Umut Yazıları

iPhone 6’nın Fetiş Karakteri -Temel Sağlam

“Bir meta, ilk bakışta, kolayca anlaşılan sıradan bir şey gibi görünür. Metanın analizi, onun metafizik safsatalarla ve teolojik süslerle dolu çok karmaşık bir şey olduğunu gösterir.”
Karl Marx – Kapital I (sf. 81)

iPhone 6


AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, TV5’te yayınlanan 4. Güç isimli programda kendisini protesto eden bir çiftçiye, çiftçinin cebindeki telefonu ve cihaza yüklü internet paketini göstererek yanıt verdiğini anlattı. Bir süredir sokak röportajlarında da sık sık gündeme gelen cep telefonu bahsi Ünal’ın sözlerinin ardından adeta bir fenomene dönüştü. Videonun yayılmasıyla popüler muhalefetin dili ve araçlarıyla çok sayıda yanıt verildi. Kimi telefon modelinin abartıldığı kadar yüksek bir standartta olmadığını öne sürdü, kimi çiftçiye cep telefonunu çok gören kibirli üsluptan dem vurdu, kimi de iktidarın kendi itibarı ve lüksü harcadığı milyonlardan.


AKP iktidarının makbul bir yönetim olup olmadığı tartışması cep telefonuna bir anda fetiş nesnesi karakteri kazandırıyor. Öyle ki, Mahir Ünal, bu hadisenin 2018’de bir seçim kampanyası esnasında yaşandığını belirtip adeta iktidarın mevcudiyetinin ve istikbalinin temeli olarak çiftçinin cebine giren cep telefonunu görüyordu. Marx, Kapital’in en çok okunan bölümlerinden biri olan Metanın Fetiş Karakteri ve Bunun Sırrı başlıklı kısımda, kendisinden önceki burjuva siyasal iktisadının metaların değerini ve değer büyüklüğünü eksikli şekilde de olsa analiz ettiğini ve bu biçimlerde saklı bulunan içeriği keşfettiğini teslim etmişti. Ancak, burjuva siyasal iktisadı, bu içeriğin niye o biçimi aldığını, bir kez bile sormamıştı[1].

Şimdiye uyarlanırsa, iPhone 6 kullanıyor olmanın AKP iktidarının arkasında durmak için yeterli bir gerekçe olduğu ifade edilmekte, ancak bu ikisi arasındaki ilişkinin birdenbire nasıl kurulduğu sorgulanmamaktadır. Meta fetişizmi bölümüne anıştırmayla[2] “iPhone 6’nın seçimlerde sandığa gidip AKP’ye oy verdiğini söylediğimde, bu ifadenin saçmalığı apaçık ortadadır”, öte yandan insanların cep telefonu kullandığı için AKP’yi desteklemeleri gerektiği söylendiğinde “bu ikisi arasındaki ilişki aynı saçma biçimde ifade edilmektedir”. Bu yazıda bu saçmalığın üstüne gitmeye, Marx’ın ifadesiyle bu içeriğin neden bu biçimi aldığını sorgulamaya çalışalım.


Dijitalleşme


İddia odur ki, Umberto Eco, modern insanın heykelini elindeki cep telefonuna bakar vaziyette yapmak gerektiğini ifade etmiştir. İngiliz sanatçı Gali Lucas da benzer bir yoruma başvurmuş, cep telefonu nedeniyle yüz yüze iletişimin azaldığından hareketle gözünü telefonundan alamayan insanların heykellerini yapmıştır. Eco’nun, ilgili yorumunda cep telefonunun kendisine köleliği, her an erişilebilir, kontrol edilebilir ve emre amade (available) olmayı çağrıştırdığını söylediği rivayet edilir. Eco’ya atfedilen bu yorum, özellikle pandemi sonrasında yaşanan gelişmelerle, her geçen gün daha geçerli hale geliyor. Hayatımızda sayısı her geçen gün artan dijital araçlar denetim, güvenlik vb. boyutlar bir tarafa bırakılsa bile artık yaşamsal ihtiyaçları karşılamak için vazgeçilmez bir nitelik kazanıyor.

İngiliz Sanatçı Gali Lucas’ın Amsterdam’da sergilenen Işık Tarafından Soğurulmuş (Absorbed by Light) adlı enstalasyonu

Pandemi sürecinde online eğitim ve çalışmanın yaygınlaşması sonrasında, kısa süre önce Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu’nun 35 bin ofis çalışanı için uzaktan çalışmayı kalıcı hale getireceklerini açıklaması, bu süreçte inşa edilen kapasitelerin kalıcılığına işaret ediyor. Maske edinmek, aşı olmak, dağıtılan yardımlara başvurmak, bankacılık veya ödeme işlemleri gerçekleştirebilmek için resmi ya da özel birçok mobil uygulamayı yüklemek ve kullanmak gerekiyor. Yaşamımızdaki ağırlığı giderek artan WhatsApp grubu vb. ağlar, eğitim, iş ve gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geliyor; tüm bu alanlar, bir süredir bu teknolojilerin varlığına göre düzenleniyor. Öğrenciler, veliler, çalışanlar bu teknolojilere göbekten bağlanmış durumdalar. Devlet dairelerindeki çok sayıda birimin, pandemiden de önce, çeşitli WhatsApp grupları aracılığıyla haberleştiği, mesai dışı saatlerde de bilgi notu vb. araçlarla çalışanların iş süreçlerinin içinde tutulduğu, hatta bu kanallarla akşamdan iş yetiştirmelerinin istendiği biliniyor. Sık sık ifade edildiği gibi, gelişen teknolojiler, sömürü ve denetimi yoğunlaştırmak, iş akış hızını arttırmak üzere kullanılıyor. Kısacası, akıllı telefonlar ve internet paketleri artık gündelik yaşamın standart avadanlıkları haline gelmiş durumda. Hatta denilebilir ki sömürü oranının yüksek olduğu Türkiye gibi ülkelerde bu tip tüketim malları, çalışma ilişkilerine ve gündelik yaşama daha hızlı adapte ediliyor. Dolayısıyla bunlara sahip olup olmamaktan çok, insanların bunları nasıl edinildikleri tartışma konusu. Siyasal iktisat disiplini bu süreci de alışveriş sepetinin çeşitlenmesi ve bu sepetteki ürünleri edinmek için emekçilerin içinde girdikleri borçluluk sarmalı olarak adlandırıyor.


“Günümüzde her şey kendi karşıtına gebe görünüyor. İnsanın çalışmasını kısaltma ve bereketlendirme mucizevi gücüne sahip makinelere karşın kendisinin yoksulluk içinde, gücünün ötesinde çalıştığını görüyoruz. Ortaya yeni çıkmış zenginlik kaynakları, garip bir gizemli büyü ile, yokluk kaynakları haline dönüşüyor.”


Marx’ın 14 Nisan 1856’da Çartist hareketin Londra’da organize ettiği bir toplantıda dile getirdiği ve dijitalleşme tartışmalarında sık sık atıf yapılan bu ifadeler, görünüşe bakılırsa önümüzdeki süreçte daha fazla anılacak. Emekçiler her geçen gün daha da yoksullaşırken, edinmekle yükümlü hale geldikleri araçların maliyeti artıyor. Bunu karşılamanın yegâne yolu da henüz kazanılmamış, gelecekte ellerine geçecek gelirlerine borçluluk yoluyla el konulması. Hane halklarının tüketici kredisi kullanımı ve borçluluk ilişkisine dair çalışmaların ortaya koyduğu üzere, en düşük gelirliler aynı zamanda en borçlu katmanı oluşturuyor. Zira ellerine geçen gelir, geçinmeye dahi yetmediği için artan ihtiyaçları borçlanarak karşılama yoluna gidiyorlar .


Meta Fetişizmi


Fetişizm, Marx’ın kitabî tanımıyla “kendi emek ürünlerinin toplumsal ilişkilerin, üreticilere, oldukları gibi, yani emek harcayan kişilerin kendi aralarındaki dolaysız toplumsal ilişkiler olarak değil, aksine, kişiler arasındaki maddi ilişkiler ve şeyler arasındaki toplumsal ilişkiler olarak görün”mesidir. “Burada, insan kafasının ürünleri, kendilerine özgü hayatları olan, kendi aralarında ve insanlarla ilişki halindeki bağımsız biçimler gibi görünür.” Daha anlaşılır ifadeyle, bir şeyin doğal vasfı olmayan bir nitelik ya da ruh, düşünceyle o şeye atfedilir. Hukuk devletini bir fetiş nesnesi olarak kavradığı yazısında Selçuk Kozağaçlı; fetişin büyüsünün, “saptırılmış bir anlam yükünü haddi olmadan üstlenmesinden” doğduğunu ve bu büyüyü anlamanın yolunun ona “alay ederek ve öfkelenerek ama asla büyüsüne kapılmadan” yaklaşmak olduğunu söyler.


Bilindiği gibi Marx, Kapital’in ilk cildinde metayı ve onun değerini belirleyen dinamikleri anlamaya çalışır. Meta fetişizmini anlaşılır kılmak için de pazarda karşı karşıya gelen iki metanın hangi oranlarda mübadele edileceklerini tartışır. Aslında insan yapımı olan farklı türden iki meta -bizim örneğimizde işlevi haberleşmek olan telefon ile siyasal temsilci seçmek olan oy- arasındaki oranlar “alışkanlık yoluyla belli bir kararlılık düzeyine ulaşır ulaşmaz”, aralarında farkında olmadan bir eşdeğerlik kurulur ve meta fetişizmi de tam olarak burada ortaya çıkar. Öyle ki, bu eşdeğerliğin oranları, “ürünlerinin doğasından kaynaklanıyormuş gibi görünür”. Marx, bu sis perdesini kaldırmak ve “alışkanlık yoluyla oluşan kararlılık düzeyini” sorgulamak için, geçerli kapitalist pazarı, önce Robinson’un adasıyla ardından da Orta Çağ’daki ilişkilerle karşılaştırır. Bu, Marx’ın yöntemini burjuva siyasal iktisadının ötesine taşıyan önemli adımlardan bir tanesini oluşturur. Çünkü burjuva siyasal iktisadı, üretim sürecini insanların toplumsal etkinliğinin ürünü olarak değil de ona egemen “doğa üstü” bir güç gibi kavrar. “Bundan dolayı, kilise babaları Hristiyanlık öncesi dinlere nasıl yaklaşıyorsa, ekonomi politik de toplumsal üretim organizmasının burjuvazi öncesi biçimlerine öyle yaklaşır.” Bardağın bile kendi kerameti olduğunu iddia edecek kadar büyüle(n)miş bir aklı andırıyor, değil mi?


“Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin’ söyler”miş. Mahir Ünal’a göre de AKP, bir burjuva iktidarıdır. Sağlamasını yapıp bitirelim. İçinde bulunduğumuz düzendeki üretim ve tüketim yordamının belli bir mertebesinde cep telefonun satın alınması hem iş ve okul yaşamının devamı hem de pazar ilişkilerinin sürdürülebilmesi açısından bir norm halini alır. Teknoloji tekelleri telefondan kazanır; çalıştığımız işyerinde organizasyon hızlanır; bahis, sosyal medya vb. işçinin yeniden üretim süreciyle ilgili ayrı bir pazar meydana getirir… AKP, tüm dünyada karşılık bulan bu süreçlere, Türkiye özelinde aracılık eden hükümet olur; işlerin olması gerektiği gibi yürüdüğünü ifade ederek bunu ancak kendisinin yürütmeye devam edebileceğini söyler. Çiftçinin cebine giren iPhone’u oy ile mübadele etme çabası da aslında bütün bu sürece aracılık etmesinin, bu görevi yerine getiriyor olmasının karşılığıdır. O yüzdendir ki, “meta kisvesine bürünür bürünmez, ayakları yerden kesilmekle kalmaz, kafasından çok daha mucizevi tuhaf fikirler çıkarır.”
İşte o zaman sadece telefon değil; uzay da, anayasa da, seçim de büyülü birer fetiş nesnesine dönüşür.

11 Şubat 2021

[1] Karl Marx. Kapital, 1. Cilt (89-90). Yordam Yayınları: İstanbul.

[2] Aksi belirtilmedikçe tırnak içindeki ifadeler ilgili bölümden uyarlanmıştır.

Paylaşın