emperyalizminin aşınan hegemonyasını yeniden tesis etmek için agresif bir politika izleme yönünde tüm işaretleri arka arkaya veriyor. Nükleer silahların modernizasyonu projesi bu bağlamda önemli bir işarettir. Çin’e yönelik saldırgan tutum bunun bir başka önemli göstergesidir. Tüm bunlardan Amerikan yoksullarının payına düşen daha fazla sefalet, daha fazla ölüme terk edilme olacaktır. Amerikan emekçilerinin kaderini tüm dünya halklarıyla birleştiren esas nokta kaynağını tam olarak bu temelden almaktadır.

Paylaşın