Gündem, Hasan Gezgin, Umut Yazıları

Gare’den Boğaziçi’ne; faşizme karşı direniş – Hasan Gezgin

Gare’de gerilla karşısında uğradığı yenilgiden sonra ülke içinde istediği tabloyu oluşturamayan AKP-MHP faşist iktidarı ülke içerisinde halka ve ezilenlere dönük saldırılarını yeni bir dönemin ihtiyacına göre şekillendirme hareketine girişti. Bu anlamıyla önümüzde duran birkaç önemli konu, devletin onu aşmasını kendisinde gerekli kılan bir rol oynamaktadır. Öncelikle en güncel olarak Boğaziçi direnişi, devamında HDP’nin ‘kapatılması’ tartışmaları ya da vekillerinden yeni üyesine kadar herkesin kriminalize edilmesi ve mevcut işçi eylemlerinin abluka içerisinde yok edilmesi gibi ortalama bir sıralamayla faşizmin en öne koyduğu somut engelleri görebiliriz. Bunların dışında, elbette dış siyasette yaşadığı sorunlar ülke içi dinamikleri de etkilemekte. Bu konu hakkında da sanıyorum ki “son Gare işgal girişimi sonrasında neler yaşandı”, diye sormak kısaca yeterli olacaktır.

En genişten başlayalım. Faşist iktidarın Gare’deki yenilgisinden sonra hiç kuşkusuz birçok öngörüde bulunuldu. Hepsi bir şekliyle doğruydu ama en belirleyici olanları ABD’nin açıklaması sonrası yaşandı. İşin özü itibariyle açıklamada “eğer, o esirleri PKK öldürdüyse” diye bir cümle yer alması ülke içinde bütün muhalefeti dışsal bir gücün itmesiyle mevcut iktidara karşı cesaretlendirdi. Burjuva düzen partilerinin operasyonun gerçekten ne amaçla yapıldığını sorgulamadan ama çeşitli sorular ile iktidara yönelmesi ve iktidarın istediği rüzgarı arkasına alamaması devlet içi birtakım sorunları da beraberinde getirdi. Başka bir zamanda olsa burjuva muhalefeti birkaç cümlesiyle etrafına toplayan iktidar bu kez onu kısmen gerçekleştirebildi. Bu, onun için bir siyasal yenilgi olarak adlandırabileceğimiz süreç oldu. Bunun üzerinden de hala on üç esirin tartışılıyor olması askeri yenilginin politik izdüşümünü bertaraf etmektir. Başka bir anlam taşımamaktadır. Devlet içi sorun da bu noktasıyla sorgulayan halk kitlelerinin sorusunun başladığı yerde oluşmaktadır. Devlet, sorgulandıkça ve tartışıldıkça yeni sorunlar üretmektedir.

Akabinde, yine birkaç gün önce Süleyman Soylu’nun Boğaziçi direnişçisi olan yüz elli gencin ailelerinin aranıp konuyla ilgili ‘bilgilendirme’ yapıldığını anlatması da hala devletin böyle bir kaos içerisinde ‘içeriye’ nasıl yöneldiğinin göstergesidir. Çünkü, bu konuda bile istediği cevabı alamayıp devlet iktidarını sorgulayan bazı ailelerin ‘ideolojik aile’ olarak adlandırılması da devletin ideolojik tahakkümünü sorgulatmıştır. Üstelik bu direniş hareketinin geldiği boyut itibariyle meşruluğu zaten tartışılmaz boyutta iken devletin telaşa girip ailelerden de ‘bu işe karışmayın’ cevabını alması faşist iktidarın sorgulandığını ve devlet karşısında özgürlükleri için kavga edenlerin ne denli destek gördüğünü kanıtlar niteliktedir.

Boğaziçi Direnişi kendi yatağını oluşturmuştur. Onun önünde engel olabilecek tek güç kendi iç sorunları ve hareketin statükocu olması olacaktır. Kendisini sürekli aşan ve yenileyen, ayrıca klasik bir üniversiteli gençlik eylemi boyutunda kendisini kısıtlamayacak eylemler ve mücadele hattı onu genişletecektir. Bu sebeple Boğaziçi Direnişi’nin Gare Direnişi ile olan ortak yanları buluşmalıdır. “Faşizme karşı birleşik mücadele”, “özgürlük için direniş”, “sömürüye-zulme karşı mücadele” vs. gibi sloganlardan hangisi bu iki hareketi birleştiriyorsa o mutlaka devrimci mücadeleye de kazandıracaktır. Hapiste tutsak olanlar, Gare’de düşenler-dövüşenler ve hala mücadeleyi yükseltmek isteyenler aynı potada eriyeceklerdir. Bu devrimci mücadelenin hem ritmini değiştirecek hem de devrimci bir rüzgar estirecektir.

Ülke içi siyasette faşizmin yıkmak ve hareketsiz kılmak istediği sorunların bir diğer ayağını HDP ile birleşik mücadele oluşturmaktadır. HDP’ye yönelik operasyonlarda sürekli olarak onun ilk kuruluş çizgisine oynayan devlet, bu sebeple yaptığı operasyonlarla HDP vekillerinin vekilliklerini düşürmek, HDP’nin hareketsiz kalmasını sağlayan belli bir takım çizgileri onun içerisinde hakim kılmaya çalışmaktadır. HDP’yi sürekli olarak kendi içiyle uğraşmasına itmeye çalışan devlet, benzer yöntemleri birleşik mücadelenin devrimci öznelerine de uygulamaya çalışacaktır. Gare işgal girişimi sonrası bütün ihaleyi HDP’ye yıkmaya çalışan AKP-MHP faşizmi yakın tarihte HDP üzerinden yaptığı birçok ‘eski defteri’ açarak argüman üretmeye çalışsa da sınıfta kalmaktadır. Burada ki amaçlardan bir tanesi, devletin kendisini dizayn edeceği her anda vereceği açıklara karşı iktidarını sarsacak olan öznelere şimdiden önlem almasıdır. Dolayısıyla da bir yönelim içerisindedir. Çünkü devlet için önemli olan şey, ülkede her geçen gün işçi grevleri artarken, direnişler her alanda yoğunlaşırken bunları faşizmin tek bir merkezine yöneltecek devrimci gücü engellemeye şimdiden girişmektir. Devletin bu saatten sonra hiçbir savaşa hazırlıksız girmeyeceğini görmek gerekir.

İşin özü; Gare’de oluşan zaferin havasını Boğaziçi’nde gerçekleşen ve hala yanan ateşle birleştirmektir. Bu birleşik mücadele iradesi faşizmi yıkacak olan devrimci özneyi eylemleriyle, sözüyle ve öncülüğüyle ortaya çıkaracaktır.

Paylaşın