Gündem, Hasan Gezgin, Umut Yazıları

Faşizmin Gare’de hezimeti – Hasan Gezgin

AKP-MHP faşist iktidarının Gare’ye yaptığı saldırının ne amaçladığı konusunda birçok teori ortaya atıldı. İktidarın böylesi bir saldırıya kalkışması daha önce yaptıklarının ve yakın zamanda Haftanin bölgesine yaptığı saldırıların ötesinde bir niteliğe konuldu. Doğrudur, çünkü bu defa yapılan işgal girişimi zamanlaması ve niteliği ile ayrılmaktadır.

Bu saldırılar öncesi devletin üst düzey bürokratları başta Irak ve KDP ile görüşmeler gerçekleştirdi. Burada bu şekliyle belirleyici olanın Barzani ve ailesinin olduğu aşikardır. Irak’ın da böyle bir saldırı ve işgal girişimine onay verdiğini kesinleştirmek bu noktada zor bir ihtimal olarak durmaktadır. Bu sebeple Barzanilerin ikna edilmesi onların zaten PKK ile olan gerilimlerinin doğal sonucu olarak çok basit oldu. KDP’nin bu sebeple PKK’nin Başur’da daha fazla etkin olacağını görmek istememesi AKP-MHP faşizmi ile yakınlaşması ve bazı noktalarda iç içe geçmesini zorlamaktadır. Bu siyasetin varlığı Gare-Şengal ve Rojava denkleminde ilerleyen ama bugün izdüşümü olarak Gare’ye saldırı olarak kendisini var etmiş olarak görülmektedir. Bir operasyona askeri-politik olarak uzun süre hazırlık yapan devletin çok kısa bir sürede hezimetle ‘geri basması’ bundan da başka sonuçlar doğurmaktadır.

Bazı ön kabuller yapalım; öncelikli görülen şey devletin istihbarat alarak harekât yaptığı ihtimalidir. Çünkü Erdoğan’ın “çarşamba günü müjdemi isterim” açıklaması her ne idiyse onu bilemeyiz ama açıklayacağı şeyler kursağına dizildi onu biliyoruz. O kadar askeri güçle yapılan bir işgal girişimi kısa sürede geri püskürtülünce sorulması gereken soru; istihbaratı olan bir bilgi ışığında yapılan ‘nokta operasyonu’ muydu? Bunu doğru kabul edersek bu istihbarat sadece PKK’nin elinde ki esirleri kurtarmak için yapılmış sayılmaz. Böylece medyaya sunulsa bile görülüyor ki defnedilen esirler için ‘sessiz sedasız’ devlet töreni yapıldı. Üstelik bu esirler edindiği bilgileri PKK’ye aktarmıştı, yani devletin gözünde zaten öldürülmesi gereken kişilerdir.

Bu operasyonların esas stratejisi AKP-MHP faşizmini ayakta tutma planıyla doğrudan ilintilidir. Çünkü ABD seçimlerinden bu yana ABD’nin bir buhran dönemi içerisinde olduğunu bilen ve bu sebeple onun bu boşluğundan yararlanmak adına utangaç adımlar atan devlet Trump gibi kendisine ‘destek’ çıkmayan Biden’a oldu-bitti hesabı yaptırmaya çalışmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi Rusya ile olan ilişkilerinde de hala o utangaçlığı sergilemektedir.

Gelgelelim ülke içine… Bu noktada değinmemiz gereken en önemli konu ülkemizdeki direniş odaklarıdır. Toplumsal dinamiklerin var olan muhalefeti hala ilerlemektedir. Ülkenin her yanı Boğaziçi eylemleriyle, işçi grevleriyle, direnişlerle ve eylemlerle kaynamaktadır. Özgürlük isteyenler AKP-MHP faşizmine karşı öfkesini daha da bileylemektedir. Bu sebeple, tam olarak bu noktada bu askeri operasyonun başarılı/başarısız kriterini dışında bırakarak söylüyorum; bunun neticesi olarak ülke içinde hem burjuva muhalefetin tamamını sorgusuz sualsiz arkasına dizecekti hem de devrimci öznelere karşı bir tasfiyeyi ‘istediği’ gibi yönetecekti. Yani özgürlükten yana olan, anti-faşist ve sömürü çarklarına karşı öfkesi olan herkes bu saldırıların kaçınılmaz hedefi olacaktı. Artık, devletin dış’ta aldığı yenilgi kendisinin her ne kadar uzun bir süredir uyguladığı taktik olan “savaşı dışarıda yürütmek” anlayışı artık kırılmış ve tam aksine artık onun merkezine girmiştir. İstanbul’u Ankara’sı İzmir’i işçi ve emekçi havzaları vs. neresi aklınıza geliyorsa burada olan herkes için kırılmalar hızlanmıştır.

Bu bir savaştır ve devlet bu yüzden bu başarısızlık haliyle bile ülke içerisinde saldırı dalgasını başlatacaktır. Bir süredir yükselen muhalefeti kendi periferinde eritebilmek için toplumsal muhalefet odaklarına güç ve destek veren herkesi hedefleştirecektir. Bunu bilmek veya tahmin etmek çok zor değil ama faşizmin temsilcilerinin ‘yeni bir sayfa açacağız’- ‘yeniden kuruluş’ gibi söylemleri de göz ardı edilecek şeyler değildir. O yüzden devletin 13 esir üzerinden yapmak istediği söylemi ülke içerisindeki toplumsal güç ve muhalefetler de kullanırsa hata yapacaktır. Aksine bu söylemden çıkararak faşizme karşı mücadelede onun politikalarının belirleyiciliğini ideolojik olarak kırmak gerekmektedir.

Faşizmin her eşik atlamak istediğinde karşısına çıkan duvarlara karşı tutuklama ve onu toplumsal olarak tecrit etme politikası artık ülke içinde devrimci siyasetle kırılma anlarını yaşamaktadır. Velhasıl, kabul edelim ki kendi tabanını konsolide etme yeteneği ve gücü hala var, hatta burjuva muhalefeti arkasına dizme gücü de hala var ama artık savaş ülke sınırları içerisine girmiştir. Devletin güç bela devrimci siyasetten uzak tutmaya çalıştığı işçi ve emekçi havzaları, mahalleleri bu gerçeklikle karşı karşıyadır.

Toplu tutuklama, gözaltı ve faşizmin her türden saldırısı karşısında geri adım atmak bize kaybettirir ama bütün bunlara karşı birleşik devrimci mücadele önderliğinde faşizmi yıkmak istiyorsak onun adresi sadece direnişten değil saldırıdan geçer.

Paylaşın