Umut Keçer, Umut Yazıları

Faşist işgal, Gare ve birleşik devrim- Umut Keçer

Birleşik devrim güçleri açısından Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında önemli gelişmelerin yaşandığı bir tarihsel dönem içerisindeyiz. Öncelikle birleşik devrim güçleri açısından gelişmeler son derece umut verici. Türkiye’de işçi sınıfı ve ezilenler cephesinde de önemli gelişmeler yaşanmaktadır.

Gelişmelerin genel gidişatı açısından faşist iktidarın cephesinde bir çözülme ve dağılma sürecine girildiğini görmek gerekiyor. AKP-MHP faşist iktidarı Erdoğan’ın liderliğinde adeta devletin bütün kurumlarını ele geçirmiş ve her alanda yoğun bir kadrolaşmaya gitmişken bile sonuç alamamaktadır. Devletin kurumları arasında baş gösteren uyumsuzluk ve çatışma durumu her yeni dizaynda tekrar tekrar kendini yeniden üretmektedir.

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz düşünüldüğünde faşist iktidar var olan toplumsal desteğini her geçen gün kaybetmektedir. Ekonomik krizin gidişatı kapitalist gelişme kuralları dışında söylemlerle ekonomiyi yönetmenin mümkün olmadığını Erdoğan’a öğretti. Berat Albayrak biraz da bu politikanın diyetini ödemiş oldu. Bilimsel düşünmeden uzak bir ekonomi yönetimi gelinen noktada ülkeyi ekonomik iflasın eşiğine getirirken, çözüm olarak “işinin daha ehli” kapitalist bir bürokrat, ekonominin başına getirilerek Merkez Bankası müdahaleleri ile yüksek faiz oranları uygulamasına geri dönüldü. Bunun piyasalara yansıması ekonomik açığın büyümesi ve krizin daha da derinleşmesi anlamına geliyor.

Ülkenin birçok şehrinde birbirinden bağımsız işçi direnişleri olmakta ve bu direnişler önemli kazanımlarla sonuçlanmaktadır. Aynı zamanda işçi sınıfı cephesinde faşizme karşı da büyük bir öfke mayalanmaktadır. Bu öfke, gelinen aşamada sadece laik ve seküler kesimlerde değil aynı zamanda AKP-MHP ittifakına oy vermiş kesimlerde de büyük bir birikime dönüşmüş durumda. İslam dini temelinde oluşan biat ve sadaka toplumunun yapısı çözülme işaretleri vermeye başlamıştır. Bir tarafta açlık ve yoksulluk diğer tarafta saraylarda şatafatlı yaşam; din, aradaki bu çelişkiyi örtmekte artık yetersiz kalmaktadır.

Özgürlük sorunu toplumun en geniş kesimlerini ilgilendiren bir mesele haline gelmiş bulunuyor. Faşist iktidar kendinden olmayan herkese ve her şeye düşman. İşçi, emekçi, kadın, Kürt ve LGBTİ+… bütün kesimler faşizmin öfkesinden ve nefret söyleminden payını almaktadır.

Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayan hareket ciddi bir toplumsal etki alanına ulaşmış bulunuyor. Her şeyden önce faşist iktidarın atadığı rektör, görev liyakatı olmayan ve bilimsel niteliği zayıf bir isimdir. Bu konuda ısrar ve dayatma hali faşizmin bütün ülkeye hâkim olma ısrarının ifadesidir.

Ancak gelişmeler bize gösteriyor ki Boğaziçi meselesi artık sadece Hisarüstü’nde cereyan eden basit bir akademik personel tercihinden çıkmıştır. Ülkenin 38 şehrinde Boğaziçi direnişine destek eylemleri olurken iktidarın yarattığı korku duvarı yıkılmıştır. Birçok kesim Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin direnişi ile birleşmiş durumda. Direnişçi işçiler, Kürtler, kadınlar, LGBTİ+’lar ve gençler farklı gerekçelerle bu direnişe destek vermektedirler. Burada temel mesele ülkede var olan özgürlük yoksunluğudur. Özgürlük talebi doğrudan taraftar bulmakta ve toplumun diğer direniş dinamikleriyle çok hızlı reaksiyona geçebilmektedir. Faşist iktidar bu gelişmeler karşısında büyük bir korkuya kapılmış bulunuyor. Zira onun en rahatsız olduğu şey özgürlük ve örgütlülük arayışıdır.

Bu koşullar altında ilan edilen Birleşik Mücadele Güçleri büyük bir ilgi uyandırdı. İstanbul’da binlerin buluşacağı bir eylemle kendini ilan etmek isteyen bu oluşum faşizmin doğrudan engellemesine maruz kaldı. Ama her şeye rağmen sokağa çıkıldı ve faşizme karşı birleşik mücadele güçlerinin meşru kitle mücadelesi alanında yan yana gelmesi açısından önemli bir eşik aşılmış oldu. Bu yönüyle uzun süredir devam eden “yumurta mı tavuktan yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar?” tartışmaları bitmiş oldu. Faşizme karşı mücadele konusunda gerillanın ve milislerin mücadelelerinin yanı sıra fiili meşru mücadele zemininde de birlikte mücadele olanakları oluşmuş oldu. Bu gelişme önemli bir fırsatı işaret etmektedir. Özgürlük talebiyle sokağa çıkan ve taleplerini dile getiren kesimler birleşik devrim güçlerinin örgütlenmesi ve mücadeleyi yükseltmesi için muazzam bir hareket alanı yaratmaktadır.

Bu koşullar altında faşist iktidar her zaman yaptığı şeyi yaparak Kürtlerle savaşı şiddetlendirme hamlesini yaptı. Zira yaşanan ekonomik kriz, kaybettiği kitle desteği ve ortaya çıkan özgürlük arayışı düşünüldüğünde şimdiye kadar Kürtlerle savaş, faşist iktidara ülke içerisindeki sınıf çelişkilerini örtme konusunda en çok kazandıran seçenek olmuştur. Kürtlerle savaş temelinde, ülke içerisi çelişkileri daha az görünür kılacak. Ayrıca muhalefet cephesi de bu sayede bölünmüş olacak; muhalefetin muhafazakâr ve ulusalcı kesimleri yeniden faşist iktidara yedeklenecek.

Burada meselenin yakıcı noktası faşist iktidarın Gare işgali hareketinde askeri başarısızlığa uğramasıdır. Faşist iktidarın yaşayacağı bir askeri başarısızlık onun çözülüşünü hızlandıracaktır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin direnişi karşısında askerî açıdan başarısız olan bir faşist iktidara karşı ülke içerisinde özgürlük talebi daha güçlü çıkmaya başlayacaktır. Rus devrim tarihinde 1905 Rus-Japon savaşı böylesi bir örnektir. Kendi ülke içi çelişkilerinin üstünü örtmek için dışarıda savaşa yönelen Rus Çarlığı, yaşadığı askeri başarısızlıkla birlikte 1905 Devrimi’nin ortaya çıkışını engellemek bir yana ona daha da hızlandırıcı etkide bulunmuştur.

Bugün de birleşik devrim güçlerinin çabası, faşist iktidarın askeri başarısızlığa uğramasıdır. Bu başarısızlık yaşanırsa faşist iktidarın kitle desteği artmak bir yana daha da azalmış olacak. Birleşik devrim güçleri bu bilinçle hareket etmelidir; çünkü özellikle faşist iktidara karşı Medya Savunma Alanları’nda yürütülen tarihsel direnişin Türkiye metropollerine taşınması kritik bir öneme sahip. Yürütülen mücadele bu açıdan faşizmin cephe gerisinde rahat olmaması ve adım adım saldırı pozisyonundan savunmaya çekilmeye zorlanmasını hedeflemelidir.

Şimdi birleşik devrim güçleri tarihsel bir mücadele dönemine giriyor. Ülke içerisinde devrimci savaşı büyütmek ve faşist iktidarı hedef alan kitle mücadelesine yön vermek bu dönemin önemli görevleri arasındadır. Mücadele bu yönüyle sadece askeri bir faaliyet olarak Gare alanında olan bir savaş değil, aynı zamanda İstanbul’da devam eden bir mücadele olacaktır. Faşist işgalin yenilgisi için birleşik devrim güçleri tarihsel rolünü oynamalıdır. ‘Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız’ devrimci seferberlik hamlesi tam da bu tarihsel anda büyük bir önem kazanmaktadır.

Paylaşın