Gündem, Umut Yazıları

Umut Editörden – Güncel politik durum (1)

Gerici faşist diktatörlüğün eş başkanlarının ev ziyaretlerinde planladıkları büylük bir ihtimalle sadece hızla sürüklendikleri seçim atmosferinden hangi sahtekarca düzenlemelerle çıkabilecekleri değildi. Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar bir kere seçim düzlemine girerlerse oradan büyük bir kayıpla çıkacaklarını biliyorlardı. Her şeyden önce, 2002’de kendilerini iktidara taşıyan uluslararası emperyalizmin artık onlardan bıktığını ve sıranın, 2002’de göreve pazarlanırken Türk-Amerikan “İş” Konseyi yöneticisi Cüneyt Zapsu’nun Bush’a AKP iktidarı adına güvence vermek için söylediği gibi, “işi bitince kubura süpürülme”ye geldiğini görüyorlar. Para muslukları kapatıldıkça harami grupları her gün bir kavgayla gündeme geliyorlar. Damat, pelikanlar derken dün de kontr gerilla “gazeteci”si Fuat Uğur ve muhtemelen bağlı olduğu ekip de sepetlendi, yağma sofrasından.

Parayla beslenemeyince yandaşlık saltanatı hızla erimeye başladı. Kamuoyu anketleri bu erimeyi günlük olarak veriyor. RTE iktidarının oy oranı hızla %40’ların altına doğru iniyor.

Merkez Bankası’nın hem uluslararası finans kapitali hem onun Türkiye örgütlenmesi olarak TÜSİAD’ı memnun eden kontrollü politikalarına karşın, ülke yıllık 120 milyar dolarlık borç yükünü döndüremiyor. 2020 yının cari açığı 40 milyar civarında gerçekleşti. İşsizlik, pahalılık, açlık ve sefalet artık toplumu aile intiharlarına zorluyor. İşçi direnişleri küçük ama yaygın bir şekilde seyrediyor. Boğaziçi direnişi AKP-MHP faşizmini Gezi kabuslarına sürüklüyor ve saldırganlaştırıyor.

Bununla birlikte, iktidar, hergün en akıl almaz gerekçelerle uygulamaya soktukları gerici-faşist zorbalıkların toplum muhalefetini sindiremediğini de görüyorlar. Boğaziçi eylemleri zayıf, güçlü Türkiye’nin dört bir yanında hala sürüyor. Boğaziçili akademisyenler kar-kış dinlemeden kayyum rektöre sırtlarını dönmeye devam ediyorlar.

Bu durumda Saray diktatörlüğünün ayakta kalabilmesi için yapılacak biricik hamlenin  HDP’yi seçim dışı bırakmak olduğu kolayca ortaya çıkmış durumdadır. Gerici faşist diktatörlüğün Gare saldırısının bu planlama dahilinde gündeme getirildiği, operasyonun başarısızlığı karşısında ağızlarından akıttıkları ırkçı salyalardan anlaşılıyor. RTE’den Bahçeli’ye, Altun’dan Soylu’ya gerici faşist diktatörlüğün bütün politik aktörleri Gare’de döktükleri kanı HDP üzerine tahvil edip demokratik Kürt muhalefetini bir kez daha siyasal soykırıma uğratmaya yöneliyorlar. Özgürlükçü Kürt siyasetinin 40 ilde 718 kadrosunun göz altına alındığını yazıyor gazeteler. Siz bu satırları okurken belki de bu rakam bine doğru yaklaşmış olacak.

AKP-MHP faşizmi, geçtiğimiz yerel seçimlerden çıkardığı sonuç üzerinden HDP’yi etkisizleştirirse karşısındaki CHP-İP’li millet ittifakının güçten düşeceğini hesaplıyor.

Yokuş aşağı yuvarlanmakta olan Saray faşizmi burada hesap hatası yapmaktan kurtulamıyor. CHP’nin ve başkanı Kılıçdaroğlu’nun tam bir yandaş muhalefet tarzıyla Türkiyeli ve Kürt halk muhalefetinin doğrudan Saray’a yürümesinin önündeki barikat olduğunu içine düştükleri “yönetememe” çaresizliği içinde görmezden gelmeyi tercih ediyor.

HDP’nin düzen siyaseti içindeki etkisi daraldıkça yoksul Kürt halkının kararlılıkla sürdürdüğü demokratik Kürt muhalefeti liberal yönlendirmelerden sıyrılarak Kürt devriminin öncülüğünde dördüncü stratejik dönemin devrimci halk savaşı rotasına daha güçlü bir şekilde yönelecektir. Bu yönelme, Türkiye metropollerinde giderek istikrar kazanan fiili ve kitlesel toplum muhalefetiyle yanyana gelerek Birleşik Mücadele’yi ve onun devrim yürüyüşünü güçlendirecektir. Artık sürecin yönü bu doğrultudadır.

Gare operasyonu, Afrin işgalinden beri Kürt özgürlük hareketinin politik daralmalarda öne çıkardığı “ulusal birlik” arayışlarına da net ve somut bir cevap üretmiş durumdadır. Dört parçadaki Kürt ulusununun işbirlikçi burjuva kanadının temsilcisi olarak KDP, Gare saldırısında somutça ortaya çıktığı gibi Türk sömürgeciliğinin PKK’ye yönelik saldırılarına yatakçılık ve destek sağlamıştır. Aynı karşı devrimci tutum Şengal’de, Mahmur’da ve ENKS üzerinden Rojava’da da geçerlidir. Özgür ve demokratik sosyalist bir toplum projesi taşıyan Kürt özgürlük hareketi ve halk sınıfları artık KDP gibi sömürge işbirlikçisi ve emperyalizm taşeronu bir sınıf ve onun partisiyle aynı yolu yürüyemez. Ve bugüne kadar da aynı yolu yürüyememelerinden de anlaşılacağı gibi özgürlükçü Kürt ulusal birliği zaten PKK önderlikli KCK yapısı ve bayrağı altında sağlanmış durumdadır. Bu gerçek  PKK’nin dört parçanın birbirine uyumlu siyasetinde Bakur’a devrimci halk savaşı politikalarıyla yönelme kararlarına daha güçlü bir geçerlilik, daha tarihsel bir doğruluk katmaktadır.

Artık Türkiye ve Bakur’un proletarya ve ezilen sınıfları RTE’nin liberal burjuvaziyi, küçük burjuva demokratları bir kere daha “yetmez ama evet” oltasına takmak için ortaya attığı Yeni Anayasa projesinden hiç bir şey beklememektedirler. Çözüm masalarının devrilmesine, siyasi soykırımla seçilmiş vekillerin, parti yöneticilerinin, seçilmiş yerel yöneticilerin ve kadroların zindanlara doldurulmasına, öz yönetim talebine karşı yoğun devlet katliamı yaşanmasına, Rojava’nın işgale ve gerici çete talanına mahkum edilmesine, Medya Savunma Alanları, Şengal, Mahmur sürekli saldırı ve işgal tehdidi altında tutulmasına karşın hala RTE-Bahçeli anayasasından, içeriği bir görelim bakalım diye umut besleyen HDP liberal yönetimine rağmen Kürt halk muhalefeti daha kararlı ve daha inançla PKK’ye ve onun önderliğindeki KCK’ye sarılacaktır.

CHP itibariyle metropol proletaryası ve ezilen sınıfları için de aynı şey geçerlidir: bugüne kadar “yanlış ama …” deyip vekil dokunulmazlıklardan işgal politikalarına kadar hepsini onaylayan CHP ve Kılıçdaroğlu’nun yeni anayasa için “laikliği kaldıracaklarını sanmam, hele bir kendi aralarında anlaşsınlar” demesinden bellidir ki CHP ve Kılıçdaroğlu RTE’nin peşinden gitmeye şimdiden karar vermiş durumdadır. Dönemin İngiliz başbakanı Tony Blair, Irak işgalinden itibaren bütün bölge politikalarında Amerika’yı destekleyince İngiltere muhalefeti Blair için “Bush’un finosu” tanımlamasını yakıştırmıştı. Benzer hukukta, Kılıçdaroğlu’na da “Tayyip’in finosu” demekte hiçbir yanlışlık yoktur. Gare operasyonu artık Kürt halk muhalefetini hem liberallerin hem de CHP’nin oyalamalarından iyice uzaklaştırmış olmalıdır.

Bu koşullar devrimin birleşik öncüsü için oldukça önemli ve olumludur. Birleşik mücadele, bu olumluluğu halk sınıfları nezdinde somut politikalara ve kazanımlara çevirmeyi başarmalıdır.

*Devamı  yarın yayınlanacaktır.

Paylaşın